|
DOĞAL FELAKET VE ISTIRAPLAR KONUSUNDA KELAMCILARIN GÖRÜŞLERİ -Tahlil, Tenkid ve Öneriler-
Hulusi ARSLAN
İnsan,
varoluluşundan
itibaren hep içinde yaşadığı
dünyayı
bir anlama kavuşturma
çabası
içerisinde olagelmiştir.
Onun bu çabası,
son çözümlemede bir mutluluk arayışı
olarak değerlendirilebilir.
Bu açıdan
bakıldığında
Allah inancı,
varlığı
ve hayatı
bir anlama kavuşturan
en temel unsurlardandır.
Bu inanç sayesinde varlık,
kaos ve tesadüf olmaktan çıkıp
alîm, kadîr, mürîd bir müdebbirin eseri olarak
insana hizmet eden bir nizam haline dönüşür.
Buna ilaveten adalet, hikmet, rahman, rahim ve
vedûd gibi adalet ve şefkat
içerikli sıfatları
da insanın
Allah’a karşı
güvenini besleyen ve onu iyimserliğe
sevk eden hususlardır.
Ancak
tecrübî hayat, insanı
karamsarlığa
sürükleyen bazı
olaylarla karşı
karşıya
olduğumuzu
da göstermektedir. Deprem, sel, kasırga,
hastalık,
açlık,
kıtlık
vs. birçok insanın
acı
çekmesine hatta ölümüne neden olan ve kalbimizde
derin izler bırakan
doğal
olaylar mevcuttur. İşte
bu gibi olayların,
Allah’ın
yukarda saydığımız
sıfatlarıyla
nasıl
bağdaşacağı
sorunu, bizim burada ele alacağımız
konunun esasını
teşkil
etmektedir. Aslında
konu, Din Felsefesinde “kötülük problemi”
olarak ele alınmaktadır.
Bu sebeple, meselenin daha iyi anlaşılması
açısından
felsefî anlamda, kötülük problemi üzerinde
kısaca
durmak istiyoruz.
Kötülük
problemi, dünyadaki kötülüklerin iyi, her şeye
kadir, her şeyi
bilen bir Tanrı
tasavvuru ile nasıl
bağdaştırılabileceği
sorunu olarak tanımlanabilir.
Problemin, kuramsal düzeyde ele alınışı
Grek Felsefesine dayandırılır.
Bu probleminin, bazı
dinî ve felsefî akımların
doğmasına
da tesir ettiği
görülmektedir. Mesela o, Eski İran
dinlerinden Mecûsîlik ya da Maniheizm’de
olduğu
gibi çift kutuplu tanrı
anlayışının
(dualizm) ortaya çıkma
nedenlerinden sayılır.
Keza, kötülüğün
varlığı,
Teizme karşı
ileri sürülen bir itiraz olarak karşımıza
çıkar.
Nitekim kötülüğün
varlığı,
ateistlerin fikir planında
en büyük dayanaklarından
biridir.
Zira ateistin geliştirdiği
argümana göre; Tanrı
varsa ve her şeyi
biliyorsa, kendisi yapmasa bile, kötülüğün
hangi şartlardan
kaynaklandığını
bilecek, keza o, her şeye
kâdir ise kötülüklerin gerçekleşmesini
önleyecek, böylece kötülük olmayacaktır.
İşte
bu sebeple ateistlere göre, Tanrının
varlığı
kötülüğün
olmamasını,
kötülüğün
varlığı
da Tanrının
olmamasını
gerektirir.
Bu
problemin çözümü noktasında
gerek diğer
din ve düşüncelerde
ve gerekse İslâm
düşüncesinde
çeşitli
fikirler ileri sürülmektedir. Allah’ın
kötülüklerden sorumlu olmadığını
belirtmek için genellikle kötülük, tabiî
ve ahlakî diye ikiye ayrılmakta;
birincisi İslâm
filozoflarının
yaptığı
gibi maddenin her kemâli kabul edecek durumda olmadığına,
ikincisi ise insana dayandırılmaktadır.
Buna ilaveten kötülüğün,
iyiliğin
bilinmesi için gerekli olduğu,
alemdeki estetik yapıyı
tamamladığı
gibi çözüm önerileri de ileri sürülmektedir.
Biz,
belli başlı
kelam okullarına
göre meselenin yalnızca
tabiî veya doğal
kötülük boyutunu inceleyeceğiz.
Ahlakî kötülükler, insan iradesinden kaynaklandığı
için, doğal
kötülük problemi, Allah’ın
sıfatları
açısından,
ahlakî kötülük problemine oranla daha tartışmalı
bir alandır.
Nitekim yaşanan
doğal
felaketler karşısında,
bunların,
Allah’ın
cezalandırması
mı
yoksa ibreti mi olduğu
yolundaki sorular ve cevaplar sürekli gündemde
kalmaya devam etmektedir. Bu yönüyle konunun önemli
olduğu
söylenebilir.
Konuya
yaklaşım
tarzımız,
kesin bir çözüm getirme iddiasını
içermemektedir.
Problemi, tespit, tahlil ve tenkit şeklinde
ele alacağız.
Bunun yanında,
bazı
değerlendirmeler
de yapmaya
çalışacağız.
Dolayısıyla,
bu
araştırmanın
temel amacı,
klasik İslâm
Kelam okullarının
probleme ilişkin
görüşlerini
tespit etmek
ve yeni çözüm ve arayışların
yolunu açmak için bu görüşlerin
getirdiği
sorunları
ortaya koymaktır.
|