ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
H. Yunus Apaydın: NASLARI ANLAMADA YETKİ VE YÖNTEM SORUNU (Genel Bir Tasvir)
Ahmet Yaman: İSLAM HUKUK İLMİ AÇISINDAN MAKÂSID İCTİHADININ YA DA TELEOLOJİK YORUM YÖNTEMİNİN İLKELERİ ÜZERİNE
Mustafa Altundağ: İSTANBUL TOPKAPI MUSHAFI HZ. OSMAN’A MI AİTTİR?
Zekeriya Güler: HADİS ARAŞTIRMALARINDA DİKKATSİZLİK PROBLEMİ
Yaşar Aydınlı: “EL-ÎZÂH Fİ’L-HAYRİ’L-MAHZ” VE ONUN TESİRİNİ YANSITAN BİR GRUP RİSÂLE
İsmail Hakkı Sezer: ÂDEMCE'YE GİRİŞ
Yavuz Köktaş: HADÎS TARİKLERİNİ BİR ARADA DEĞERLENDİRMENİN FAYDALARI ÜZERİNE
Mehmet Erdem - Tahsin Deliçay: MANTIK, BELÂGAT VE USÛL-Ü FIKIH İLİMLERİ ARASINDA ORTAK BİR KAVRAM OLARAK “DELÂLET”
Adem Apak: OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ DÖNEMİNDE BURSALI BİR VEZİR AİLESİ KARA TİMURTAŞOĞULLARI
Claude Salamé Çeviri: Kamil Güneş: KELÂM İLMİNİN TEMELLERİNDE RASYONALİST (AKILCI) VE LİTERALİST (NAKİLCİ, LAFIZCI) AKIMLAR VE BÜYÜK KELÂM OKULLARI
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:
Tacettin Uzun: İMAM ŞÂFİÎ’NİN EDEBÎ KİŞİLİĞİ ÜZERİNE
Nurullah Altaş: TÜRKİYE'DE ÖRGÜN ÖĞRETİMDE DİNİN YERİ
(1924-1980 ARASI DİN ÖĞRETİMİ ANLAYIŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME)
Bünyamin Erul: “HADİS ÇALIŞMALARINI ANLAMADA ÖZNELLİK SORUNU”
Gelenekteki “Tevil”i nesnel, günümüzdeki “Yorum”u öznel gören bir eleştiriye cevap
 
NOSTALJİ:
İzmirli İsmail Hakkı: İLİM ve ULEMÂ ANLAYIŞIM
  araştırma notları


İMAM ŞÂFİÎ ’NİN EDEBÎ KİŞİLİĞİ ÜZERİNE

Tacettin UZUN

Şâfiî mezhebinin kurucusu olarak tanınan İmam Şâfiî , Arap Dili ve Edebiyatı’nda da otorite kabul edilen bir zattır. O, Arap dilini çok iyi biliyor, çok iyi konuşuyordu. Büyük şairlerin tarihe mal olmuş şiirlerini belleyip gelecek nesiller için aktarıyordu. Kendisi de şairdi ve şiiri, şiir söylemiş olmak için söylemiyordu. Ders ve öğüt vermek için şiir söylüyordu. Biz bu çalışmamızda, İmam Şâfiî’nin, fakihlik yönünü değil de, onun dilci ve edebiyatçı yönünü ele almak istiyoruz.

Asıl adı Muhammed b. İdrîs olan eş-Şâfiî , 150/767 yılında Gazze’de doğdu.[1] Çok küçük yaşta annesi tarafından Mekke’ye götürüldü. İlk tahsilini Mekke’de yaptıktan sonra fasîh Arapça’yı öğrenmek için Huzeyl[2] kabilesinin arasına katıldı. Bu konuda kendisi şöyle der: “Ben Mekke’den çöldeki Huzeyl kabilesine gittim. Onların dil, şive ve âdetlerini öğrendim. Çünkü Huzeyl kabilesi, Arapların en fasih konuşan kabilelerinden birisiydi. Aralarında yaşadığımdan, nereye gitseler onlarla birlikte gider, konakladıkları yerde de konaklardım. Mekke’ye dönünce şiir, haber ve eyyâm-ı Arab’ı (Arapların yaptıkları savaşları) anlatmaya başladım.”[3]

Anlaşıldığı üzere, İmam Şâfiî ’nin Arap şiirinin aktarılmasında büyük hizmeti olmuştur.

