|
İMAM ŞÂFİÎ ’NİN EDEBÎ KİŞİLİĞİ ÜZERİNE
Tacettin UZUN
Şâfiî mezhebinin kurucusu olarak tanınan
İmam Şâfiî , Arap Dili ve Edebiyatı’nda da
otorite kabul edilen bir zattır. O, Arap dilini
çok iyi biliyor, çok iyi konuşuyordu. Büyük
şairlerin tarihe mal olmuş şiirlerini belleyip
gelecek nesiller için aktarıyordu. Kendisi de
şairdi ve şiiri, şiir söylemiş olmak için
söylemiyordu. Ders ve öğüt vermek için şiir
söylüyordu. Biz bu çalışmamızda, İmam Şâfiî’nin,
fakihlik yönünü değil de, onun dilci ve
edebiyatçı yönünü ele almak istiyoruz.
Asıl adı
Muhammed b. İdrîs olan eş-Şâfiî , 150/767
yılında Gazze’de doğdu.[1]
Çok küçük yaşta annesi tarafından Mekke’ye
götürüldü. İlk tahsilini Mekke’de yaptıktan
sonra fasîh Arapça’yı öğrenmek için Huzeyl[2]
kabilesinin arasına katıldı. Bu konuda kendisi
şöyle der: “Ben Mekke’den çöldeki Huzeyl
kabilesine gittim. Onların dil, şive ve
âdetlerini öğrendim. Çünkü Huzeyl kabilesi,
Arapların en fasih konuşan kabilelerinden
birisiydi. Aralarında yaşadığımdan, nereye
gitseler onlarla birlikte gider, konakladıkları
yerde de konaklardım. Mekke’ye dönünce şiir,
haber ve eyyâm-ı Arab’ı (Arapların yaptıkları
savaşları) anlatmaya başladım.”[3]
Anlaşıldığı
üzere, İmam Şâfiî ’nin Arap şiirinin
aktarılmasında büyük hizmeti olmuştur.
Arapların
şiir, hutbe ve edebî eserlerinden ezberledikleri
dışında, sadece Huzeyllilerin on bin beytini
ezberlemişti.[4]
Şâfiî , eş-Şenfera'nın[5]
(Öl. Yaklaşık mîlâdî, 525) şiirlerini rivayet
etmişti. Verdiği örnekler, çoğunlukla et-Tufeyl
el-Ğanevî'nin (Öl. Yaklaşık mîlâdî 610)[6]
şiirlerindendi.
el-Asma’î
(Öl.216/831)[7]
şöyle der: “eş-Şenferâ’nın şiirlerini, Mekke’de,
Şâfiî ’den okudum.”[8]
Abdulmelik
b. Hişam (Öl.213/827)[9]:
“Şâfiî dilde otoriteydi”[10],
“Şafii’nin dili, çekici ve büyüleyiciydi.”[11]
demiştir. Ahmed b. Hanbel (Öl.240/855) de bu
konuda: “Şâfiî , insanların en fasihiydi”[12]
ifadesini kullanmıştır. Abdulmelik b. Hişam’ın
söylediği şu söz de onun, gerçekten dilde
otorite olduğunun delilidir: “Şâfiî ’yle pek çok
sohbet ve konuşmamız olmuştur. Ancak onun
konuşmalarında hiç lahn[13]
olmazdı.”[14]
Yunus b. ‘Abdula’lâ (Öl.264/877)[15]
da: “Şâfiî ’nin sözleri şeker gibiydi. Onun
konuşmasında tatlılık, belağat güzelliği ve
fesahat mükemmelliği vardı”[16]
demiştir. Şu söz de el-Câhız'a(255/868) aittir:
“İlimde temayüz eden seçkin kişilerin
kitaplarını inceledim. el-Muttalibî (Şâfiî ) den
daha iyi yazanını görmedim. Sanki onun sözleri,
inci taneleri gibiydi.”[17]
Yunus b. Habîb (182/798)[18],
Şâfiî hakkında: “Onun dili, kitaplarından daha
büyüktü” der. el-Muberrid (Öl.285/898): “Şafii,
en iyi şair ve edebiyatı en iyi bilen”, İbn
Reşîk (Öl.456/1063): “Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî
, şiirde en becerikli kimselerdendi”
demişlerdir.[19]
Şafii’nin
şiirine sehl-i mümtenî[20]
diyebiliriz.
