ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
H. Yunus Apaydın: NASLARI ANLAMADA YETKİ VE YÖNTEM SORUNU (Genel Bir Tasvir)
Ahmet Yaman: İSLAM HUKUK İLMİ AÇISINDAN MAKÂSID İCTİHADININ YA DA TELEOLOJİK YORUM YÖNTEMİNİN İLKELERİ ÜZERİNE
Mustafa Altundağ: İSTANBUL TOPKAPI MUSHAFI HZ. OSMAN’A MI AİTTİR?
Zekeriya Güler: HADİS ARAŞTIRMALARINDA DİKKATSİZLİK PROBLEMİ
Yaşar Aydınlı: “EL-ÎZÂH Fİ’L-HAYRİ’L-MAHZ” VE ONUN TESİRİNİ YANSITAN BİR GRUP RİSÂLE
İsmail Hakkı Sezer: ÂDEMCE'YE GİRİŞ
Yavuz Köktaş: HADÎS TARİKLERİNİ BİR ARADA DEĞERLENDİRMENİN FAYDALARI ÜZERİNE
Mehmet Erdem - Tahsin Deliçay: MANTIK, BELÂGAT VE USÛL-Ü FIKIH İLİMLERİ ARASINDA ORTAK BİR KAVRAM OLARAK “DELÂLET”
Adem Apak: OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ DÖNEMİNDE BURSALI BİR VEZİR AİLESİ KARA TİMURTAŞOĞULLARI
Claude Salamé Çeviri: Kamil Güneş: KELÂM İLMİNİN TEMELLERİNDE RASYONALİST (AKILCI) VE LİTERALİST (NAKİLCİ, LAFIZCI) AKIMLAR VE BÜYÜK KELÂM OKULLARI
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Tacettin Uzun: İMAM ŞÂFİÎ’NİN EDEBÎ KİŞİLİĞİ ÜZERİNE
Nurullah Altaş: TÜRKİYE'DE ÖRGÜN ÖĞRETİMDE DİNİN YERİ
(1924-1980 ARASI DİN ÖĞRETİMİ ANLAYIŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME)
Bünyamin Erul: “HADİS ÇALIŞMALARINI ANLAMADA ÖZNELLİK SORUNU”
Gelenekteki “Tevil”i nesnel, günümüzdeki “Yorum”u öznel gören bir eleştiriye cevap
 
NOSTALJİ:
İzmirli İsmail Hakkı: İLİM ve ULEMÂ ANLAYIŞIM
  makaleler


HADÎS TARİKLERİNİ BİR ARADA DEĞERLENDİRMENİN FAYDALARI ÜZERİNE

Yavuz KÖKTAŞ

İslam’ın başlangıcında gerçekleştirilen fetihler ve bir çok ülkenin İslam devleti sınırları içine girmesi sahabenin İslam’ın beşiği olan Mekke ve Medine’den ayrılmalarına ve çeşitli ülkelere dağılarak oralarda yerleşmelerine yol açmıştır. Şüphesiz bütün sahabiler Hz. Peygamber’in söz ve fiillerini yahut dine taalluk eden bilumum meseleleri aynı derecede bilmiyorlardı. İçlerinde Hz. Peygamber hayatta kaldığı müddetçe onun yanından ayrılmayanlar, bir başka ifade ile onunla sohbeti uzun olanlar bulunduğu gibi yanında az kalanlar yahut sohbeti kısa sürenler de vardı. Bu durum, tabii olarak Hz. Peygamber’e ait söz ve fiillerden, bir sahabinin bildiğini diğer sahabinin bilememesi gibi bir netice doğurmuştur.[1]