Arapların şiir, hutbe ve edebî eserlerinden ezberledikleri dışında, sadece Huzeyllilerin on bin beytini ezberlemişti.[4]

Şâfiî , eş-Şenfera'nın[5] (Öl. Yaklaşık mîlâdî, 525) şiirlerini rivayet etmişti. Verdiği örnekler, çoğunlukla et-Tufeyl el-Ğanevî'nin (Öl. Yaklaşık mîlâdî 610)[6] şiirlerindendi.

el-Asma’î (Öl.216/831)[7] şöyle der: “eş-Şenferâ’nın şiirlerini, Mekke’de, Şâfiî ’den okudum.”[8]

Abdulmelik b. Hişam (Öl.213/827)[9]: “Şâfiî dilde otoriteydi”[10], “Şafii’nin dili, çekici ve büyüleyiciydi.”[11] demiştir. Ahmed b. Hanbel (Öl.240/855) de bu konuda: “Şâfiî , insanların en fasihiydi”[12] ifadesini kullanmıştır. Abdulmelik b. Hişam’ın söylediği şu söz de onun, gerçekten dilde otorite olduğunun delilidir: “Şâfiî ’yle pek çok sohbet ve konuşmamız olmuştur. Ancak onun konuşmalarında hiç lahn[13] olmazdı.”[14] Yunus b. ‘Abdula’lâ (Öl.264/877)[15] da: “Şâfiî ’nin sözleri şeker gibiydi. Onun konuşmasında tatlılık, belağat güzelliği ve fesahat mükemmelliği vardı”[16] demiştir. Şu söz de el-Câhız'a(255/868) aittir: “İlimde temayüz eden seçkin kişilerin kitaplarını inceledim. el-Muttalibî (Şâfiî ) den daha iyi yazanını görmedim. Sanki onun sözleri, inci taneleri gibiydi.”[17] Yunus b. Habîb (182/798)[18], Şâfiî hakkında: “Onun dili, kitaplarından daha büyüktü” der. el-Muberrid (Öl.285/898): “Şafii, en iyi şair ve edebiyatı en iyi bilen”, İbn Reşîk (Öl.456/1063): “Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî , şiirde en becerikli kimselerdendi” demişlerdir.[19]

Şafii’nin şiirine sehl-i mümtenî[20] diyebiliriz.

Nesri, şiiriyle karşılaştırıldığında iki dil arasındaki fark görülebilir. Çünkü o nesirde, en fasîh kelimeleri seçer, garîb[21] ve zor olanı kullanır. Şiirdeki lâfızlarında ise ne garîbe, ne de zor olana rastlanır. Aksine şiirlerinin çoğu, sade ve açıktır.

Şiirinin tamamı mukattaât (seçme beyitler) halindedir. Uzun kasideler yazmamıştır. Mukattaâta meyletmesi, yazdığı her şeyde îcazı seçen karakterinden kaynaklanıyordu.

Şâfiî , şiirinde sadeliğe ve açıklığa yöneldiği ve çoğunda irtical yoluna gittiği için bütün kafiyelerde şiir söylememiştir. Hatta zor kafiyeleri terketmiş ve onlara girmemiştir.[22]

İmam Şâfiî ’nin şiirlerinin toplandığı bir dîvanı; onun da değişik şerh ve baskıları vardır.

Onun şiirine örnek olması için, özellikle, ilmin önemini belirten, ilme teşvik eden, cehaleti ve cahili kötüleyen bazı beyitlerini seçerek Türkçe’lerini verdik.


