|
“EL-ÎZÂH Fİ’L-HAYRİ’L-MAHZ” VE ONUN TESİRİNİ YANSITAN BİR
GRUP RİSÂLE
Yaşar AYDINLI
Ortaçağ
İslâm kültür çevresine mensup düşünürleri
etkilemiş olan Yeniplatoncu kaynaklardan birisi
de, bilindiği gibi, el-Îzâh fi’l-hayri’l-mahz
(veya Kelâm fî mahz el-hayr)’dır. Gerek bu
eser ve gerekse genel olarak İslâm
Yeniplatonculuğu üzerine pek çok araştırma
yapıldı ve konuyla ilgili orijinal literatür
büyük ölçüde neşredildi. Bu nedenle, burada,
el-Îzâh fi’l-hayri’l-mahz (bundan sonra
Fi’l-hayri’l-mahz
denilecek)’ın İslâm ve Batı ortaçağlarındaki
macerası ve etkisi üzerine uzun bir tekrarda
bulunmak istemiyorum. Ne var ki, Fi’l-hayri’l-mahz
araştırmaları için bir katkı olabileceğini ümit
ettiğim bir-iki tespiti belirtmeye geçmeden
önce, konunun tarihi gelişimine ve daha sonra
eserin muhtevasına kısaca değinmenin yararlı
olacağına inanıyorum.
Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, konu,
çok bilinmeyenli bir araştırma alanı
oluşturmaktadır ve ilgili çalışmalar birçok
noktada spekülasyona dayanmaktadır. Eserin
müellifi, telif tarihi ve yeri, ortaya çıktığı
kültür coğrafyası ve dahası, telif veya çeviri
olduğu konusunda bilimsel bir kesinlik yoktur.
Doğulu ve batılı okuyucuları tarafından, uzun
asırlar Aristoteles külliyatı içerisinde
değerlendirilen Fi’l-hayri’l-mahz veya Batıdaki
ismiyle Liber de Causis (Nedenler Kitabı),
aslında, ağırlıklı olarak, Proklos’un Elementa
Theologiae (Elementatio Theologica) isimli
eserine dayanan, müellifi meçhul bir çalışmadır.
Bununla beraber, Thomas Aquinas’ın yaptığı gibi,
onun biricik kaynağının Proklos olduğunu
söylemek de, gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü,
onda, Elementa’da karşılığı bulunmayan pasajlar
da yer almaktadır. Bununla beraber Fi’l-hayr’l-mahz’ın
orijini hakkında ilk doğru tespiti, Thomas
Aquinas yapmıştır. O, Liber de Causis üzerine
yapmış olduğu şerhte, eserin gerçekte, bir Arap
filozofu tarafından, Proklos’un adıgeçen
eserinden yapılmış bir iktibas olduğunu ve daha
sonra Arapçadan Lâtinceye tercüme edildiğini
tespit etmiştir. Eser, 12. yüzyılda Cremonalı
Gerard tarafından Latinceye çevirilmiştir. Şunu
belirtmek gerekir ki, Aquinas’ın söz konusu
tespiti yapmasını mümkün kılan şey, öncelikle,
Elementa’nın o dönemde Latince’ye çevrilmiş
olmasıdır.
Ortaçağ İslâm entelektüelleri tarafından
Aristoteles’e atfedilen Fi’l-hayr’l-mahz’ın
İslâm coğrafyasında ortaya çıktığı tarih ile,
müellifi hakkında kesin bir bilgiye sahip
değiliz. Aynı belirsizlik, esere temel teşkil
eden Elementa’nın Arapçaya çevrilip çevrilmediği
konusunda da varittir. Soru şudur: Acaba, söz
konusu eser, doğrudan Elementa’nın Grekçe
aslından yapılmış bir çalışma mıdır, yoksa, onun
Arapçaya yapılmış bir çevirisine mi
dayanmaktadır? Aynı şekilde, acaba, Fi’l-hayr’l-mahz,
daha önce, Proklos, öğrencileri veya başkaları
tarafından yapılmış bir çalışmanın bir çevirisi
midir, yoksa, doğrudan Elementa’nın kendisine
dayanan ve bir seçme, yorumlama ve değerlendirme
çabasını da içeren bir telif çalışması mıdır?
