ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Hakkı Ş. Yasdıman: HIRİSTİYANLIĞIN MİMARI PAVLUS'UN KADINLARIN ÖRTÜNMESİYLE İLGİLİ SÖZLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Hulusi Arslan: DOĞAL FELAKET VE ISTIRAPLAR KONUSUNDA KELAMCILARIN GÖRÜŞLERİ -Tahlil, Tenkid ve Öneriler-
Ekrem Keleş: RÜ’YET-İ HİLAL MESELESİ
Mustafa Ertürk: ÇOCUĞUN DÎNÎ EĞİTİMİNDE KULLANILAN BİR HADÎS VE TAHLÎLİ
Cağfer Karadaş: KELAM ATOMCULUĞUNUN KAYNAĞI SORUNU
Osman Güner: ERDEM VE ESARET ARASINDA YOKSULLUK
-İslam Geleneğinde Yoksulluk Söyleminin İzdüşümleri-
Ejder Okumuş: KÜRESELLEŞME VE MEDENİYETLERARASI DİYALOG
Ali Tenik: AHÎLİĞİN TASAVVUFÎ BOYUTU VE ŞANLIURFA’ DA AHÎLİK İZLERİ
Kamar Oniah Kamaruzaman Çeviri: Muhammet Tarakcı: İSLÂMÎ BİR DİN BİLİMLERİ METODOLOJİSİNİN TEŞEKKÜLÜNE DOĞRU: BÎRÛNÎ ÖRNEĞİ
Sîzâ Kâsım Çeviri: Fethi Ahmet Polat: OKUYUCU VE METİN (SEMİYOTİKTEN HERMENÖTİĞE)
W. Montgomery Watt Çeviri: Tuncay İmamoğlu - Celal Büyük: KUR’ÂN’DA ELEŞTİRİLEN HIRİSTİYANLIK
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Ali Pekcan: MAKÂSIDÜ’Ş-ŞERÎA BİLGİSİNİN ÖNEMİ

Erdinç Ahatlı: İZMİRLİ İSMAİL HAKKI’NIN YENİDEN NEŞREDİLEN HADİS TARİHİ ADLI ESERİ ÜZERİNE

 
NOSTALJİ:
Mehmed Şerefeddin: SELÇÛKÎLER DEVRİNDE MEZÂHİB
  araştırma notları


MAKÂSIDÜ’Ş-ŞERÎA BİLGİSİNİN ÖNEMİ

Ali PEKCAN


Hukuk üzerinde çalışma yapanların, özellikle bu alanda derinleşmek, toplumun problemlerine doğru ve tutarlı hukûkî çözümler üretmek isteyen kimselerin, hukukun gerçekleştirmek istediği hedef ve amaçları bilmeleri gereklidir. Zira, hukukun gözettiği gayelerini bilmemek, bilinse de hüküm çıkarırken onları gözardı etmek sakıncalı sonuçlar doğurur.

İşte bu sebebten dolayı köklü hukuk sistemlerinde olduğu gibi, İslâm Hukukunda da bu konuya gereken önem verilmiştir. Fıkıh literatürüne bir göz attığımızda, bu konuda önemli bahislerin bulunduğunu görürüz. İslâm Hukuk tarihinde, günümüze kadar ulaşmış ilk usul eseri olarak kabûl edilen er-Risâle de, İmâm Şâfiî (ö:204/819), kıyas başlığı altında kıyasın iki çeşidinden bahseder. Bunlar;

1. Kıyas’a konu olan asl’ın belli ve açık olduğu durumlardır ki, bu tür kıyaslamada ihtilaf söz konusu değildir.

2. Kıyas yapılırken esas alınacak asl’ın kesin ve açık olmayıp farklı ve birbirine benzeyen şeyleri ifade etmesidir Bu durumda o asl’a en çok ve öncelikli benzeyenin değerlendirmede göz önünde bulundurulması gerekir (ki, kıyas eden hukukçuların görüş ayrılığına düştükleri ictihad konusu ve alanı budur).[1]

İmâm Şâfiî’nin bahsettiği ikinci alan, bizim için oldukça önemlidir. Çünkü esas ictihad işleminin zor ve karmaşık olduğu ve çok çeşitli bakış açılarının bulunduğu yer bu alandır. Daha sonraki dönemlerde ictihad’ın alanı ve nasıl yapılacağı tartışmaları bu ikinci durumda söz konusu olmuştur.

İşte bu ikinci alanda gözetilecek bazı ilkelerin olması gerekir ki, ihtilaflar azaltılsın, doğru-tutarlı ictihatlar yapılabilsin.

Hukukun gayelerini bilmenin yararı işte bu noktada önem kazanmaktadır. Zira, düzenli ve sağlıklı hukuk çözümlemeleri ancak, bu temel ilke ve ölçüler göz önünde tutularak üretilebilir.

İslâm Hukukunda, hukukun kaynağı, mantığı ve amaçladığı hedeflerin ele alınıp incelendiği hukuk felsefesi disiplinine üç temel isim altında yer verilmektedir.

1. Makâsıdü’ş-Şârî ya da Makâsıdü’ş-Şerîa

2. Hikmetü’t-Teşrî

3. Felsefetü’t-Teşrî

Şimdi bu temel isimlendirmeleri sırasıyla ele alabiliriz.

A. MAKÂSIDÜ’Ş-ŞERÎA

Makâsıd sözcüğü lügatte “maksıd", kelimesinin çoğuludur. Maksıd ise, mekân ismi olarak hedeflenen yer demektir.[2]

Şerîa, sözcüğü ise, lügatte, suyun doğup çıktığı yer, kaynak anlamına gelir.[3]

Terim olarak şeriat sözcüğü “Allah Teâlanın kullarına din olarak belirlediği kural ve hükümlerin bütününü”[4] ifade eder.