Bu arada Hz. Peygamber’in irtihalinden sonra ashab arasında hadîs yolculuklarının yapıldığını kaynaklardan öğreniyoruz. Bu yolculukların amacı, Hz. Peygamber hayatta iken ondan bizzat işittikleri ve fakat hafızalarının yanılmasından şüphelendikleri hadîsleri, bilen diğer sahabilerle karşılaştırıp kontrol etmek veya duymadıkları bir hadîsi haber alıp onu ilk işitenden öğrenmek arzusuydu.[2] Hadîslerin muhafaza ve naklinde yazmaktan çok, ezberlemeye önem veren sahabiler, bunu temin maksadıyla müzakereyi teşvik ediyordu. Ancak bu dönemde müzakerenin gayesi, hicrî ikinci ve üçüncü asırlarda olduğu gibi hadîsin tariklerini tespit, hatalarını tashih ve ondaki fıkhî hükümleri istinbat etmek değil, hadîsin doğru olarak ezberlenmesi ve iyice zihne yerleştirilmesi idi.[3]

Sahabeden sonra tabiun nesli de hadîslerin öğrenilmesi, öğretilmesi ve muhafazasında büyük bir titizlik göstermiştir. Tabiun nesli mümkün olduğu kadar çok hadîs toplamak için İslam coğrafyası içerisindeki hadîs merkezlerine yolculuk yapmışlardır. Bunun örnekleri pek çok olup kaynaklarda zikredilmiştir.[4] Ayrıca bu yolculuklar neticesinde rivayetler arasındaki zıtlıklar ve ravilerin teferrüdü giderilmeye çalışılmıştır.[5]

Etba-ı tabiin nesli ile birlikte aynı faaliyetler devam etmiş, sonuçta hadîslerin tarikleri artmış ve eserler tasnif edilmeye başlanmıştır.

Şüphesiz hadîs tarikleri, tarihî süreç içerisinde artarak devam etmiş ve hicrî III. asırda en üst noktaya ulaşmıştır. Birkaç sahabiyi istisna edersek ravi sahabilerin rivayet ettikleri hadîs sayısı, çoğu kez iki veya üç haneli rakamlarla ifade edilmektedir.[6] Mesela, Ebu Hureyre’nin (ö. 57/676) talebesi olan Hemmam b. Münebbih’in (ö. 101/719) sahifesinde 138 hadîs bulunması bu açıdan önemlidir.[7] Diğer taraftan Abdullah b. Amr’ın (ö. 65/684) es-Sadıka adındaki sahifesinde -kesin olmamakla birlikte- bin kadar hadîsi bir araya getirdiği nakledilmektedir.[8] Sahabe döneminin hemen ardından hadîslerin tedvin edilmesinde çok önemli görevler üstlenmiş olan İbn Şihab ez-Zührî (ö. 124/742), Ali b. el-Medînî’nin (ö. 233/847) ifadesine göre yaklaşık iki bin hadîs rivayet etmiştir.[9] Bu durum, hicrî II. asrın başlarındaki hadîs miktarını göstermiş olması bakımından önemlidir.[10] Çeşitli ravilerin belirli bir dönemde bildikleri hadîs sayısının o döneme kadar tüm hadîs sayısının o miktar olduğu izlenimini vermemelidir. Bu miktar şüphesiz o ravinin ulaşabildiği hadîs sayısını göstermektedir.

II. asrın ortalarından itibaren hadîs sayısı ve tariklerinin ilk döneme oranla hızla arttığı III. asır ve sonrasında ise yüz binlere ulaştığı görülmektedir. İbn Sîrîn’in (ö. 110/728) “ben on kişiden hadîs dinlerdim, hepsi de farklı lafızlar kullanır, ancak aynı manayı naklederlerdi”[11] şeklindeki ifadelerinden hadîs tariklerinin artmaya başladığı anlaşılmaktadır. Bundan dolayı olacak ki, hadîs sayısındaki artış ve muhaddislere nispet edilen yüksek rakamlar yanlış anlamalara sebep olmuştur. Halbuki bu rakamlardaki yüksekliğin, tariklerin ve tabakaların artması, hadîslerin tekrar edilmesi ve izafilik arzeden hadîs sayımındaki metotlardan kaynaklandığı ifade edilmektedir.[12]