[1] Şemsuddîn Muhammed b. Ahmed b. Osman ez-Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ’ tah: Şuayb el-Arnaût, Beyrut, 1402/1982, Muessesetu’r-risâle, X/5; Burhânuddîn İbrâhîm b. ‘Ali b. Muhammed b. Ferhûn el-Ya’murî, ed-Dîbâcu’l-muzheb fî ma’rifeti a’yâni ‘ulemâi’l-mezheb, Beyrut, Dâru’l-Kutubi’l-‘ılmiyye, s.227

[2] Huzeyl (Benî Huzeyl): Adnanîlere mensup, şairleriyle ünlü bir Arap kabilesidir. Mekke ve Taif civarındaki dağlık bölgede yaşayan Benî Huzeyl, mîlâdî VI. yüzyılın büyük Arap kabilelerinden biridir ve Mudarîlerin, İlyas b. Mudar’ın annesine nispetle, Hindif denilen kolundandır. Kabile boyuna adını veren Huzeyl’in nesebi Adnan’a kadar uzanır.

Benî Huzeyl Arap kabileleri arasında şairleriyle ün yapmıştır. Hassân b. Sabit (Öl.54/674) en iyi şairlerin Huzeyl’den çıktığını, İbn Sellâm el-Cumahî (Öl.232/846) de en iyi Huzelî şairin tartışmasız Ebu Zueyb olduğunu söylemiştir. İbn Hazm bu kabileden yetmişten fazla şair yetiştiğinden bahseder ve en ünlülerinin adlarını sayar.

Arap dilci ve nahivcileri, nadir birkaç kabilenin yanısıra bu kabilenin dilini de, fasih ve güvenilir bulmuşlar, şiirlerini örnek olarak zikretmişlerdir. Genel kanaate göre klâsik Arapça’nın esas unsurlarını, Medîne yakınlarından Hîre’nin kuzeyine ve Mekke’nin biraz güneyinden Bahreyn körfezine çekilecek iki hat arasında kalan bölgede yaşamış Kays, Temîm, Huzeyl, Tay ve Kureyş kabilelerinin lehçeleri vermiştir. Lugat âlimleri, dil çalışmaları için seçtikleri bazı bedevî kabilelerinin yanında Benî Huzeyl’in yurduna da giderlerdi. Huzeylli şairlerin şiirlerine özel bir önem verilmiş ve bunlar dil çalışmalarının başından itibaren rivayet edilmiştir. Şiir ravîlerinin büyüklerinden olan Ebu Saîd es-Sukkerî (Ö.275/888) bu şairlerin şiirlerini Dîvanu şu’arâi Huzeyl adlı bir dîvanda toplamış ve şerhetmiştir. Aynı kitap yeniden bazı değişiklik ve ilavelerle Dîvanu’l- Huzeliyyîn adı altında neşredilmiştir. Eserde Huzeyl’e mensup 120 şaire ait 380 parça şiir yer almaktadır.(Nasuhi Ünal Karaarslan, Hüzeyl (Benî Hüzeyl), Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1999, XIX/70-72).

[3] İbn Ferhûn, s.228

[4] Muhammed Abdulmun’im Hafâcî’nin önsözü, Dîvanu’ş-Şafi’î habri’l-umme ve imâmi’l-eimme, Beyrut, ‘Âlemu’l-kutub, s.40

[5] eş-Şenferâ: ‘Amr b. Mâlik. Cahiliye dönemi şairidir. Yemenlidir. İkinci tabaka büyük şairlerdendir. Lâmiyyetu’l-‘Arab adlı şiir onundur (Hayruddîn ez-Ziriklî, el-A’lâm, Beyrut, 1980, Dâru’l-‘ılm li’l-melâyîn V/85).

[6] Tufeyl el-Ğanevî: Tufeyl b. ‘Avf b. Ka’b. Cahiliye şairidir. Atları en iyi niteleyen Arap şairidir. Küçük bir şiir divanı vardır. (ez-Ziriklî, III/228).