Nesri,
şiiriyle karşılaştırıldığında iki dil arasındaki
fark görülebilir. Çünkü o nesirde, en fasîh
kelimeleri seçer, garîb[21]
ve zor olanı kullanır. Şiirdeki lâfızlarında ise
ne garîbe, ne de zor olana rastlanır. Aksine
şiirlerinin çoğu, sade ve açıktır.
Şiirinin
tamamı mukattaât (seçme beyitler) halindedir.
Uzun kasideler yazmamıştır. Mukattaâta
meyletmesi, yazdığı her şeyde îcazı seçen
karakterinden kaynaklanıyordu.
Şâfiî ,
şiirinde sadeliğe ve açıklığa yöneldiği ve
çoğunda irtical yoluna gittiği için bütün
kafiyelerde şiir söylememiştir. Hatta zor
kafiyeleri terketmiş ve onlara girmemiştir.[22]
İmam Şâfiî
’nin şiirlerinin toplandığı bir dîvanı; onun da
değişik şerh ve baskıları vardır.
Onun şiirine örnek olması için, özellikle, ilmin
önemini belirten, ilme teşvik eden, cehaleti ve
cahili kötüleyen bazı beyitlerini seçerek
Türkçe’lerini verdik.
[1]
Şemsuddîn Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî,
Siyeru a’lâmi’n-nubelâ’ tah: Şuayb
el-Arnaût,
Beyrut, 1402/1982, Muessesetu’r-risâle,
X/5; Burhânuddîn İbrâhîm b. ‘Ali b. Muhammed
b. Ferhûn el-Ya’murî, ed-Dîbâcu’l-muzheb
fî ma’rifeti a’yâni ‘ulemâi’l-mezheb,
Beyrut, Dâru’l-Kutubi’l-‘ılmiyye, s.227
[2]
Huzeyl (Benî Huzeyl): Adnanîlere mensup,
şairleriyle ünlü bir Arap kabilesidir. Mekke
ve Taif civarındaki dağlık bölgede yaşayan
Benî Huzeyl, mîlâdî VI. yüzyılın büyük Arap
kabilelerinden biridir ve Mudarîlerin, İlyas
b. Mudar’ın annesine nispetle, Hindif
denilen kolundandır. Kabile boyuna adını
veren Huzeyl’in nesebi Adnan’a kadar uzanır.
Benî Huzeyl Arap kabileleri arasında
şairleriyle ün yapmıştır. Hassân b. Sabit
(Öl.54/674) en iyi şairlerin Huzeyl’den
çıktığını, İbn Sellâm el-Cumahî (Öl.232/846)
de en iyi Huzelî şairin tartışmasız Ebu
Zueyb olduğunu söylemiştir. İbn Hazm bu
kabileden yetmişten fazla şair yetiştiğinden
bahseder ve en ünlülerinin adlarını sayar.
Arap dilci ve nahivcileri, nadir birkaç
kabilenin yanısıra bu kabilenin dilini de,
fasih ve güvenilir bulmuşlar, şiirlerini
örnek olarak zikretmişlerdir. Genel kanaate
göre klâsik Arapça’nın esas unsurlarını,
Medîne yakınlarından Hîre’nin kuzeyine ve
Mekke’nin biraz güneyinden Bahreyn körfezine
çekilecek iki hat arasında kalan bölgede
yaşamış Kays, Temîm, Huzeyl, Tay ve Kureyş
kabilelerinin lehçeleri vermiştir. Lugat
âlimleri, dil çalışmaları için seçtikleri
bazı bedevî kabilelerinin yanında Benî
Huzeyl’in yurduna da giderlerdi. Huzeylli
şairlerin şiirlerine özel bir önem verilmiş
ve bunlar dil çalışmalarının başından
itibaren rivayet edilmiştir. Şiir
ravîlerinin büyüklerinden olan Ebu Saîd
es-Sukkerî
(Ö.275/888) bu şairlerin şiirlerini Dîvanu
şu’arâi Huzeyl adlı bir dîvanda toplamış ve
şerhetmiştir. Aynı kitap yeniden bazı
değişiklik ve ilavelerle Dîvanu’l-
Huzeliyyîn adı altında neşredilmiştir.
Eserde Huzeyl’e mensup 120 şaire ait 380
parça şiir yer almaktadır.(Nasuhi Ünal
Karaarslan, Hüzeyl (Benî Hüzeyl),
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
İstanbul, 1999, XIX/70-72).
