ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
H. Yunus Apaydın: NASLARI ANLAMADA YETKİ VE YÖNTEM SORUNU (Genel Bir Tasvir)
Ahmet Yaman: İSLAM HUKUK İLMİ AÇISINDAN MAKÂSID İCTİHADININ YA DA TELEOLOJİK YORUM YÖNTEMİNİN İLKELERİ ÜZERİNE
Mustafa Altundağ: İSTANBUL TOPKAPI MUSHAFI HZ. OSMAN’A MI AİTTİR?
Zekeriya Güler: HADİS ARAŞTIRMALARINDA DİKKATSİZLİK PROBLEMİ
Yaşar Aydınlı: “EL-ÎZÂH Fİ’L-HAYRİ’L-MAHZ” VE ONUN TESİRİNİ YANSITAN BİR GRUP RİSÂLE
İsmail Hakkı Sezer: ÂDEMCE'YE GİRİŞ
Yavuz Köktaş: HADÎS TARİKLERİNİ BİR ARADA DEĞERLENDİRMENİN FAYDALARI ÜZERİNE
Mehmet Erdem - Tahsin Deliçay: MANTIK, BELÂGAT VE USÛL-Ü FIKIH İLİMLERİ ARASINDA ORTAK BİR KAVRAM OLARAK “DELÂLET”
Adem Apak: OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ DÖNEMİNDE BURSALI BİR VEZİR AİLESİ KARA TİMURTAŞOĞULLARI
Claude Salamé Çeviri: Kamil Güneş: KELÂM İLMİNİN TEMELLERİNDE RASYONALİST (AKILCI) VE LİTERALİST (NAKİLCİ, LAFIZCI) AKIMLAR VE BÜYÜK KELÂM OKULLARI
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Tacettin Uzun: İMAM ŞÂFİÎ’NİN EDEBÎ KİŞİLİĞİ ÜZERİNE
Nurullah Altaş: TÜRKİYE'DE ÖRGÜN ÖĞRETİMDE DİNİN YERİ
(1924-1980 ARASI DİN ÖĞRETİMİ ANLAYIŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME)
Bünyamin Erul: “HADİS ÇALIŞMALARINI ANLAMADA ÖZNELLİK SORUNU”
Gelenekteki “Tevil”i nesnel, günümüzdeki “Yorum”u öznel gören bir eleştiriye cevap
 
NOSTALJİ:
İzmirli İsmail Hakkı: İLİM ve ULEMÂ ANLAYIŞIM
  makaleler


ÂDEMCE'YE GİRİŞ


İsmail Hakkı SEZER

Daha önce katıldığım bir sempozyumda anlama ve yorumlamanın, eğer Âdemce iyi ve doğruya yakın bir şekilde çözümlenirse insanın, Allah'ın kurduğu bir sistem içerisinde hem onunla hem kendisiyle hem de hemen her şeyle içten ve çok boyutlu ilişkilerinin derin ve kapsamlı, aynı zamanda çok ayrıntılı adının konması demek olduğunun görüleceğini savunmuş, eğer daha önce öneren olmamışsa konacak adın da Âdemce olmasını önermiştim.[1] Bir kere hem herkes bu adı tanıyor hem adın bizzat kendisi Âdemce bir isim. Yani inceleyeceğimiz bütün dillerde kökü veya türevi bulunan bir öz. O halde önce bu terimi açıklamalıyız.

Türkçe olarak Âdemce, Arapça olarak el-Âdemiyye veya el-Luğatü'l-Âdemiyye, İngilizce olarak Adamish adlandırmaları bu dillere bir özel isim olarak girmiş bulunan Arapça “Âdem” (Adam) kelimesinden türetilmiştir.