Burada bizi hadîs sayısındaki artış ve bunun nedenleri değil, daha ziyade hadîs tarikleri ilgilendirmektedir. Hadîs tariklerinin fazlalığı bir çok ihtilafa sebep olduğu gibi bir çok ihtilafı da çözmektedir. Şüphesiz hadîs tariklerinin artışında bir çok sebep etken olmuştur. Ancak bu çalışmada hadîs tariklerini bir arada mütalaa etmenin pratik faydaları üzerinde durulacaktır. Ayrıca bir nokta daha vurgulanmalıdır. Hadîs tariklerini bir araya getirmek herhangi bir konuyla ilgili hadîsleri bir araya getirmek değil, mahreci aynı olup tarikleri ayrı olan hadîsleri bir araya getirmek ve bu faaliyetin faydaları üzerinde durmaktır.

Elbette alimlerimiz tariklerin fazla oluşunun ve bunları bir arada değerlendirmenin ne kadar önemli olduğunun farkındadırlar. Hatîb el-Bağdadî, (ö. 463/1071) konuyla ilgili olarak el-Câmi’ li-ahlaki’r-ravî adlı eserinde “كَتْبُ الطرق المختلفة” adıyla müstakil başlık açmış ve konuyla ilgili bazı alimlerin görüşlerine yer vermiştir. Mesela bu bölümde Yahya b. Main (ö. 233/847) şöyle demektedir: “Şayet biz, bir hadîsi otuz vecihten yazmazsak onun ne anlama geldiğini anlamazdık”.[13] Yahya b. Main’in ifadesinden hadîsleri bir araya getirmenin gayesinin onların anlaşılması olduğu anlaşılmaktadır. Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) şu ifadesini de aynı çerçevede değerlendirmek mümkündür: “Bir hadîsin tüm tariklerini bir araya getirmediğin sürece onu anlamazsın. Hadîsin farklı tarikleri birbirini izah eder”.[14] Ahmed b. Hanbel’in son cümlesi bu çalışmanın da merkezini oluşturmaktadır. Hem Yahya b. Maîn hem de Ahmed b. Hanbel’in tarikleri bir arada değerlendirmeye yönelik ifadelerinden, sened dahil olmakla birlikte daha ziyade hadîs metinlerinin anlaşılmasını kastettikleri ortaya çıkmaktadır.

Ali b. el-Medinî ise tariklerin bir araya getirilmesini rivayetin hatasını tespit etme çerçevesinde değerlendirir: “Bir hadîsin tüm tarikleri bir araya getirilmeden rivayetin hatası ortaya çıkmaz”.[15] Ali b. el-Medinî, tariklerin bir arada değerlendirilmesine rivayetin hatasını tespit etme açısından baksa da neticede diğer alimlerin yaptığı gibi hadîslerin anlaşılmasını kastetmektedir. Ancak burada ayrıca ravilerin zabt zayıflığından rivayetin hatasının ortaya çıkabileceği ima edilmektedir. Bu da Ali b. el-Medînî’nin rivayetlerin bir arada değerlendirilmesine sened ve metin olarak baktığını göstermektedir.

Bütün bunlar hadîs tariklerini bir arada değerlendirmenin önemini ortaya koymaktadır. Gerçekten bir hadîsin çeşitli tarikleri bir araya getirilmek suretiyle metni daha kolay anlamak mümkün hale gelmektedir. Bir tarikte değinilmeyen noktaya diğerinde değinilmektedir. Bunların birlikte değerlendirilmesi durumunda metnin anlamı ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla ravilerden birinin naklettiğini diğerinin nakletmediğine, ravilerin hadîste keyfî olarak tasarrufta bulundukları şeklinde olumsuz açıdan değil, bir hadîsin manasının ortaya çıkarılması açısından olumlu açıdan yaklaşılması gerektiği kanaatindeyiz.


[1] Talat Koçyiğit, Hadis Tarihi, Ankara, 1981, s. 97-98; Ali Yardım, Hadîs I, İzmir, 1984, s. 119-122.

