|
TÜRKİYE'DE ÖRGÜN ÖĞRETİMDE DİNİN YERİ
(1924-1980 ARASI DİN ÖĞRETİMİ ANLAYIŞI
ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME)
Nurullah ALTAŞ
İslam eğitim tarihi boyunca din eğitimi,
tüm eğitim uygulamalarının merkezcide yer
almıştır, ilk eğitim uygulamalarının Peygamber
mescidi etrafında şekillenmesi sebebiyle eğitim
mekanları da cami çevresinde oluşturulmuştu. Bu
sistem içinde din, sadece bir branş dersi
değildi. Aksine öğretimin bütününü teşkil edecek
şekilde ibadet hayatıyla sıkı bir ilişki
içindeydi. Türklerin İslam'ı kabul etmeleriyle
birlikte, eğitim ve öğretim faaliyetleri dini
anlayış yönünde gelişmeye başladığı
bilinmektedir.[1]
İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde cuma,
sima, mesed, muhadra ve muhadrat olarak tanınan
ilköğretim kurumları, ülkemizde de
mektephane, muallimhane, mekteb-i sibyan, mahalle mektebi,
taş mektep, darüttalim, darulilm adlarıyla
anılmıştır. Öğretmenlerine muallim, fakih,
dinar, öğrencilerine de tilmiz, muhadri ve sabî
denilen bu kurumların gayesi, önceleri küçüklere
Kur'an öğretmekti. Ancak zamanla, İslam ahlakı
ve İslam ilmihali gibi konular da programa
eklenmiştir.[2]
Dinin dışında kalan diğer
bilgiler ise mesleki öğrenimi teşkil etmekteydi.
Yeni eğitim kurumlarının 19. yüzyılın
ortalarından itibaren öğretim sistemine
katılmasıyla birlikte sistem değişmeye başladı.
Tanzimat öncesinde açılmaya başlanan yeni
okullarda din öğretimi artık bir biriyle aynı
ağırlıktaki derslerden oluşan öğretim programı
içinde bir birim, dersler arasında bir ders
olmuştur3[3].
Yeni durumu Beyza Bilgin şu şekilde
açıklamaktadır:
"Eski öğretim sisteminde
eğitim 'dini eğitim' idi. Esas olan dini
öğrenmek idi. Yeni öğretim sisteminde ise din,
genel eğitimin bir branşı, yani öğrenilecek
bilgilerin yanı sıra 'dinin de öğretimi' olarak
ortaya çıkmıştır. Yeni öğretim sistemi île din,
dersler arasında bir ders
olmuştur... "[4]
Osmanlı'nın son
dönemlerinde eğitim alanındaki çeşitlilik ve
çoğulculuk, Cumhuriyetle birlikte son bulmuş,
1924 yılında çıkarılan Öğretim Birliği Kanunu
ile medreselerle mektepler, mektep
programlarında birleştirilmiş ve Milli Eğitim
Bakanlığının kontrolüne verilmiştir. Cumhuriyet
Dönemi, Tanzimat'tan beri süren dini
eğitim-milli eğitim tartışmalarım öğretimin
birleştirilmesi ilkesi ile bir çözüme
kavuşturmak istemiştir. Öğretim Birliği Kanunu
(Tevhid-i
Tedrisat Kanunu), Türkiye sınırları içindeki
bütün öğretim kurumlarım Milli Eğitim
Bakanlığına bağlarken, yüksek din bilimcileri ve
ülkedeki din hizmetlerim yerine getirmek üzere
eleman yetiştirilmesin! sağlamak amacıyla
okullar açılmasını da öngörmüştür[5].
Bu kanunun uygulanması
sırasında medreselerin tamamı kapatılırken
yüksek din bilimcileri yetiştirmek üzere
İstanbul Darülfünun'da bir ilahiyat Fakültesi,
halkın din ile ilgili hizmetlerim görecek
elemanların yetiştirilmesi amacıyla da imam
Hatip Mektepleri açılmıştır. Yeni mekteplerde
din derslerinin okutulmasına ise devam
edilmiştir. 1924 ilkokul programlarında din
dersi, "Kur'an-ı Kerim ve Din Dersleri" adı ile
birinci sınıf hariç, diğer sınıflarda haftada
ikişer saat okutulmak üzere programdaki yerini
almıştır. Dersin amacı ve uygulanmasını program,
ikinci sınıflar için şu şekilde belirlemektedir:
"Kur'an-ı Kerim Elifbası gösterildikten sonra
Kur'an-ı Kerim tedrisine başlanacak ve Amme
cüzüne devam olunacaktır. Muallim bu derslerde,
münasebet düştükçe Hz. Peygamberin
menakıbı seniyesini izah ederek İslam muhabbetim
çocukların kalbinde yaşatacaktır."[6]
1926 programında ilkokullarda din dersleri
üçüncü sınıftan başlamakta ve haftada bir saate
indirilmektedir. Programda dersin amacı ve
uygulanması ile ilgili olarak şu bilgilere yer
verilir:
" Fırsat düştükçe, dini
mahiyette gösterilmek istenilen batıl fikirler,
yanlış kanaatler cerh edilecektir. Çocuklara
İslam dini ve İslam büyükleri sevdirîlecek, iyi
ve güzel hareketlerin İslam dinindeki yüksek
kıymeti anlatılacaktır. Fakat hiçbir veçhile
taassup fikrî verilmeyecektir...Dünyayı hakir
görerek yalnız ahirete teveccüh etmek kanaati
sefaletle, tevekkülle, miskinlikle bir tutmak
gibi hal ve hareketlerin hakiki dinde yeri
olmadığı, dünyada azamî refah ve saadet içinde
yaşamanın ve Müslümanların zengin,
memleketlerinin mamur olmasının dînce de matlup
ve mergup olduğu fîkirlerinin çocuklara telkini
lazımdır.''[7]
1924 Programlarının din
dersleri ile ilgili amaçlarım değerlendiren
Recai Doğan'a göre bu donemdeki din öğretimi ile
ilkokuldan başlanılarak din alanında yerleşmiş
yanlış kanaatlerin düzeltilmesi ve
modernleşme çabalarında dinden yararlanılması
hedeflenmektedir[8].
