ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Hakkı Ş. Yasdıman: HIRİSTİYANLIĞIN MİMARI PAVLUS'UN KADINLARIN ÖRTÜNMESİYLE İLGİLİ SÖZLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Hulusi Arslan: DOĞAL FELAKET VE ISTIRAPLAR KONUSUNDA KELAMCILARIN GÖRÜŞLERİ -TAHLİL, TENKİD VE ÖNERİLER-
Ekrem Keleş: RÜ’YET-İ HİLAL MESELESİ
Mustafa Ertürk: ÇOCUĞUN DÎNÎ EĞİTİMİNDE KULLANILAN BİR HADÎS VE TAHLÎLİ
Cağfer Karadaş: KELAM ATOMCULUĞUNUN KAYNAĞI SORUNU
Osman Güner: ERDEM VE ESARET ARASINDA YOKSULLUK
-İslam Geleneğinde Yoksulluk Söyleminin İzdüşümleri-
Ejder Okumuş: KÜRESELLEŞME VE MEDENİYETLERARASI DİYALOG
Ali Tenik: AHÎLİĞİN TASAVVUFÎ BOYUTU VE ŞANLIURFA’ DA AHÎLİK İZLERİ
Kamar Oniah Kamaruzaman Çeviri: Muhammet Tarakcı: İSLÂMÎ BİR DİN BİLİMLERİ METODOLOJİSİNİN TEŞEKKÜLÜNE DOĞRU: BÎRÛNÎ ÖRNEĞİ
Sîzâ Kâsım Çeviri: Fethi Ahmet Polat: OKUYUCU VE METİN (SEMİYOTİKTEN HERMENÖTİĞE)
W. Montgomery Watt Çeviri: Tuncay İmamoğlu - Celal Büyük: KUR’ÂN’DA ELEŞTİRİLEN HIRİSTİYANLIK
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Ali Pekcan: MAKÂSIDÜ’Ş-ŞERÎA BİLGİSİNİN ÖNEMİ

Erdinç Ahatlı: İZMİRLİ İSMAİL HAKKI’NIN YENİDEN NEŞREDİLEN HADİS TARİHİ ADLI ESERİ ÜZERİNE

 
NOSTALJİ:
Mehmed Şerefeddin: SELÇÛKÎLER DEVRİNDE MEZÂHİB
  makaleler


ÇOCUĞUN DÎNÎ EĞİTİMİNDE KULLANILAN BİR HADÎS VE TAHLÎLİ

Mustafa ERTÜRK


Nebevî Sünnet Hz. Peygamber tarafından İslâm’ın pratik hayata yansıtılmış ve Müslümanların da asırlardır kendi yaşantılarını tanzimde devamlı göz önünde bulundurdukları İslâmî bir kriterdir. Nebevî Sünnetin ferdî ve sosyal hayattaki bu otoritesi, Allah’ın Muhammed’e (a. s. ) verdiği yetki ile onun etkili[1] olmasından kaynaklanmaktadır. Peygamber’in en güzel örnek (üsve-i hasene) vasfına sahip kılınmasının Müslümanlar için önemli bir kriter olması[2] elbette onun sözlerinin, fiillerinin ve her türlü hareketinin de pratik hayatta bir iz düşümü olacaktır. Bilinen bir gerçektir ki teoride söylenen herhangi bir söz eylemde gerçekleşmez ise o sözün gücü ve etkinliği azalır ya da hiç gerçekleşmeyebilir. Dolayısıyla eğitim ve öğretimde bir sözün etkinliği eyleme dönüşmesiyle birlikte daha fazla kuvvet kazanacaktır. Bu çerçeveden bakıldığında esas alınacak husus sözden ziyade, herhangi bir hareketin daha etkin olmasını gerektirdiğidir. Peygamber de (a. s. ) hem sözü hem de yaptığı uygulamalarla sahâbeyi eğitirken daima onlara örnek olmuş, fiillerine dikkat etmiş, söylediğini pratiğe aktarmış, böylece o sözün etkinliğini daha fazla kuvvetlendirmiştir. Kendisinin yapmadığı, yapmayacağı ve yapılmasını da asla tasvip etmediği uygulamaları da özellikle dinle ilgili hususlarda, başkalarının yapmaması gerektiğini sürekli vurgulamıştır. Nitekim “Yapmadığınız şeyleri niçin söylersiniz”[3] âyeti de buna açıkça işaret etmektedir. Bu sebeple Hz. Peygamber’in yapılmasını dahî tasvip etmediği dinî bir konuda kendisinin söz söylemesi de bu bağlamda elbette mümkün gözükmemektedir. Ancak hadîs kitaplarında Hz. Peygamber’in hayatında tatbik etmediği ve edilmesini tavsiye etmediği, fakat ona isnad edilen bazı sözlere rastlamaktayız. Bu araştırmada asırlardan beri Müslümanlar tarafından uygulana gelen ve bu uygulamanın da dînî bir kaynağı kabul edilen ve şimdiye kadar ayrıntısıyla tetkik edilmemiş böyle bir rivayet üzerinde durmak istiyoruz.