Bizim tahmin edeceğimiz Âdemce, elbette, birebir, insanlığın atası Âdem ile eşi Havvâ’nın konuştukları dil değil. İşe öyle bir iddiâ ile başlamak, varılamayacak bir hedefe kalkışmaktır. Çünkü şu an mevcut bütün insanların yapısal ve niteliksel tüm özelliklerinden bir soyutlama ve çıkarım yaparak her yönüyle doğru saptanmış bir Âdem portresi nasıl çizilemezse aynı şekilde tüm dillerden hareketle geriye giderek işte kelime, cümle ve kuralları ile Âdem’in konuştuğu dil aynen budur demek de bizler açısından mümkün değildir. Ancak benzer kelimeler, anlamlar, kurallar, daha alt düzeyde hece ve ses birimleri, daha üst düzeyde de cümle ve söz hatta ortak kültür yönünden bir öz-birliğe ulaşma imkanı vardır. Bizim tahmin edebileceğimiz Âdemce bu “öz-birlik”ten başka bir şey değildir. On dördüncü yüzyılın ortalarında başlayarak çeşitli Avrupa ülkelerinde büyük atılım gösteren Genel Dilbilim Araştırmaları, dillerin birliği nazariyesine büyük bir malzeme sağlamış hem diller, hem kültürler noktasında oldukça doğru bir tarihin tespitine hizmet etmiştir.[2] Varılan sonuçları, birtakım taassubî eğilimlerle dil ve din mensuplarının kendi lehlerine yontmalarını görmezlikten gelerek hâlâ yeni bulgular ortaya çıkaran bu akımı bir “Âdemce öz-birlik”ten yana değerlendirmek daha yararlı ve “genel dilbilim” adlandırmasının ruhuna daha uygun olacaktır.

Âdem özel isminin kökü olan hemze-dâl-mîm kökü, “uyum ve güzel etkileşim” (muvâfakat ve mülâemet) anlamındadır. Bu, kadın ve erkek arasında sevgi ve anlaşma ile olur.[3] İbn Fâris’in bu açıklamasından “edm” kökünün etmek anlamına geldiği, karşılıklı olunca da etkileşim mânâsı taşıdığı anlaşılıyor. Yapmak kökünden türeyen yapıcı isminin olumlu eylemi ifade etmesi gibi bu kök de güzel etkileşimi ve uyumu anlatmaktadır.[4] Bu kökten türeyen “edemet” kelimesi vesile ve araç anlamındadır, çünkü aykırı şey araç görevi görmez. İşte uyumluluk ve güzel etkileşim bu esastan çıkmaktadır.

Türkçe’deki “et” kökünde de aynı anlam ve espri bulunmaktadır. İster bu kök et-kemik kelimelerindeki “et” kökü, isterse etmek-eylemek anlamındaki fiil kökü olsun. Bu konuda İsmet Zeki Eyüboğlu şunları söylüyor: Et sözcüğünün en eski Türkçe kaynaklarda geçtiği biliniyor, ancak bu tek sesli sözcüğün kökensel bir içeriği de vardır. Bize kalırsa “et-ey-it” köküyle başlayan bütün kişi eylemlerinin kaynağı budur. Kişisel eylemlerin gövdeyle bağlantılı olduğu, gövdesiz bir kişi eyleminin söz konusu edilemeyeceği açıktır. Bu nedenle “et” ister bağımsız bir kavram, ister bir eylem kökü diye alınsın, gövdesel devinimlere değgin bütün işlemlerin temelidir.”[5] Bizim burada özellikle üzerinde duracağımız incelik, bağlantılı ve uyumlu eylem ve etkileşim anlamıdır. Arapça’da, “derinin iç kısmına, kapladığı ete uygunluğu (mülâemeti) nedeniyle “edemet” dendiğini burada bilhassa kaydetmeliyiz. Yani derinin o kısmı da neredeyse bir et’tir ve kapladığı et ile “iyi bir edim ve etkileşim=edemet” halindedir.

Bu kökün bir fiil olarak eşler arasındaki uyumu bildirmek için kullanılmasına bakılırsa, Âdem isminin bu kökten türemesi; insanın, eşi ile uyumlu hatta mükemmel ilişkilere uygun bir kişilik olmasındandır denebilir. Uygun davranışları olan veya buna müsait yaratılmış bir kul anlamını, dahası her şeyle uyumlu ve olumlu ilişkiler sergileyebilen kişi anlamını da hatırlatabilir. Türkçe’de “adam” demek, bir isim olarak, güzel özellikleri olan demektir. “Adam gibi ol” sözünde olduğu gibi.