1930 programında ise Din Dersi, şehir
ilkokullarında yalnızca beşinci sınıf
öğrencilerine, ebeveynleri isterse, haftada
yarım saat verilen bir ders olmuştur.
Şehir ilkokullarında isteğe bağlı hale
gelen bu ders 1933 yılından itibaren müfredattan
tamamen kaldırılmıştır[9].
Dersin köy ilkokullarından kaldırılması 1939,
liselerden kaldırılması 1930, öğretmen
okullarından kaldırılması ise 1931 yılından
sonradır[10].
Böylece 1939 yılından itibaren din öğretimi
tamamen örgün eğitimin dışında bırakılmıştır.
Medreselerin kapatılmasıyla
ortaya çıkan ihtiyaçlara Cumhuriyet eğitimi,
mekteplerde yapılacak din öğretimiyle
cevap vermeye çalışmıştır. Cumhuriyetin ilk
dönemlerindeki din eğitimi temelde modernleşme
çabalarına dini açıdan destek sağlanmasını
amaçlarken dini alandaki yanlış anlayışları da
düzeltmeyi hedeflemekteydi. Eğitimin
birleştirilmesine ilişkin kanunun çıkmasının
ardından siyasi anlayışlardaki değişiklikler
eğitim alanına da yansımış, ilk günlerdeki
uygulama şekli korunmamış ve sonradan din
eğitimi açısından olumsuz bir döneme kapı
açılmıştır.
Din öğretiminin örgün
eğitim sürecinin dışında bırakıldığı dönem
içinde toplumda ve gençler arasında yaygınlaşan
ahlaksızlık olarak nitelendirilen bazı
alışkanlık ve davranışların yaygınlaşması
üzerine 15-21 Şubat 1943 tarihleri arasında
toplanan 2. Milli Eğitim Şurasında ana tartışma
konuşu "ahlak meselesi" olarak belirlenmiştir.
Şura çalışmaları sırasında bir ahlak komisyonu
oluşturulmuş ve okullarda ahlak eğitiminin
geliştirilmesi yönünde bir takım düzenlemeler
yapılmıştır. Yeni düzenlemeler yapılırken Türk
eğitiminin hedefleri arasında Türk dilme,
kültürüne, inkılabın eser ve esaslarım,
umumiyetle Türklük idealine bağlı bir Türk;
bütün medeni milletlerce kabul edilen yüksek
ahlak ilkelerim benimsemiş bir insan; kendine ve
başkalarım saygı gösteren, haysiyet ve
namus sahibi bir şahsiyet yetiştirmek de
bulunduğum vurgu yapılmıştır[11].
Bu komisyonun hazırlamış olduğu rapordaki
"îdealimiz Türk Çocuğu" ve "Türk Ahlakinin
Toplumsal ve Kişisel îlkelerinin Başlıcaları"
başlıklı bölümlerinde hedeflediği özellikler,
dini temelden ziyade ulusçu ilkeye dayalı milli
karakterde bir ahlaktır. Ahlak öğretimine
ilişkin ortaya konan ilkelerin Mesleki ve Teknik
Okullarda uygulanması üzerinde ayrıca durulmuş
ve bir iş ahlakinin geliştirilmesi özellikle
hedeflenmiştir[12].
[1]
Beyza Bilgin, Eğitim
Bilimi ve Din Eğitimi,
Yeni Çizgi yayınları,
Ankara 1995, 26
[2]
İsmet Parmaksızoğlu,
Türkiye'de Din Eğitimi,
MEB Yayınları,
Ankara 1966, 5; Yahya Akyüz, Türk Eğitim
Tarihi,
Kültür Koleji Yayınları,
İstanbul
1994, 73; Selahattin Farladır,
İslam'da Örgün Din Eğitimi,
Yayınlanmamış
Doktora Tezi, DEÜSBE, İzmir 1984,63
[5]
TBMM Zabıt
Ceridesi, c.7, s. 24-27, (3 Mart 1340)
[6]
Recai Doğan,
Cumhuriyetin ilk Yıllarında
Tevhidi Tedrisat Çerçevesinde Din
Eğitim-Öğretimi
ve Yapılan
Tartışmalar,
Cumhuriyetin 75. Yılında
Türkiye'de Din Eğitimi
ve
Öğretimi, Türk Yurdu Yayınları,
Ankara 1999,273
[10]
a. g. y. Ayrıca
bkz. Hasan Cicioğlu, Türkiye
Cumhuriyetinde
İlk ve Ortaöğretim,
2. Baskı,
Ankara 1985, 94; Yahya Akyüz, Türk Eğitim
Tarihi,
Kültür Koleji yayınları.
İstanbul
1994, 302-303; Mustafa Öcal, Cumhuriyet
Döneminde
İlk, Orta ve Yüksek Öğretimde Din Öğretimi;
Cumhuriyetin
75. Yılında
Türkiye'de Din Eğitimi ve Öğretimi,
Türk Yurdu Yayınları,
Ankara 1999,309
[11]
İkinci Maarif Şurası
(Tıpkı
Basım), Milli Eğitim Basımevi, İstanbul
1991, 104
[12]
İkinci Maarif Şurası, 104-106
|