ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Hakkı Ş. Yasdıman: HIRİSTİYANLIĞIN MİMARI PAVLUS'UN KADINLARIN ÖRTÜNMESİYLE İLGİLİ SÖZLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Hulusi Arslan: DOĞAL FELAKET VE ISTIRAPLAR KONUSUNDA KELAMCILARIN GÖRÜŞLERİ -TAHLİL, TENKİD VE ÖNERİLER-
Ekrem Keleş: RÜ’YET-İ HİLAL MESELESİ
Mustafa Ertürk: ÇOCUĞUN DÎNÎ EĞİTİMİNDE KULLANILAN BİR HADÎS VE TAHLÎLİ
Cağfer Karadaş: KELAM ATOMCULUĞUNUN KAYNAĞI SORUNU
Osman Güner: ERDEM VE ESARET ARASINDA YOKSULLUK
-İslam Geleneğinde Yoksulluk Söyleminin İzdüşümleri-
Ejder Okumuş: KÜRESELLEŞME VE MEDENİYETLERARASI DİYALOG
Ali Tenik: AHÎLİĞİN TASAVVUFÎ BOYUTU VE ŞANLIURFA’ DA AHÎLİK İZLERİ
Kamar Oniah Kamaruzaman Çeviri: Muhammet Tarakcı: İSLÂMÎ BİR DİN BİLİMLERİ METODOLOJİSİNİN TEŞEKKÜLÜNE DOĞRU: BÎRÛNÎ ÖRNEĞİ
Sîzâ Kâsım Çeviri: Fethi Ahmet Polat: OKUYUCU VE METİN (SEMİYOTİKTEN HERMENÖTİĞE)
W. Montgomery Watt Çeviri: Tuncay İmamoğlu - Celal Büyük: KUR’ÂN’DA ELEŞTİRİLEN HIRİSTİYANLIK
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Ali Pekcan: MAKÂSIDÜ’Ş-ŞERÎA BİLGİSİNİN ÖNEMİ

Erdinç Ahatlı: İZMİRLİ İSMAİL HAKKI’NIN YENİDEN NEŞREDİLEN HADİS TARİHİ ADLI ESERİ ÜZERİNE

 
NOSTALJİ:
Mehmed Şerefeddin: SELÇÛKÎLER DEVRİNDE MEZÂHİB
  makaleler


KÜRESELLEŞME VE MEDENİYETLERARASI DİYALOG

Ejder OKUMUŞ


Diyalog (insanlararası, gruplararası, toplumlararası, devletlerarası, dinlera-rası, kültürlerarası ve medeniyetlerarası diyalog), günümüz dünyasının önemli bir gerçeği olan küreselleşme ile yakından ilişkili olarak daha sık gündeme gelen ve varlık gösteren bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme, diyaloğun, diyalog çalışmalarının ihyasında bir bakıma temel etken olmaktadır. Küreselleşme ile birlikte, özellikle de küreselleşmenin olumsuz etkilerine karşı diyalog beklentileri, diyalog sesleri artmakta, diyalog çalışmaları çoğalıp hızlanmaktadır.

Diyalogda küreselleşme önemli bir boyuttur. Diyalog, bugün sosyolojinin önemli konularından birini teşkil eden, hatta sosyolojininin de kendisine konu olduğu küreselleşmenin bir yönüyle zorunlu sonuçlarından veya önemli maddelerinden biridir. Veya denilebilir ki diyalog, adeta küreselleşme ile bir paralellik göstermektedir. [1]

Huntington’un çatışma teziyle üzerinde ciddi tartışmalar yaşanan medeniyetlerarası çatışma veya diyalog, 11 Eylül 2001 İkiz Kulelere uçakla çarpılması olayıyla hızlı bir biçimde tekrar çeşitli tartışma ve gündemlerin konusu haline gelmiş ve son olarak da 11 Eylül’le ve onunla ilişkili olarak ABD’nin terörle mücadele adı altında Afganistan operasyonu, muhtemel Irak operasyonu, İran ve Kuzey Kore’ye yönelik tutumu, Filistin-İsrail çatışmaları gibi olaylarla bağlantılı bir şekilde Türkiye Dış İşleri Bakanlığının öncülüğünde İstanbul’da AB-İKÖ Ortak Formu adı altında yapılan medeniyetler buluşması veya medeniyetlerarası diyalag toplantısı vesilesiyle en önemli gündem maddelerinden biri olarak yerini almıştır.