Bu rivayet İslâm Dîninin pratik uygulamalarından namazın çocuklara öğretilmesiyle ilgili olup, hadîs kaynaklarında birbirine yakın lafızlarla nakledilmiştir. Söz konusu rivayet bütün tarîkleri dikkate alınarak Türkçe’ye de şu şekilde tercüme edilmektedir:

Çocuğunuz (sabî, evlâd, sıbyân, ğulâm) yedi yaşına geldiği zaman ona namazı öğretiniz (emrediniz), on (veya on üç) yaşına geldiğinde namaz kılmaz ise dövünüz, bu yaştan itibaren de yataklarını ayırınız. ”

Söz konusu rivayet klasik hadîs kaynaklarından İbn Ebû Şeybe’nin (ö. 235/849) el-Musannef’inde, Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) Müsned’inde, Ebû Dâvud (ö. 275/888) ve Tirmizî’nin (ö. 279/892) Sünenlerinde, İbn Huzeyme’nin (ö. 311/923) Sahîh’inde, Taberânî’nin (ö. 360/971) el-Mu’cemü’l-Kebîr’inde, Dârekutnî’nin (ö. 385/995) ve Beyhakî’nin (ö. 458/1066) Sünenleri ile Hâkim en-Neysâbûrî’nin (ö. 405/1014) el-Müstedrek’inde ve bu kitaplarla ilgili şerh ve câmi türü eserlerde zikredilmektedir. [4] Ayrıca bu rivayet İslâm eğitimiyle alâkalı hem geçmişte[5], hem de günümüzde[6] yazılan eserlerde de çocuklara namazın hangi yaşlarda ve nasıl öğretileceğini belirtmek için referans olarak gösterilmekte ve rivayetin içeriğine yönelik tavsiyelere devam edilmektedir.[7]

Dînin ve özellikle namazın öğretilmesinde bir metodun kaynağı kabul edilen bu rivayetin en azından klasik hadîs usûlü kriterlerine göre gerçekten sahîh[8] olup olmadığı tartışılmamış, ne senedi ne de metni ayrıntısıyla tahlîl edilmiştir. Aksine, Hz. Peygamber’in gerçek bir sözü imiş gibi kabul edilerek değerlendirmeler ve yorumlar yapılmıştır. Bu sebeple biz bu rivayeti İslâm’ın gerçek eğitim metoduna ve özellikle Hz. Peygamber’in sünnetine uygun olup olmadığını gerek senediyle gerekse metniyle değerlendirmek istiyoruz.

Bu çalışma üç ana başlık altında incelenecektir: Birincisi incelemesini yapacağımız hadisin sened yönünden tetkiki, ikincisi o hadisin metniyle alâkalı hususların incelenmesi ve üçüncüsü ise modern din eğitimcilerin hadiste zikredilen konularla alâkalı bir kısım değerlendirmeleri ele alınmıştır.