[2] Ali Yardım, Hadîs I, s. 139. Kaynaklarda bununla ilgili rivayetler bulunmaktadır. Mesela Buhârî’nin kaydettiği bir rivayete göre Cabir b. Abdullah, Abdullah b. Üneys’in elinde bulunan bir tek hadîsi öğrenebilmek için bir aylık yolu katetmiştir. (Bkz. Buhârî, İlim, 19) Sahabenin bir tek hadîs için yaptığı yolculuklar için bkz. Hatîb el-Bağdadî, er-Rihle fi talebi’l-hadîs, (Mecmûatu resâil fi ulûmi’l-hadîs içinde, haz. Nasr Ebu Ataya), Riyad, 1994, s. 168-187.

[3] Ahmet Yücel, Hadîs Istılahlarının Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul, 1996, s. 52. Müzakerenin bu dönemdeki amacının hadîsleri ezberlemek olduğu konuyla ilgili rivayetlerden anlaşılmaktadır. Mesela Enes b Malik “Resulullah’dan hadîsi işitir, ondan ayrılınca ezberleyinceye kadar müzakere ederdik” demektedir. (Hatîb el-Bağdadî, el-Câmi’ li-ahlâki’r-râvî, thk. Mahmud et-Tahhan, Riyad, 1983, I, 236). Yine İbn Abbas’ın “benden hadîs işittiğinizde aranızda müzakere ediniz, zira ancak bu şekilde unutmazsınız” dediği rivayet edilmektedir. (Bkz. Ramehurmuzî, el-Muhaddisu’l-fâsıl beyne’r-râvî ve’l-vâî, thk. M. Accac el-Hatib, Beyrut, 1984, s. 547).

[4] Tabiunun hadîs yolculukları için bkz. Hatîb el-Bağdadî, er-Rihle fi talebi’l-hadîs, s. 187-226; Ali Yardım, Hadîs I, s. 141.

[5] Subhi es-Salih, Hadîs İlimleri ve Hadîs Istılahları, (çev. M. Yaşar Kandemir), Ankara, ts. s. 45.

[6] Bkz. Mustafa Karataş, “Hadîs Sayım Metotlarının Hadîslerin Sayısına Etkisi”, İLAM, (1998) III: 2, s. 51.

[7] Bkz. Muhammed Hamidullah, Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahife-i Hemmam b. Münebbih, (trc. Kemal Kuşçu, İstanbul, 1967, s. 83-132. Hemmâm’ın Ebu Hureyre’den naklettiği hadîs sayısının bununla sınırlı olmadığı belirtilmelidir.

[8] Bkz. Muhammed Ebu Zehv, el-Hadîs ve’l-muhaddisûn, Beyrut, 1984, 143; M. Zübeyr Sıddıkî, Hadîs Edebiyatı Tarihi, (trc. Yusuf Ziya Kavakçı), İstanbul, 1966, s. 53; Talat Koçyiğit, Hadîs Tarihi, s. 45.

[9] Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübela, (thk. Şuayb el-Arnavud), Beyrut, 1990, V, 328.

[10] Mustafa Karataş, “Hadîs Sayım Metotlarının Hadîslerin Sayılmasına Etkisi”, s. 52.

[11] Abdurrezzak, Musannef, XI, 327; Sehavî, Fethu’l-muğîs şerhu elfiyeti’l-hadîs, (thk. Salâh Muhammed Uveyda), Beyrut, 1993, II, 208.

[12] Mustafa Karataş, “Hadîs Sayım Metotlarının Hadîslerin Sayılmasına Etkisi”, s. 52.

[13] Hatîb el-Bağdadî, el-Cami’ li-ahlaki’r-ravî, (thk. Mahmud et-Tahhan), Riyad, 1983, II, 212.

[14] Hatîb el-Bağdadî, el-Cami’, II, 212.

[15] Hatîb el-Bağdadî, el-Cami’, II, 212.