Bu Arapça köke “derin türeme” (iştikâk-ı ekber) noktasında bakılırsa “hemze-dâl-vâv” kökünden türeyen araç anlamındaki “edât” kelimesinin bu kökle örtüştüğünü görürüz. Çünkü “edât” istenilene ulaşmayı sağlayacak işler gören şeydir.[6]

Latin kökenli dillere gelince bunlardan Fransızca’da “aide” dişil ismi ile fiil olan “aider”, yardım, imdat, muavenet, kolaylaştırma, kullanma ve yararlanma anlamlarına gelir. Büyük kiliseye bağlı küçük kiliseye de bu nedenle “aide” denmiştir.[7] İngilizce “aid” de yarar ve yardım anlamındadır. “Edit” ve “édition” her iki dilde de, hazırlama anlamıyla "yapıp etmeyi" anlatır. Fransızca’da mecazen eylemin tekrarını bildirir.[8] Herhalde bu kök temelde yapıp ettirme aracını ifade etmektedir. Nitekim Fransızca’da “édit”, "buyruk ve buyrultu" mânâsındadır.[9] Her halükarda bu iki kök, hem başkasıyla hem kendisiyle hem de kendi kendine bir iletişim, etkileşim ve yapıp-etme üzere olmayı anlatıyor.

Bu noktada herhangi bir kökte ek veya kök harf olarak bulunan ses-birimleri veya hecelerin üzerinde de durulmalıdır. Türkçe bakım-çekim, Fransızca mécanisme derken duyulan -m sesleri, Arapça’da mastar yapma harfi olan mîm (mimli mastar), Arapça’daki yuvarlak tâ, Türkçe ve Fransızca’da isim sonlarındaki -t sonekleri kelimelerde, bazen kök bazen sonek gibi durmaktadırlar. Bazen bunlar üst üste de gelebilmektedirler.

Kök ve ek harflerin yerleri değişerek yeni kelime okunuşları da ortaya çıkmaktadır. İç deri anlamındaki Fransızca “derme” kelimesine dikkat edelim, onun Türkçe deri ismine benzemesi yanı sıra Arapça iç deri anlamındaki “edemet”e benzemesini[10] de göz ardı etmemeliyiz. Asgari düzeyde bir harf benzerliği bulunuyor. Daha fazla benzerlikler tahmin yüzdemizi artırıyor.

Şimdi bütün bu söylediklerimizi esas alarak diyebiliriz ki Âdem kelimesi her ne kadar sayılan dillere, muhtemelen bütün veya birçok dünya diline, bir isim olarak girmiş ise de aslında bu kelime veya isim, Hz. Âdem’in dilinden bütün dillere geçmiş bir köke sahipti. Bu kökte “e” veya “a” sesi ile “d” veya “t” sesleri ya da bunlara yakın sesler kesin vardı. Bu iki sesin birleşimi, yapıp etme, etkileşme eylemlerini ve iç deri anlamını kesin ifade ediyor.[11] İngilizce’de “add” katmak, eklemek ve toplamak anlamında bir fiildir,[12] Bu köke daha sonra da değineceğimiz yapısal değiştirme önek veya sonekleri eklenmiş olabilir. “R” ve “m” harflerinin, tek veya sesli harf ilavesi ile okunuşları bu köke katılmış olabilir. Hatta “edit”te olduğu gibi “d” kök harfinden sonra “t” isim yapma soneki bulunabilir. Sessiz harfler arasındaki ünlüleri kök harf veya kaynaştırma harfi olarak da düşünebiliriz. Bazen harfler üst üste gelebilir.

Buna göre bağlayacak olursak bizde “yap” kökünden “yapıt” var, ama “et” kökünden “edit” veya “etit” yok. Türetilip kullanılsaydı olurdu. Arapça’da andığımız iki kökten türemiş “edat” ve “edemet” var, biri araç anlamında, öbürü yine değindiğimiz üzere kısaca üst deri ile et arasındaki aracı, yani alt deri, yapıp etme vesilesi, bağdaştırma vasıtası. İngilizce ve Fransızca’da bulunan “aid” “edit” sözcükleri ile “édit” “aide” sözcüklerinden söz etmiştik.