Görüldüğü gibi medeniyetlerarası diyalog, önemli bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu çalışmada küreselleşme ve medeniyetlerarası diyaloğa ilişkin ilk olarak tespitlerde, ardından da önerilerde bulunmaya çalışılacaktır.

Bu bağlamda konunun ve konuyu ele alış biçimimin anlaşılmasına katkıda bulunmasıısından bir başlangıç noktası olarak öncelikle medeniyet, diyalog ve küreselleşme terimlerinin kısaca anlamları üzerinde durulacak ve bunun ardından küreselleşme çerçevesinde medeniyetlerarası diyalogla ilgili bazı gözlem ve tespitlerle öneriler ortaya konulacaktır.

1. 1. Medeniyet

Kökeninde yerleşme ve din edinme gibi anlamlara sahip bulunan ve şehir demek olan medîne'den türemiş oup kelime anlamı itibariyle şehirlilik, şehirleşmek, yerleşik hayat tarzını benimsemek anlamına gelen medeniyet, Batı dillerindeki civilization'un karşılığı olarak kullanılmakta olup, medeniyetler çatışması tezinin sahibi Samuel P. Huntington'un ifadesiyle "hem dil, tarih, din, âdetler, müesseseler gibi ortak objektif unsurlar vasıtasıyla ve hem de insanların sübjektif olarak kendi kendilerini teşhis etmeleri suretiyle târif edilir. " Bir medeniyet, insanların kendilerini diğer türlerden ayıran yönünden başka sahip oldukları en yüksek kültürel gruplaşma ve en geniş kültürel kimlik düzeyidir. İnsanın mensubu bulunduğu medeniyet, onunla kendisini kuvvetle teşhis ettiği en geniş kimlik seviyesidir.[2]

“Büyük bir medeniyetten söz ederken, herşeyden çok bilinçli bir şekilde işlenmiş bütün bir beşerî mirası kastederiz; halk âdetleri veya sosyolojik veriler, ikinci planda kalır. Herhangi bir kültürle ilgili bir çalışmada, elbette entellektüel, ekonomik, sanatsal, toplumsal, siyasî tezahürlerin hepsi yerlerini alırlar; yönetici sınıfların, rençber köylülerin, şehirli sanatkârların, göçebe toplulukların hepsinin, o medeniyeti yorumlarken hesaba katılması gerekir. Fakat belli bir medeniyeti incelerken, öncelikle kültürün en ayırıcı tezahürleriyle; yani kültürün kendi zaman ve mekân sınırları içinde gerçekleşen dönüşümleri açısından en ilgi çekici ve beşerî açıdan en manidar olan tezahürleriyle ilgileniriz; bir kültürün diğer, formlarından farklılaşma açısından da en ilginç ve en manidar tezahürleridir bunlar. Bu, en azından tarihin büyük bölümü boyunca, sanatsal, felsefî, ilmî hayat, dinî ve siyasî kurumlar, genelde, nüfusun münevver kesiminin fikrî etkinliklerinin tamamı anlamına gelmiştir. Büyük medeniyetleri çoklukla kültürün bu tezahürlerine göre birbirinden ayırırız. Ve bu tezahürler, uzun vadede, onların nadiren farkında olan sıradan insanlar için bile belirleyici olabilirler. ”[3]

Medeniyetten bahsederken bir medeniyet (modern Batı medeniyeti) değil medeniyetler olduğu gözardı edilmeyecek hususlardandır.[4] Belirtmek gerekir ki bugünkü kullanımı itibariyle medeniyet, çeşitli medeniyetlerin varlığını değil, modernliğin merkezinde yer alan Batı’nın üstünlüğünü ifade etmekte, Batı’yı kendisinin dışındaki “medenî olmayan” veya “ilkel” toplumlardan ayırmaktadır. Görüldüğü üzere “Medeniyet”, nesnel, yansız bir kavram değil, normatif, sübjektif bir kavram olup Batının üstünlüğünü açıkça ortaya koyar.[5] Oysa gerçekte başka medeni medeniyetler de olmuştur ve vardır.