Bugünkü bilgimiz, bu sorulara verilecek kesin
bir karşılık için yeterli değildir. Şu kadarı
bilinmektedir ki, ne Elementa’nın Arapça
çevirisi ne de Fi’l-hayr’l-mahz’ın Grekçesi
bugüne kadar tespit edilmiştir. Thomas Aquinas
da, Liber de Causis’in, Grekçe literatürde
bulunmadığını belirtmektedir. St. Thomas’ın bu
tespitine dayanarak, Fi’l-hayr’l-mahz’ın, İslâm
kültür coğrafyası içinde ortaya çıktığı, bu
kültüre mensup bir düşünürün veya filozofun
ürünü olduğu söylenebilir. Nitekim, Elementa’yı
İngilizce çevirisi ile birlikte neşreden
Dodds,
Aquinas’ın bu görüşünden kalkarak, eserin,
müslüman bir yazar tarafından dokuzuncu asırda
tasnif edildiğini kabul etmektedir. Fakat,
Abdurrahman Bedevî, İbn en-Nedim’in bir kaydına
dayanarak, bu görüşün karşısında yer
almaktadır. O, eserin müellifi hakkında, İbn
Dâvûd el-Yahûdî, Ebu Nasr el-Fârâbî ve ‘İslâm
öncesi bir müellif’ çerçevesinde odaklaşan ve
kendilerini tarihi verilerle metin tahlilleri
bazında meşrulaştırmaya çalışan birtakım
görüşleri geniş bir biçimde ele alıp, onların
gerçeğe uygun olmadığını belirttikten sonra,
kendi spekülatif görüşünü ortaya atar. Ona göre
eser, Proklos’un bir talebesi veya sonraki
Yeniplatoncular tarafından Elementa’dan
yapılmış ve Proklos’a nispet edilmiş bir
özettir. Nitekim, İbn en-Nedîm, Proklos
külliyatı içerisinde “Kitâbü’l-hayri’l-evvel”
isminde bir eser zikretmektedir ki, bu eser,
Bedevî’ye göre, Fi’l-hayr’l-mahz’dan başkası
değildir. Şu halde, eser, İslâm öncesi dönemin
bir ürünüdür ve onun Arapçadaki versiyonu da bir
çeviri çalışmasıdır. Bedevî’ye göre, onun
muhtemel mütercimi de, üsluplarındaki benzerlik
nedeniyle, İshak b. Huneyn veya Ebu Alî b.
Zur’a’dır.
Bununla beraber, konuyla ilgili bir başka
araştırmacı, Gerhard Endress, tartışmaya yeni
bir boyut getirmektedir. Ona göre, Arapçadaki
Proklosçu metinler arasında yer alan Fi’l-hayri’l-mahz’ın
İslâm kültür çevresinde iki ayrı çevirisi
bulunmaktadır. Bunlardan ilki, aslının literal
bir çevirisi olmayıp, özetleme, değiştirme ve
yorumlamalarla başka bir teolojiye
uyarlanmıştır ki, Bardenhewer ile Bedevî’nin
dayandığı metin budur. Aphrodisiaslı
Alexandros’a nispet edilerek günümüze ulaşan ve
yakın bir geçmişte ortaya çıkan yirmi bölümlük
ikinci çeviri ise, aslına uygun olmakla
birlikte, fazladan birtakım ilaveler ve notlar
içermektedir ki, Endress’e göre bu, İslâm öncesi
dönemde, din ile felsefeyi uzlaştırma çabasında
olan bir Hıristiyan’ın, Stephanus Alexandrinus
(Istefân
er-Rûmî)’un bir ürünüdür.
Şunu söyleyebiliriz ki, eser, ister Bedevî’nin
öne sürdüğü gibi, Grekçeden yapılmış bir çeviri
olsun, isterse, İslâm kültür çevresine mensup
bir düşünürün ürünü olsun, şu açıktır ki, her
iki durumda da, içermiş olduğu öğretiler
açısından Fi’l-hayri’l-mahz’da son dönem
Yeniplatonculuğunun politeist eğilimleri
bilinçli olarak atlanmış ve Proklos’un
önermeleri theist bir çerçeveye uyarlanmıştır.
Bu uyarlamayı ya da yeniden yorumlamayı yapan
müellifin Hıristiyan mı yoksa Müslüman mı
olduğunun tespiti, güç görünmektedir. Bu eser,
Doğuda ve özellikle Batıda, gerek Grek
filozoflarını
kendi aralarında uzlaştırma, gerekse dinî
doğmayla felsefî öğretileri birleştirme gayreti
içerisinde olan pek çok düşünür tarafından,
oldukça elverişli bir entelektüel malzeme olarak
görülmüştür. Fi’l-hayri’l-mahz, özellikle Lâtin
kültür çevresinde çok sıcak, yoğun ve oldukça
uzun süren bir ilgiye konu olmuş ve başta
Albertus Magnus, Thomas Aquinas, Siger of
Barbant, Giles of Rome gibi önde gelen teolog ve
filozoflar olmak üzere birçok kişi tarafından
şerh edilmiştir. Çok sayıda anonim yorumcusu da
bulunan eserin 230 civarında yazma nüshasının
tespit edilmiş olması, Lâtin felsefe ve teoloji
çevrelerinin esere duyduğu yakınlığı yeterince
göstermektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki,
Ortaçağ Hıristiyan metafizik düşüncesinin
biçimlenmesinde oynamış olduğu rol ile,
Hıristiyan teolojisini temellendirmede sağlamış
olduğu geniş imkan ve elverişlilik sebebiyle ,
eser, resmî kurumların da desteğini almış ve
Paris Üniversitesinde ders kitabı olarak
okutulmuştur. Öte yandan, Thomas Aquinas’ın
aksini gösteren tespitine rağmen, Liber de
Causis, Aristoteles’in Metafizika’sı için bir
tamamlayıcı olarak değerlendirilmiş ve 17.
yüzyılın başlarına kadar, Aristoteles külliyatı
içerisindeki yerini korumuştur.
|