Âdem kelimesine gelince bu Arapça’da var. “Yapım” gibi türetilseydi Türkçe’de de “edim” olurdu ve bu kelime Âdem’in taşıdığı anlamı taşırdı. Latin grubunda andığımız köklerden mysticism ve mysticisme gibi bir türetim olsaydı “aidm” veya “aidem” ya da “edim” veya “édim” gibi bir türev Âdem anlamına gelirdi. Bu noktada yapım eklerinde anlam kayması olabileceğini de unutmamalıyız. “m” eki böyledir. “Fırlama” kelimesi, şahsı gösterir, “yapma” “örme” ve “örtme” eylem, sıfat veya cansız varlığı gösterir. Anlam genişlemesi ile Sevim özel ad[13] olmuşken, “kurum” ve “yapım” gibi kelimeler eylem veya cansız varlık adıdırlar.

İşte tam bir Allah “yapımı”, Allah sanatı, Onun yapıp ettiği, iki eliyle (iki yediyle) Rahmanî şekillendirme kuralları ile yarattığı[14] bir “yaratım” bir “edim” bir “uygun kılım” bir “hazırlama” bir “yardımlaşım” bir “paylaşım” olan ilk insanın adı da Âdem olarak özel isim halini almış ve türediği kökü, üç ayrı anadil grubundan olan Arapça’ya Türkçe’ye ve İngilizce ile Fransızca dil ailesine bir iki kök halinde miras bırakmıştır. Âdemce, açıklayacağımız diğer özellik ve kurallar çerçevesinde özünden bir şeyleri kaybetmeden hep yaşamış ve yaşayacak olan bir dildir. Biz öyle tahmin ediyoruz.


[1] İsmail Hakkı Sezer, Dillerin Farklılığı veya Âdemce’yi Çözebilir miyiz, (Summary), Y.Y.Ü. İlahiyat Fakültesi Kur’an ve Dil Dilbilim ve Hermönetik Sempozyumu, Van, 2001, s. 231.

[2] Bk. Muhammed Selîm Raşdân, el-Luğât es-Sâmiyye fî mecâl ‘ilmi’l–luğât, Mecellet el-Lisân el-‘Arabî, Ocak, 1970, Rabat, s. 47 v.d.

[3] Bk. İbn Fâris, Mu'cem makâyîs el-luğa, neşreden, ‘Abdesselâm Muhammed Hârûn, Mısır, 1969, I, 71-72.

[4] Bu kökün işteşliği mufâale babı ile değil de if‘âl babından “âdeme’llâhu beynehumâ” (âdeme-yu’dimu-îdâmen) şeklinde kullanılıyor. Bk. İbn Fâris, age. I, 72.

[5] İsmet Zeki Eyüboğlu, Türk Dilinin Etimolojisi, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 1998, s.247, (et maddesi).

[6] Bk. İbn Fâris, age. I, 73.

[7] Bk. Ş. Sâmî, Dictionnaire Français-Turc, Mihrân Matbaası, İstanbul, l905, s. 50-51; ayrıca bk. Tahsin Saraç, Fransızca Türkçe Büyük Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 1976, s. 39.

[8] Bk. Ş. Sâmî, age. s. 873.

[9] Bk. Tahsin Saraç, age. s. 441.

[10] Sonradan muttalî olduğumuz bir makalede (bk. ‘Abdul‘azîz b. ‘Abdillâh, el-Vahdet el-asliyye beyne’l-luğât, (Mecellet) el-Lisânu’l-‘Arabî, Câmiatu’d-Duveli’l-‘Arabî, Rabât, Ocak, 1970, s. 12) derme ile edemet arasındaki ilişkinin başkası tarafından da bulunması bizi sevindirmiştir.

[11] Muhtemelen daha cins bir anlam taşıyabilir. Meselâ “iç, içte oluş” veya “katkı ve ilave” gibi. Buradan hareketle ekmek içine konup yenen azıklardan biri olan et’e bu sebeple et dendiğini düşünebiliriz. Arapça’daki azık anlamındaki idâma bu sebeple idâm denmiştir. (adm, to take some additional food, Hans Wehr, A Dictionary of Modern Written Arabic, Edited by J. Milton Cowan, Librairie Du Liban, May, 1980, s. 10.)

[12] Bk. Redhouse.

[13] Bk. Eyüboğlu, İsmet Zeki, age. s. 594.

[14] “Allah Âdem’i sûreti (bizzat bir Rahmân olarak nasıl tasarlarsa o tasarım) üzere (başka bir modelden falan da kopya çekmeden) yaratmıştır hadisine (Buhârî, İsti’zân, 1) gönderi yapıyoruz.