[1] Mesela bk. el-Haşr (59), 7; Âl-i İmrân (3), 31; en-Nisâ (4), 59.

[2] el-Ahzâb (33), 21.

[3] es-Saff (61), 2.

[4] İbn Ebû Şeybe, el-Musannef fi’l-ehâdîs ve’l-âsâr (nşr. Saîd Muhammed el-Lihâm), Beyrut 1989, I, 381-382; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 404; Ebû Davud, “Salât”, 25, hadîs no:494-495; Tirmizî, “Mevâkît”, 187, hadîs no:407; Ebû Bekir Muhammed b. İshâk İbn Huzeyme, Sahîh (nşr. M. Mustafa el-A’zamî), Beyrut 1980, II, 101-102; Ali b. Ömer ed-Dârekutnî, Sünen (nşr. Dârü ihyâi’t-türâsi’l-arabî), Beyrut 1993, I, 231; Ebü’l-Kâsım Süleyman b. Ahmed et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr (nşr. Hamdî Abdülmecîd el-Halefî), Mevsıl 1985, VII, 115, hadîs no: 6546-6549; Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, el-Fethu’r-Rabbânî, II, 237; Hâkim en-Neysâbûrî, el-Müstedrek ale’s-sahîhayn (nşr. Yusuf Abdurrahman el-Mar’aşlî), Beyrut trs. , I, 197, 258; Ebû Bekir Ahmed b. el-Hüseyin el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ (nşr. Muhammed Abdülkâdir ‘Atâ), Beyrut 1994, II, 22, 323-324, III, 119; Nureddin Ali b. Ebû Bekir el-Heysemî, Mecma’u’z-zevâid ve menbe’u’l-fevâid (nşr. Arü’l-kitâbi’l-arabî), Beyrut 1982, I, 294.

[5] Mesela bk. Muhammed b. Sahnûn, Âdâbü’l-mualimîn (nşr. Muhammmed el-Arûsî), Tunus 1972, s. 109; a. mlf. , Eğitim ve Öğretimin Esasları (trc. M. Faruk Bayraktar), İstanbul 1996, s. 61; Muhammed b. Sahnûn, el-Müdevvenetü’l-Kübrâ, Kahire 1324, I, 102; Muhammed b. Mahmûd b. el-Hüseyin el-Üsrûşenî, Câmi’u ahkâmi’s-sığâr (nşr. Ebû Mus’ab el-Bedrî-Mahmud Abdurrahman Abdülmun’ım), (I-II), Dârülfazîle, Kahire, I, 36; Ebü’l-Hasen Ali b. Muhammad el-Kâbisî, İslâm’da Öğretmen ve Öğrenci Meselelerine Dair Geniş Risale (er-Risâletü’l-mufassale li ahvâli’l-müteallimîn ve ahkâmi’l-muallimîn ve’l-müteallimîn), (trc. Süleyman Ateş – Hıfzırrahman R. Öymen), Ankara 1966, Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Yayınları, s. 44; Muhammed b. Mahled, “Ahbârü’s-sığâr” (nşr. Abdullah Kenûn), el-Akademiyye, sy. 3, Rabat 1986, (s. 113-146), s. 139.

