|
DİN PSİKOLOJİSİ AÇISINDAN PSİKANALİZ VE DİN BAĞLAMINDA S. FREUD’UN “TOTEM VE TABU” ADLI ESERİ ÜZERİNE BAZI TESPİTLER
Mustafa KOÇ
Her bilim dalının mutlaka kurucu metinleri vardır. Bilim dallarının
konuları ve problemleri büyük ölçüde bu kurucu
metinler sayesinde şekillenmektedir. Din
Psikolojisi biliminin de ‘Psikanaliz ve Din’ bağlamında,
kurucu metinleri arasında değerlendirilmesi
gereken eserlerden biri Freud, ’un, antropoloji,
etnoloji, dinler tarihi, ve sosyoloji muhtevalı
psikolojik bir karaktere sahip olan “Totem ve
Tabu” adlı eseridir.
Sigmund Freud
(1856-1939),
kurucusu olduğu psikanaliz ekolü ve kaleme aldığı
temel eserleriyle, çağdaş düşünceyi derinden
etkilemiş bir bilim adamı ve psikiyatrdır. O,
“Totem ve Tabu” adlı, incelemeye çalışacağımız
bu ünlü eserinde, psikanaliz ekolünü, sosyal
bilimler kapsamına girebilecek sosyoloji,
antropoloji ve etnoloji gibi bilim dallarıyla ilişkilendirmektedir.
Freud burada, günümüzdeki nevrozlu hastalarla,
ilkel insanlar arasında abartılmış denebilecek
bir analoji kurmaktadır. Buna rağmen bu eser,
psikanaliz ekolünün temel yaklaşımlarının
sentezinin yapıldığı güzel bir örnek olarak değerlendirilmektedir.
Bu eseri
meydana getiren dört bölüm, Freud’un, kolektif
psikolojinin henüz karanlık olan bazı
fenomenlerine, psikanalize ait görüş ve verileri
uygulamak amacıyla yaptığı ilk girişimidir. Böyle
bir amaçla yazılan bu eserin, bir yandan, aynı
konuya analitik psikoloji varsayımı ve metotlarını
kullanmak isteyen W. Wundt'un büyük eserine; diğer
yandan tam tersi olarak, bireysel psikolojiyi,
kolektif psikolojiden alınma verilerle açıklamaya
çalışan Zürich psikanalitik ekolünün bu çalışmalarına
karşı kaleme alındığını görmekteyiz. Bu
sebeple Freud’un bu eserinin çıkış noktasını
bu iki ayrı yöndeki çalışmalar oluşturmaktadır.
Totem ve Tabu,
uzman olmayan bir okuyucu kitlesine hitap etmekle
birlikte, yine psikanalizle az çok ilgilenen
okuyucularca da tam olarak anlaşılıp değerlendirilebilecek
bir eserdir. Aynı zamanda bu eserin, -önsözünde
de belirtildiği gibi-, etnologlar, lingüistler,
folkloristler, vb. ile, psikanalistler arasında bir
iletişim sağlama amacını gütmekte olduğu görülmektedir.
Bu eserin başlığına konu olan
iki kavram; ‘totem ve tabu’, farklı tarzda ele
alınıp işlenmiştir. Freud, burada tabu
problemini, kendi fikirleri doğrultusunda aşağı
yukarı kesin bir çözüme kavuşturmuştur; ancak,
totemizm için aynı şey söylenemez. Bu konuda
Onun, amaçladığı çözümün yalnızca,
psikanalizin günümüzdeki verilerinin doğrular ve
destekler göründüğü çözümünden ibaret olduğunu
görmekteyiz. Elde edilen sonuçlar arasında
kesinlik derecesi açısından böyle bir fark
bulunmasının nedeni ise, tabunun, günümüzde
modern toplumlarda da hâlâ, varlığını sürdürmüş
olmasıdır. Freud’a göre, negatif bir anlam taşımasına
ve tamamen farklı konularla ilgili olmasına rağmen
tabu, psikolojik bakımdan, her türlü bilinçli
motivasyonu bir yana iterek, hükmünü sırf zorbacı
bir tarzda yürütmeye çalıştığı için Kant’ın
kategorik emrine benzemektedir. Totemizm ise
tersine, bizim bugünkü anladığımız biçimde
bir kavram değildir. Totemizm bu eserde, uzun
zamandan beri kaybolmuş ve yerini yeni dinsel ve
sosyal şekillere bırakmış; modern ve uygar
kavimlerin din, ahlak ve adetlerinde bazı belirsiz
izlerine rastlanan, ve hâlâ onu muhafaza edenlerde
bile derin değişikliklere uğramış bulunan bir
inanç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda
Freud bu eserinde, totemizmin ilkel anlamını, çocuksu
izlerden, kalıntılardan ve özellikle de Onun,
kendi dönemindeki çocukların gelişme seyri içinde
kendini ortaya koyduğu şekillerden çıkarmaya çalışmaktadır.
Esere konu olan totemle tabu arasında var olan sıkı
ilişkiler, totemizmin ilkel kaynağı bağlamında
sonuçta yanlış çıkacak olsa bile, görünüşe
göre bu varsayıma yeni temeller de sağlamaktadır.
Sonuç itibariyle bu eser, muhtevası her zaman tartışmaya
açık olsa bile, kaybolmuş bulunan ve zihinlerde
yeniden canlandırılması çok güç olan bir
realiteyi daha net bir biçimde kavramamıza belli
ölçülerde yardım etmektedir.
|