[4]
Muhammed Abdulmun’im Hafâcî’nin önsözü,
Dîvanu’ş-Şafi’î habri’l-umme ve imâmi’l-eimme,
Beyrut, ‘Âlemu’l-kutub, s.40
[5]
eş-Şenferâ: ‘Amr b. Mâlik. Cahiliye dönemi
şairidir. Yemenlidir. İkinci tabaka büyük
şairlerdendir. Lâmiyyetu’l-‘Arab adlı şiir
onundur (Hayruddîn ez-Ziriklî, el-A’lâm,
Beyrut, 1980, Dâru’l-‘ılm li’l-melâyîn
V/85).
[6]
Tufeyl el-Ğanevî: Tufeyl b. ‘Avf b.
Ka’b.
Cahiliye şairidir. Atları en iyi niteleyen
Arap şairidir. Küçük bir şiir divanı vardır.
(ez-Ziriklî, III/228).
[7]
el-Asma’î: ‘Abdulmelik b. Kureyb b. ‘Ali b
Asma’. Arap lugatçilerinin
meşhurlarındandır. Şiir ve buldânı (belde ve
ülkeleri) çok iyi bilenlerdendi. Bâdiyeleri
dolaşıp bedevîlerin dilini ve onların
bildiklerini ezberlemişti. el-Ahfeş: “Şiiri
el-Asma’î’den daha iyi bilen birisini
görmedik” demiştir. Şiirlerini topladığı
el-Asma’iyyât
adlı şiir kitabı meşhurdur. Bundan başka pek
çok eseri vardır (Ebu’l-Berekât Kemâluddîn
Abdurrahmân b. Muhammed el-Enbârî,
Nuzhetu’l-elibbâ’, tah. Muhammed
Ebu’l-Fadl
İbrâhîm, Kahire, Dâru nehdati Mısr, s.112;
ez-Ziriklî, IV/162).
[8]‘Abdurrahmân
Celâluddîn es-Suyûtî, el-Muzhir fî
‘ulûmi’l-luğati ve envâ’ıhâ, Şerh:
Muhammed Ahmed Câdelmevlâ, ‘Ali Muhammed
el-Becâvî,
Muhammed Ebu’l-Fadl İbrâhîm, Dâru’l-cîl,
I/160.
[9]
İbn Hişâm: ‘Abdulmelik b. Hişâm. Tarih,
ensâb, dil ve ahbâr âlimiydi. En meşhur
kitabı, es-Sîretu’n-nebeviyye’dir.
(ez-Ziriklî, IV/166).
[13]
Lahn: Konuşurken veya okurken, kişinin
yaptığı nahiv hatası. Bu, i’rabda veya
cümledeki kelimelerin dil kaidelerine aykırı
olarak sıralanması şeklinde olabilir. Ayrıca
lahn, lâfızları telaffuz ederken de
olabilir. El-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûsu’l-muhît,
Beyrut, 1413/1993, s.1587; Mecdî Vehbe-Kâmil
el-Muhendis, Mu’cemu’l-mustalahâti’l-‘arabiyye
fi’l-luğa ve’l-edeb, Beyrut, 1979,
s.174.
[15]
Yunus b. ‘Abdula’lâ: Büyük fakihlerdendir.
Şafiî’yle arkadaşlık etmiş ve ondan ilim
almıştır (ez-Ziriklî, VIII/261).
[18]
Yûnus b. Habîb en-Nahvî: Zamanında Basra
nahivcilerinin imamıydı. Sîbeveyh, el-Kisâî,
el-Ferrâ vb. imamlar ondan ilim almışlardır.
Ma’âni’l-Kur’ân adlı kitabı vardır
(el-Enbârî, s.49;ez-Ziriklî, VIII/261).
[20]
Sehl-i mümtenî: Basit göründüğü halde,
taklit edilmek istendiğinde zorluğu
anlaşılan eser. (Hikmet Akdemir Belağat
Terimleri, İzmir, 1999, Nil Yayınları,
s. 318; Tahirü’l-Mevlevî, Edebiyat Lügati,
İstanbul, 1973, Enderun Kitabevi, s.133).
[21]
Garîb söz veya kelime: Manası kapalı olan ve
herkesçe bilinmeyen. (ez-Zemahşerî, Esâsu’l-belâğa,
Beyrut, Dâru Sadir, s.447; eş-Şerîf ‘Ali b.
Muhammed el-Curcânî, et-Ta’rîfât,
Beyrut, 1403/1983, Dâru’l-Kutubi’l-‘ılmiyye,
s.161.)
|