Medeniyet, bazen kıta baz alınarak Asya, Avrupa veya Afrika medeniyetleri; bazen bölge baz alınarak Akdeniz veya Anadolu medeniyetleri; bazen milletler baz alınarak Çin, Hind, Yunan veya Türk medeniyetleri; bazen din baz alınarak İslâm veya Hıristiyan medeniyetleri[6] biçiminde bir tipleştirmeye tâbi tutulabilmektedir. [7]

Esasen medeniyet, Immanuel Wallerstein'in belirttiği gibi sosyal bilimler literatüründe çok yaygın bir terim değildir. "Kavram 1914 öncesi antropoloji metinlerinde revaçtaydı, varsayımsal bir evrimci ardışıklığın son terimi olarak: İnsanlık vahşilikten barbarlığa, barbarlıktan medeniyete geçiyordu. " Bu kullanımda, medeniyet, Batı için kullanılan tekil bir isimdi. Medeniyet bir terim olarak sadece nesebi gayr-i sahih oryantalizm alanında gelişti. Oryantalizm, kesin olarak Çin, Hind, Osmanlı, Arap-İslâm dünyası gibi diğer medeniyetlerin incelenmesi şeklinde anlaşılır oldu.[8]

Kültürle medeniyet arasındaki ince ayrımı da hatırlamak yerinde olacaktır. Kültür, medeniyete göre daha özel bir anlam içeriğine sahiptir.[9] Medeniyet, farklı kültürlere sahip topluluk veya toplumların ortak paydası olmaktadır. Yani medeniyet, pek çok topluluk, toplum, devlet ve kültürü içine alan bir isimlendirmedir.


[1] Mehmet Aydın, “Din ve Gelecek Muhayyilesi”, Medeniyetlerarası Diyalog –18-20 Eylül 1998 Diyarbakır-, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Yay. , İstanbul ty. , s. 204

[2] Samuel P. Huntington, "Medeniyetler Çatışması mı?", Çev. Mustafa Çalık, Türkiye Günlüğü, Sayı: 23, Yaz 1993, ss. 252-259

[3] M. G. S. Hodgson, İslâm’ın Serüveni, Çev. Alp Eker ve Diğerleri, c. 1, İz Yay. , İstanbul 1995, s. 25

[4] Immanuel Wallerstein, "Medeniyet(ler) Niçin Yeniden Gündemde?", Medeniyetler Çatışması, Der. Murat Yılmaz, 3. bs. , Vadi Yay. , Ankara 2000; Ziya Gökalp, Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri I, Haz. Rıza Kardaş, MEBY. , İstanbul 1992, s. 237

[5] Bkz. Nobert Elias, The History of Manners, The Civilizing Process, c. 1, Panteon Books, New York 1978

[6] Z. Gökalp’e göre bir İslâm Medeniyeti veya bir Hıristiyan Medeniyeti olmaz ve yoktur. Batı Medeniyeti Hıristiyan Medeniyeti, Doğu Medeniyeti de İslâm Medeniyeti değildir. Çünkü hiç bir medeniyet hiç bir dine bağlanamaz; din ile medeniyet birbirinden ayrı şeylerdir. (Bkz. Z. Gökalp, age., ss. 239-240)

[7] Zeki Aslantürk-Tayfun Amman, Sosyoloji, İfav Yay. , İstanbul 1999, s. 204

[8] I. Wallerstein, “a. g. m. ”, ss. 252-259

[9] Bkz. Z. Gökalp, age., ss. 236-237, 297, 307; Z. Gökalp, Türkçülüğün Esasları, MEB. , İstanbul 1976