|
HADÎS TARİKLERİNİ BİR ARADA DEĞERLENDİRMENİN FAYDALARI
ÜZERİNE
Yavuz KÖKTAŞ
İslam’ın başlangıcında gerçekleştirilen
fetihler ve bir çok ülkenin İslam devleti
sınırları içine girmesi sahabenin İslam’ın
beşiği olan Mekke ve Medine’den ayrılmalarına ve
çeşitli ülkelere dağılarak oralarda
yerleşmelerine yol açmıştır. Şüphesiz bütün
sahabiler Hz. Peygamber’in söz ve fiillerini
yahut dine taalluk eden bilumum meseleleri aynı
derecede bilmiyorlardı. İçlerinde Hz. Peygamber
hayatta kaldığı müddetçe onun yanından
ayrılmayanlar, bir başka ifade ile onunla
sohbeti uzun olanlar bulunduğu gibi yanında az
kalanlar yahut sohbeti kısa sürenler de vardı.
Bu durum, tabii olarak Hz. Peygamber’e ait söz
ve fiillerden, bir sahabinin bildiğini diğer
sahabinin bilememesi gibi bir netice
doğurmuştur.[1]
Bu arada Hz. Peygamber’in
irtihalinden sonra ashab arasında hadîs
yolculuklarının yapıldığını kaynaklardan
öğreniyoruz. Bu yolculukların amacı, Hz.
Peygamber hayatta iken ondan bizzat işittikleri
ve fakat hafızalarının yanılmasından
şüphelendikleri hadîsleri, bilen diğer
sahabilerle karşılaştırıp kontrol etmek veya
duymadıkları bir hadîsi haber alıp onu ilk
işitenden öğrenmek arzusuydu.[2]
Hadîslerin muhafaza ve naklinde yazmaktan çok,
ezberlemeye önem veren sahabiler, bunu temin
maksadıyla müzakereyi teşvik ediyordu. Ancak bu
dönemde müzakerenin gayesi, hicrî ikinci ve
üçüncü asırlarda olduğu gibi hadîsin tariklerini
tespit, hatalarını tashih ve ondaki fıkhî
hükümleri istinbat etmek değil, hadîsin doğru
olarak ezberlenmesi ve iyice zihne
yerleştirilmesi idi.[3]
Sahabeden sonra tabiun
nesli de hadîslerin öğrenilmesi, öğretilmesi ve
muhafazasında büyük bir titizlik göstermiştir.
Tabiun nesli mümkün olduğu kadar çok hadîs
toplamak için İslam coğrafyası içerisindeki
hadîs merkezlerine yolculuk yapmışlardır. Bunun
örnekleri pek çok olup kaynaklarda
zikredilmiştir.[4]
Ayrıca bu yolculuklar neticesinde rivayetler
arasındaki zıtlıklar ve ravilerin teferrüdü
giderilmeye çalışılmıştır.[5]
Etba-ı tabiin nesli ile
birlikte aynı faaliyetler devam etmiş, sonuçta
hadîslerin tarikleri artmış ve eserler tasnif
edilmeye başlanmıştır.
Şüphesiz hadîs tarikleri,
tarihî süreç içerisinde artarak devam etmiş ve
hicrî III. asırda en üst noktaya ulaşmıştır.
Birkaç sahabiyi istisna edersek ravi sahabilerin
rivayet ettikleri hadîs sayısı, çoğu kez iki
veya üç haneli rakamlarla ifade edilmektedir.[6]
Mesela, Ebu Hureyre’nin (ö. 57/676) talebesi
olan Hemmam b. Münebbih’in (ö. 101/719)
sahifesinde 138 hadîs bulunması bu açıdan
önemlidir.[7]
Diğer taraftan Abdullah b. Amr’ın (ö. 65/684)
es-Sadıka adındaki sahifesinde -kesin
olmamakla birlikte- bin kadar hadîsi bir araya
getirdiği nakledilmektedir.[8]
Sahabe döneminin hemen ardından hadîslerin
tedvin edilmesinde çok önemli görevler üstlenmiş
olan İbn Şihab ez-Zührî (ö. 124/742), Ali b.
el-Medînî’nin
(ö. 233/847) ifadesine göre yaklaşık iki bin
hadîs rivayet etmiştir.[9]
Bu durum, hicrî II. asrın başlarındaki hadîs
miktarını göstermiş olması bakımından önemlidir.[10]
Çeşitli ravilerin belirli bir dönemde bildikleri
hadîs sayısının o döneme kadar tüm hadîs
sayısının o miktar olduğu izlenimini
vermemelidir. Bu miktar şüphesiz o ravinin
ulaşabildiği hadîs sayısını göstermektedir.
