|
KÜRESELLEŞME VE MEDENİYETLERARASI DİYALOG
Ejder OKUMUŞ
Diyalog (insanlararası, gruplararası,
toplumlararası,
devletlerarası,
dinlera-rası,
kültürlerarası
ve medeniyetlerarası diyalog), günümüz dünyasının önemli
bir gerçeği
olan küreselleşme
ile yakından
ilişkili
olarak daha sık
gündeme gelen ve varlık gösteren bir fenomen olarak
karşımıza
çıkmaktadır. Küreselleşme,
diyaloğun,
diyalog çalışmalarının
ihyasında
bir bakıma
temel etken olmaktadır.
Küreselleşme
ile birlikte, özellikle de küreselleşmenin olumsuz etkilerine karşı
diyalog beklentileri, diyalog sesleri artmakta,
diyalog çalışmaları çoğalıp hızlanmaktadır.
Diyalogda küreselleşme önemli bir boyuttur.
Diyalog, bugün sosyolojinin önemli konularından birini teşkil
eden, hatta sosyolojininin de kendisine konu olduğu küreselleşmenin
bir yönüyle zorunlu sonuçlarından veya önemli maddelerinden
biridir. Veya denilebilir ki diyalog, adeta küreselleşme
ile bir paralellik göstermektedir.
Huntington’un çatışma teziyle üzerinde ciddi tartışmalar
yaşanan
medeniyetlerarası
çatışma
veya diyalog, 11 Eylül 2001 İkiz Kulelere uçakla çarpılması
olayıyla
hızlı bir
biçimde
tekrar çeşitli
tartışma
ve gündemlerin konusu haline gelmiş ve son olarak da 11 Eylül’le
ve onunla ilişkili
olarak ABD’nin terörle mücadele adı altında Afganistan operasyonu,
muhtemel Irak operasyonu, İran
ve Kuzey Kore’ye yönelik tutumu, Filistin-İsrail çatışmaları
gibi olaylarla bağlantılı bir
şekilde
Türkiye Dış İşleri Bakanlığının öncülüğünde
İstanbul’da
AB-İKÖ
Ortak Formu adı
altında
yapılan
medeniyetler buluşması
veya medeniyetlerarası diyalag toplantısı
vesilesiyle en önemli gündem maddelerinden biri olarak yerini almıştır.
Görüldüğü gibi medeniyetlerarası
diyalog, önemli bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu çalışmada küreselleşme
ve medeniyetlerarası
diyaloğa
ilişkin
ilk olarak tespitlerde, ardından da önerilerde bulunmaya
çalışılacaktır.
Bu bağlamda konunun ve konuyu ele alış biçimimin
anlaşılmasına
katkıda
bulunması açısından
bir başlangıç
noktası
olarak öncelikle medeniyet, diyalog ve küreselleşme terimlerinin kısaca
anlamları üzerinde
durulacak ve bunun ardından küreselleşme
çerçevesinde
medeniyetlerarası
diyalogla ilgili bazı gözlem ve tespitlerle öneriler
ortaya konulacaktır.
1. 1. Medeniyet
Kökeninde yerleşme ve din edinme gibi anlamlara
sahip bulunan ve şehir
demek olan medîne'den türemiş oup kelime anlamı
itibariyle şehirlilik,
şehirleşmek,
yerleşik
hayat tarzını
benimsemek anlamına
gelen medeniyet,
Batı
dillerindeki civilization'un karşılığı olarak kullanılmakta
olup, medeniyetler çatışması tezinin sahibi
Samuel P. Huntington'un ifadesiyle "hem dil,
tarih, din, âdetler, müesseseler gibi ortak objektif
unsurlar vasıtasıyla ve hem de insanların sübjektif
olarak kendi kendilerini teşhis etmeleri suretiyle târif
edilir. " Bir medeniyet, insanların kendilerini diğer türlerden
ayıran
yönünden başka
sahip oldukları
en yüksek kültürel gruplaşma ve en geniş kültürel
kimlik düzeyidir. İnsanın mensubu bulunduğu medeniyet, onunla kendisini
kuvvetle teşhis
ettiği
en geniş
kimlik seviyesidir.