[7] el-Asma’î: ‘Abdulmelik b. Kureyb b. ‘Ali b Asma’. Arap lugatçilerinin meşhurlarındandır. Şiir ve buldânı (belde ve ülkeleri) çok iyi bilenlerdendi. Bâdiyeleri dolaşıp bedevîlerin dilini ve onların bildiklerini ezberlemişti. el-Ahfeş: “Şiiri el-Asma’î’den daha iyi bilen birisini görmedik” demiştir. Şiirlerini topladığı el-Asma’iyyât adlı şiir kitabı meşhurdur. Bundan başka pek çok eseri vardır (Ebu’l-Berekât Kemâluddîn Abdurrahmân b. Muhammed el-Enbârî, Nuzhetu’l-elibbâ’, tah. Muhammed Ebu’l-Fadl İbrâhîm, Kahire, Dâru nehdati Mısr, s.112; ez-Ziriklî, IV/162).

[8]‘Abdurrahmân Celâluddîn es-Suyûtî, el-Muzhir fî ‘ulûmi’l-luğati ve envâ’ıhâ, Şerh: Muhammed Ahmed Câdelmevlâ, ‘Ali Muhammed el-Becâvî, Muhammed Ebu’l-Fadl İbrâhîm, Dâru’l-cîl, I/160.

[9] İbn Hişâm: ‘Abdulmelik b. Hişâm. Tarih, ensâb, dil ve ahbâr âlimiydi. En meşhur kitabı, es-Sîretu’n-nebeviyye’dir. (ez-Ziriklî, IV/166).

[10] İbn Ferhûn, s.229

[11] Hafâcî, s.56

[12] ez-Zehebî, X/47.

[13] Lahn: Konuşurken veya okurken, kişinin yaptığı nahiv hatası. Bu, i’rabda veya cümledeki kelimelerin dil kaidelerine aykırı olarak sıralanması şeklinde olabilir. Ayrıca lahn, lâfızları telaffuz ederken de olabilir. El-Fîrûzâbâdî, el-Kâmûsu’l-muhît, Beyrut, 1413/1993, s.1587; Mecdî Vehbe-Kâmil el-Muhendis, Mu’cemu’l-mustalahâti’l-‘arabiyye fi’l-luğa ve’l-edeb, Beyrut, 1979, s.174.

[14] ez-Zehebî, s.49.

[15] Yunus b. ‘Abdula’lâ: Büyük fakihlerdendir. Şafiî’yle arkadaşlık etmiş ve ondan ilim almıştır (ez-Ziriklî, VIII/261).

[16] ez-Zehebî, s.48.

[17]Aynı yer.

[18] Yûnus b. Habîb en-Nahvî: Zamanında Basra nahivcilerinin imamıydı. Sîbeveyh, el-Kisâî, el-Ferrâ vb. imamlar ondan ilim almışlardır. Ma’âni’l-Kur’ân adlı kitabı vardır (el-Enbârî, s.49;ez-Ziriklî, VIII/261).

[19] Hafâcî, s.56

[20] Sehl-i mümtenî: Basit göründüğü halde, taklit edilmek istendiğinde zorluğu anlaşılan eser. (Hikmet Akdemir Belağat Terimleri, İzmir, 1999, Nil Yayınları, s. 318; Tahirü’l-Mevlevî, Edebiyat Lügati, İstanbul, 1973, Enderun Kitabevi, s.133).

[21] Garîb söz veya kelime: Manası kapalı olan ve herkesçe bilinmeyen. (ez-Zemahşerî, Esâsu’l-belâğa, Beyrut, Dâru Sadir, s.447; eş-Şerîf ‘Ali b. Muhammed el-Curcânî, et-Ta’rîfât, Beyrut, 1403/1983, Dâru’l-Kutubi’l-‘ılmiyye, s.161.)

[22] Hafâcî, s.57.