|
KUR’ÂN’DA ELEŞTİRİLEN HIRİSTİYANLIK
W. Montgomery WATT - Çeviren: Tuncay İMAMOĞLU - Celal BÜYÜK
Bu makalenin amacı, Kur’ân’da bulunan Hıristiyanlığın
eleştirilerine
veya görünen eleştirilerine
yeni bir bakış açısı kazandırmak ve bunların
Ortodoks Hıristiyanlığa yönelik saldırılar
olup olmadığını ve
yine Ortodoks Hıristiyanların
bizzat kendilerinin, Hıristiyanlığa
ters düşünceler
olarak bunlara itibar edip etmemesi gerektiğini düşünmektir. Bu makale, daha önceden
Geoffrey Parrinder’in “Jesus
in the Qur’an” (London,
1965) adlı
bilimsel ve uzlaşımcı çalışmasının
bir yönünü açıklamakta
ve burada ortaya konulan birçok konu da onun tarafından
kabul görmektedir. Parrinder’in bu çalışması şu spesifik soruya dikkat çekmesinden
ötürü önemli görünmektedir: Kur’ân tarafından eleştirilen Hıristiyanlık, Ortodoks Hıristiyanlık mıdır,
yoksa Ortodoks Hıristiyanlığa
aykırı
inançlar mıdır?
Kur’ân’ın, Hıristiyanlığı eleştirdiği düşüncesiyle Kur’ân’a yaklaşmak
batılı bir
bilim adamı için
oldukça doğaldır.
Çünkü Hz. Muhammed’in hayatının
ilk yıllarında onunla Hıristiyanlar
arasında
bir çekişme
vardı.
Önceleri, Hz. Muhammed Hıristiyanlara dostça davranmıştır.
Hz. Muhammed vahiy almaya başladığı
zaman Hz. Hatice’nin Hıristiyan
akrabası Varaka bin Nevfel’in ona
cesaret verdiği söylenmektedir.
Bir süre sonra Mekke’den göç edenlere Habeş Kralı güvenli bir ortam sağlamıştı.
Gerçekte Müslümanlar ondan daha fazlasını bekledikleri için
hayal kırıklığına uğradılar,
ancak diğer
taraftan Habeş Kralı,
putperest Mekkelilere, Müslümanlar aleyhine yardım etmeyi reddetti. Medine’ye
hicretten sonra, Yahudi düşmanlığı Müslümanların
tecrübesinde önemli bir faktör oldu. Hıristiyan dostluğu
ile Yahudi düşmanlığı
arasındaki
zıtlık
ayette şöyle
ifade edilmektedir:
“İnsanlar içerisinde iman
edenlere düşmanlık
bakımından
en şiddetli
olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar içerisinde iman
edenlere sevgi bakımından
en yakın
olarak da ‘biz Hıristiyanlarız’
diyenleri bulacaksın.
Çünkü, onların
içinde keşişler
ve rahipler
vardır
ve onlar büyüklük taslamazlar. ”(Maide, 82)
Muhtemelen Mekke’nin fethinden (Ocak 630) özellikle de
Tebük Seferinden(Ekim 630’dan Aralık 630’a) sonra Hz. Muhammed, İslam
devletinin genişlemesi için Suriye sınırındaki
Hıristiyan
kabileleri ile askeri mücadele yapmak zorunda kaldı.
Tevbe Suresi 29. ayetinde kendilerine karşı mücadele edilmesi gerekenler
arasında
bundan sonra muhtemelen Hıristiyanlar da vardır.
Eğer Kur’ân’ın yeniden gözden geçirildiği
farz edilirse –yeniden gözden geçirme, nasihin bir formu olarak ortaya çıkmasından
dolayı bu
faraziye Müslümanların
vahiy anlayışına aykırı olmayacaktır- o
zaman ilk önce Yahudileri tenkit eden birçok ayetin şimdi hem Yahudileri hem de Hıristiyanları
hedef alması
muhtemeldir. Kur’ân’ın kendisine bakılırsa
o, Hıristiyan
ve Yahudi kutsal kitaplarının genel bir tahrifini iddia
eder
görünmemektedir.
Bununla birlikte Irak, Suriye ve Mısır’ın fethinden sonra Müslüman
Araplara, artık
birarada yaşadıkları iyi
eğitimli
Hıristiyanlara
karşı
bir savunma aracı olarak verilmesi için tahrif
doktrini çeşitli
şekillerde
ayrıntılandırıldı. Bu
zamandan itibaren İslam
ve Hıristiyanlığın
birbirlerine rakip oldukları sonraki dönemlerde bu
iddiayla Kur’ân’daki Hıristiyan
doktrinlerinin eleştirisinin
düşmanca
bir niyet taşıdığını farz etmek doğal
hale gelmiştir.
Muhtemelen hatalı
bir faraziye olan böyle bir düşünceyle, bu eleştirilerin
detayına
bir göz atalım.
Hıristiyanlığın teslis inancına
bir eleştiri
ayette açıkça
şu
şekilde
ifade edilmektedir:
“And olsun ‘Allah, üçün üçüncüsüdür’
diyenler kafir olmuşlardır.
Halbuki
bir tek Allah’tan başka hiçbir Tanrı
yoktur. ”(Maide, 73)
“Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında
gerçek olandan başkasını söylemeyin.
Meryem oğlu
İsa
Mesih, ancak Allah’ın resulüdür. O, Allah’ın
Meryem’e ‘ol’ kelimesidir. O’ndan bir ruhtur. Şu halde Allah’a ve
Peygamberlerine iman edin. Üçtür demeyin, sizin için
hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin.
Allah ancak bir tek ilahtır. O, oğlu olmaktan münezzehtir.
”(Nisa, 171)
Bu ayetler
bütüncül bir şekilde gözden
geçirilirse, onların Ortodoks Hıristiyanlığın teslis inancını eleştirmediği açıkça görülür, fakat bu
doktrinin bazen yanlış yorumu üçlü teizm / tritheism (teslisin üç
unsurunun ayrı ayrı Tanrı olduğu şeklindeki
inanç) olarak adlandırılmaktadır. Hıristiyan
otoritelerinin büyük çoğunluğu üç tanrıya inandıklarını kabul etmemekte ve bir olan Tanrıya inandıklarını itiraf
etmektedirler. Onlar monoteist olduklarını iddia etmekte ve üçlü tanrı inancına (tritheism)
sahip oldukları anlayışını şiddetle reddetmektedirler. Gerçekte
üçlü teizmin hatası gibi görünen
yanlış inanca
sahip, sıradan Hıristiyanlar
bulunabilir, ancak onlar tritheist oldukları kadar, genel kabul görmüş, Hıristiyan
doktrinlerine de karşıdırlar. Bu makalenin amacı, tartışılan eleştirilerin
kaynaklarını araştırmak değildir.
Ancak onların en iyi şekilde geçmişteki Hıristiyan
kaynaklarından çıkarılabileceği göz önünde
bulundurulmalıdır.
|