“Büyük bir medeniyetten söz ederken, herşeyden
çok bilinçli bir şekilde
işlenmiş bütün
bir beşerî
mirası
kastederiz; halk âdetleri veya sosyolojik veriler,
ikinci planda kalır.
Herhangi bir kültürle ilgili bir çalışmada, elbette entellektüel,
ekonomik, sanatsal, toplumsal, siyasî tezahürlerin
hepsi yerlerini alırlar;
yönetici sınıfların,
rençber köylülerin, şehirli sanatkârların, göçebe
toplulukların
hepsinin, o medeniyeti yorumlarken hesaba katılması gerekir. Fakat belli bir
medeniyeti incelerken, öncelikle kültürün en ayırıcı tezahürleriyle; yani kültürün
kendi zaman ve mekân sınırları içinde
gerçekleşen
dönüşümleri
açısından
en ilgi çekici ve beşerî
açıdan
en manidar olan tezahürleriyle ilgileniriz; bir kültürün
diğer,
formlarından
farklılaşma açısından
da en ilginç ve en manidar tezahürleridir bunlar.
Bu, en azından
tarihin büyük bölümü boyunca, sanatsal, felsefî, ilmî hayat, dinî ve siyasî
kurumlar, genelde, nüfusun münevver kesiminin fikrî
etkinliklerinin tamamı
anlamına
gelmiştir.
Büyük medeniyetleri çoklukla kültürün bu tezahürlerine göre birbirinden ayırırız.
Ve bu tezahürler, uzun vadede, onların nadiren farkında
olan sıradan
insanlar için bile belirleyici olabilirler. ”
Medeniyetten bahsederken bir medeniyet (modern Batı
medeniyeti) değil
medeniyetler olduğu gözardı edilmeyecek hususlardandır.
Belirtmek gerekir ki bugünkü kullanımı itibariyle medeniyet,
çeşitli
medeniyetlerin varlığını değil, modernliğin
merkezinde
yer alan Batı’nın üstünlüğünü
ifade etmekte, Batı’yı
kendisinin dışındaki “medenî olmayan” veya “ilkel”
toplumlardan ayırmaktadır. Görüldüğü
üzere “Medeniyet”, nesnel, yansız bir kavram
değil,
normatif, sübjektif bir kavram olup Batı’nın üstünlüğünü
açıkça
ortaya koyar.
Oysa gerçekte başka
medeni medeniyetler de olmuştur ve vardır.
Medeniyet, bazen kıta baz alınarak Asya, Avrupa veya Afrika
medeniyetleri;
bazen bölge baz alınarak
Akdeniz veya Anadolu medeniyetleri; bazen milletler baz alınarak
Çin, Hind, Yunan veya Türk medeniyetleri; bazen din
baz alınarak
İslâm
veya Hıristiyan
medeniyetleri
biçiminde bir tipleştirmeye tâbi tutulabilmektedir.
Esasen medeniyet, Immanuel Wallerstein'in belirttiği
gibi sosyal bilimler literatüründe çok yaygın bir terim değildir.
"Kavram 1914 öncesi antropoloji metinlerinde
revaçtaydı,
varsayımsal
bir evrimci ardışıklığın son terimi olarak: İnsanlık
vahşilikten
barbarlığa, barbarlıktan medeniyete geçiyordu.
" Bu kullanımda,
medeniyet, Batı
için kullanılan
tekil bir isimdi. Medeniyet bir terim olarak sadece
nesebi gayr-i sahih oryantalizm
alanında
gelişti.
Oryantalizm, kesin olarak Çin, Hind, Osmanlı, Arap-İslâm dünyası
gibi diğer
medeniyetlerin incelenmesi şeklinde anlaşılır oldu.
Kültürle
medeniyet arasındaki ince
ayrımı da hatırlamak
yerinde olacaktır. Kültür,
medeniyete göre daha özel bir anlam içeriğine sahiptir.
Medeniyet, farklı kültürlere
sahip topluluk veya toplumların ortak paydası olmaktadır. Yani medeniyet, pek çok topluluk, toplum, devlet ve
kültürü içine alan bir isimlendirmedir.
|