II. asrın ortalarından
itibaren hadîs sayısı ve tariklerinin ilk döneme
oranla hızla arttığı III. asır ve sonrasında ise
yüz binlere ulaştığı görülmektedir. İbn Sîrîn’in
(ö. 110/728) “ben on kişiden hadîs dinlerdim,
hepsi de farklı lafızlar kullanır, ancak aynı
manayı naklederlerdi”[11]
şeklindeki ifadelerinden hadîs tariklerinin
artmaya başladığı anlaşılmaktadır. Bundan dolayı
olacak ki, hadîs sayısındaki artış ve
muhaddislere nispet edilen yüksek rakamlar
yanlış anlamalara sebep olmuştur. Halbuki bu
rakamlardaki yüksekliğin, tariklerin ve
tabakaların artması, hadîslerin tekrar edilmesi
ve izafilik arzeden hadîs sayımındaki
metotlardan kaynaklandığı ifade edilmektedir.[12]
Burada bizi hadîs
sayısındaki artış ve bunun nedenleri değil, daha
ziyade hadîs tarikleri ilgilendirmektedir. Hadîs
tariklerinin fazlalığı bir çok ihtilafa sebep
olduğu gibi bir çok ihtilafı da çözmektedir.
Şüphesiz hadîs tariklerinin artışında bir çok
sebep etken olmuştur. Ancak bu çalışmada hadîs
tariklerini bir arada mütalaa etmenin pratik
faydaları üzerinde durulacaktır. Ayrıca bir
nokta daha vurgulanmalıdır. Hadîs tariklerini
bir araya getirmek herhangi bir konuyla ilgili
hadîsleri bir araya getirmek değil, mahreci aynı
olup tarikleri ayrı olan hadîsleri bir araya
getirmek ve bu faaliyetin faydaları üzerinde
durmaktır.
Elbette alimlerimiz
tariklerin fazla oluşunun ve bunları bir arada
değerlendirmenin ne kadar önemli olduğunun
farkındadırlar. Hatîb el-Bağdadî, (ö. 463/1071)
konuyla ilgili olarak el-Câmi’ li-ahlaki’r-ravî
adlı eserinde “كَتْبُ
الطرق المختلفة” adıyla müstakil başlık
açmış ve konuyla ilgili bazı alimlerin
görüşlerine yer vermiştir. Mesela bu bölümde
Yahya b. Main (ö. 233/847) şöyle demektedir:
“Şayet biz, bir hadîsi otuz vecihten yazmazsak
onun ne anlama geldiğini anlamazdık”.[13]
Yahya b. Main’in ifadesinden hadîsleri bir araya
getirmenin gayesinin onların anlaşılması olduğu
anlaşılmaktadır. Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855)
şu ifadesini de aynı çerçevede değerlendirmek
mümkündür: “Bir hadîsin tüm tariklerini bir
araya getirmediğin sürece onu anlamazsın.
Hadîsin farklı tarikleri birbirini izah eder”.[14]
Ahmed b. Hanbel’in son cümlesi bu çalışmanın da
merkezini oluşturmaktadır. Hem Yahya b. Maîn hem
de Ahmed b. Hanbel’in tarikleri bir arada
değerlendirmeye yönelik ifadelerinden, sened
dahil olmakla birlikte daha ziyade hadîs
metinlerinin anlaşılmasını kastettikleri ortaya
çıkmaktadır.
Ali b. el-Medinî ise
tariklerin bir araya getirilmesini rivayetin
hatasını tespit etme çerçevesinde değerlendirir:
“Bir hadîsin tüm tarikleri bir araya
getirilmeden rivayetin hatası ortaya çıkmaz”.[15]
Ali b. el-Medinî, tariklerin bir arada
değerlendirilmesine rivayetin hatasını tespit
etme açısından baksa da neticede diğer alimlerin
yaptığı gibi hadîslerin anlaşılmasını
kastetmektedir. Ancak burada ayrıca ravilerin
zabt zayıflığından rivayetin hatasının ortaya
çıkabileceği ima edilmektedir. Bu da Ali b.
el-Medînî’nin
rivayetlerin bir arada değerlendirilmesine sened
ve metin olarak baktığını göstermektedir.
Bütün bunlar hadîs
tariklerini bir arada değerlendirmenin önemini
ortaya koymaktadır. Gerçekten bir hadîsin
çeşitli tarikleri bir araya getirilmek suretiyle
metni daha kolay anlamak mümkün hale
gelmektedir. Bir tarikte değinilmeyen noktaya
diğerinde değinilmektedir. Bunların birlikte
değerlendirilmesi durumunda metnin anlamı ortaya
çıkmaktadır. Dolayısıyla ravilerden birinin
naklettiğini diğerinin nakletmediğine, ravilerin
hadîste keyfî olarak tasarrufta bulundukları
şeklinde olumsuz açıdan değil, bir hadîsin
manasının ortaya çıkarılması açısından olumlu
açıdan yaklaşılması gerektiği kanaatindeyiz.
|