[6] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, İstanbul trs. , Bilmen Yayınevi, s. 105; Ebû Zekeriyya Yahya b. Şeref en-Nevevî, Riyâzü’s-sâlihîn - Peygamberimizden Hayat Ölçüleri (trc. M. Yaşar Kandemir-İ. Lütfi Çakan-Raşit Küçük), İstanbul 1997, II, 390-391; İbrahim Canan, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, İstanbul, trs. , Tuğra Neşriyat, s. 132-133, 309; a. mlf. , “Aile Reisi ve Baba Olarak Hz. Peygamber”, Hz. Peygamber ve Aile Hayatı, İstanbul 1989, s. 333-334; M. Zeki Duman, Kur’an-ı Kerîm’de Adâb-ı Muaşeret Görgü Kuralları, İstanbul 1986, Tuğra Neşriyat, s. 160, 165-166 (391 nolu dn. ); Hayati Hökelekli, “Çocuk”, DİA, VIII, İstanbul 1995; Mehmet Emin Ay, Din Eğitiminde Mükâfat ve Ceza, İzmir 1995, S. 74-77, 181, 182; Abdullah Nâsıh Ulvan, İslamda Aile Eğitimi (trc. Celal Yıldırım), Konya 1991, I, 140, II, 119.

[7] Ne yazık ki zaman zaman bu rivayetin bazı gazetelerin “fıkıh” köşelerinde yer alarak günlerce yazılı ve görsel medyada polemik konusu olduğunu ve Türkiye’nin gündemini meşgul ettiğini de görebilmekteyiz.

[8] Bu noktada sahih kavramından neyin kastedildiği ve sahih hadîsin ne olduğu sorusu akla gelebilir. İbnü’s-Salâh’ın geliştirdiği ve hadîs usulcülerin kabul ettiği tarife göre sahih hadîs; senedin başından sonuna kadar adâlet ve zabt vasıflarına sahip râvîlerin muttasıl bir senedle rivayet ettikleri şaz ve muallel olmayan hadîs demektir (Ebû Amr Osman b. Abdurrahman İbnü’s-Salâh, Ulûmü’l-hadîs (nşr. Nureddin Itr), Dımaşk 1986, s. 11-12) Bu tarife göre bir hadîsin sahihliğine hükmedebilmek için öncelikle senedinde yer alan râvîlerin adâlet vasfı ile zabt vasfına sahip olup olmadıkları test edilmektedir. Şayet bir râvî bu vasıflara sahip değilse, o hadîs/rivayet sahih kabul edilmemektedir. Nitekim muhaddisler, râvîlerden biri veya birkaçı hadîs rivayetine ehil değilse, sıhhat için gerekli görülen diğer ölçülere bakılmaksızın hadîsin sahih olmadığı hükmünü vermişlerdir” (Bk. Ahmet Yücel, Hadîs Istılahlarının Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul 1996, İFAV Yayınları, s. 101). Esasında muahhar muhaddisler tarafından tarif edilen ve kabul gören bu tanım alternatifi olmayan tek tanım değildir. Gerek hanefiler tarafından gerekse farklı muhaddisler tarafından sahih hadîsin değişik tarifleri de yapılmıştır (Konuyla ilgili tartışmalar için mesela bk. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Hadîs Metodolojisi, Ankara 1999, s. 109-127). Sahih hadîsin tarifi ve şartlarıyla ilgili muhtelif değerlendirme ve yorumlar, Tehanevî’nin de dediği gibi, “içtihadî bir iştir” (bk. Zafer Ahmed et-Tehânevî, Yeni Usûl-i Hadîs (Kavâid fî ulûmi’l-hadîs), (trc. İbrahim Canan), İzmir 1982, s. 51). Biz incelemesini yaptığımız hadîsin gerek senediyle gerekse metniyle ilgili değerlendirmelerde, meşhur olan klasik sahih hadîs tanımını (yukarıda verilen) dikkate almaya özen göstereceğiz. Ancak bu çerçeveden kısmen şu noktada ayrılacağız: Hiyerarşiye göre önce sened incelenir, sened sağlam ise metnin incelenmesine başlanır. Biz ise, senediyle ilgili bir problem vardır diye, hadîsin metnini incelemezlik yapmayacağız. Zira nice senedi sahih olan hadîsler vardır ki, metni sahih olmayabilir. Bunun tam tersi, senedi zayıf olmakla birlikte metni sağlam olabilen hadîsler de bulunmaktadır.