Tahir b. Âşûr (ö. 1973), usûlcülerin makâsıdü’ş-şerîa’yı; “Kanun (koyucu)nun hükümleri vaz‘ ederken, gözettiği ve hedeflediği, hikmet, hedef, gerekçe ve mânâlardır. ” şeklinde tarif ettiklerinden bahsederken[5] Allâl el-Fâsî (ö. 1974) ise, “Makâsıdü’ş-şerîa’dan kastedilen, şârî’in hükümleri koyarken amaçladığı gaye ve sırlardır. ”[6] diye bir tanım yapar.

Bu yapılan tanımlardan da anlaşılacağı üzere, makâsıdü’ş-şerîa’dan kasıt, “kanun ve hükümlerin rûh ve mantığıdır” denilebilir. [7]

Tesbit edebildiğimiz kadarıyla, bu ismi ilk kez kullanan kişi, İmâmü’l-Harameyn lakabıyla tanınan, ünlü usûlcü ve fakîh, Cüveynî’dir. (ö. . 478/1085) O bu terkîbi, el-Bûrhân fî Usûli’l Fıkh adlı eserinde sıkça kullanır. Meselâ o; şeriatı anlamada makâsıdü’ş-şârînin öneminden bahsederken, usûl-ı fıkıhta mübah kavramını inkar eden Mu’tezilî âlim el-Ka’bî ’ye (ö. 319/931) cevap sadedinde şöyle der; “Emir ve nehiylerde bulunan maksadları iyice kavramayan kimse, şeriat konusunda bâsiret üzere değildir. [8]

“Makâsıdü’ş-şerîa” tabiri Gazzâlî (ö. 505/1111), İbnü’l-Hâcib (ö. 646/1249), İzz b. Abdisselâm (ö. 660/1261), Karâfî (ö. 684/1284), Şatıbî (ö. 790/1388), gibi daha sonraki usulcüler tarafından da çok yaygın bir biçimde kullanılmıştır.

B. HİKMETÜ’T-TEŞRÎ

İslâm Hukukunda, hukûkî hükümlerin gaye ve hedeflerinin söz konusu edildiği kavramlardan biri de “hikmetü’t-teşrî” terimidir.

Hikmet sözcüğü, lügatte engel olup, alıkoymak, demek olan “hakeme" fiilinden türemiş bir isimdir. Üzerine binilen hayvanı, sağa sola sapmadan arzu edilen yöne sevk etmeye yaradığı için Arapça’da gem’e, “hakeme” denilmiştir[9]. Nitekim hikmete, sahibini kötü davranış ve hareketlerden alıkoyduğu için bu ismin verildiği söylenmiştir[10]. Bunların yanısıra hikmetin daha bir çok anlamından söz edilmiştir.[11]

Teşrî, sözcüğü ise, ‘şerea' kökünden türemiş tef'îl kalıbında masdar olup, “yasa ve kanun koymak” manasını ifade eder.[12] Terim olarak:“ İnsanın dünya ve ahirette mutlu olmasını sağlayacak en güzel hükümlerin kainatın yaratıcısı olan Allah tarafından, Rasûlullah (sav) aracılığıyla belirlenip düzenlenmesidir. ”[13] Şeklinde tarif edilmiştir.

Bir isim tamlaması olarak, “hikmetü’t-teşrî” şöyle tarif edilebilir:

“Her hukûkî hükmün konuluşunda, asıl itibariyle adalet ve maslahat temeline dayalı olarak amaçlanan hedefler ve gayelerdir. ” Bu yüzden İslâm Hukukuna göre, adalet ve hakîkî-geçerli maslahatların dışında amaçlanan hiçbir hedef ve gaye yoktur.[14]

C. FELSEFETÜ’T-TEŞRÎ

İslâm Hukuk felsefesini ifade etmek üzere kullanılan kavramlardan biri de “Felsefetü’t-Teşrî” dir.

Felsefe, bir ilmî disiplin olarak, “Varlık, bilgi ve değerler alanına ilişkin problemleri akılcı, tenkitçi yöntemlerle inceleyen ve temellendiren sistemli fikrî faaliyetlerin tümünü” ifade eder.[15]

Bir başka deyişle felsefe;

a. Hikmet sevgisi; insan, toplum ve evren hakkında küllî, bütünsel, kapsayıcı bir îzah denemesi,

b. İnsan zihninin eşyayı yorumlaması; insan aklının varlık ve oluşu sorgulaması; hakîkati arama yolunda üretilen bilgiler bütünü,

c. Bizzat birşeyin kendisinin sorgulanması (mesela, konuşmanın konuşulması, düşünmenin düşünülmesi, tartışmanın tartışılması),

d. Modern anlamda bütün ilim dallarının, düşünce tarihinin değişik aşamalarında kendisinden çıktığı ana disiplinin adıdır.[16]

Teşrî, yukarıda da belirttiğimiz gibi “kanun koyucu tarafından yasa ve kanunların belirlenmesi ve düzenlenmesidir. ” Burada söz konusu İslâm Hukuku olunca, teşrîden kast edilen, Allah Teâlanın, Nebî aracılığıyla, insanların hayatını düzenleyici hükümleri belirlemesidir.[17]

Terim olarak felsefetü’t-teşrî; bütün yasa ve kanunların gaye ve felsefelerini, konulan hükümlerin gerçekçelerini ve hükümle hedeflenen amaçlarını ifade eder[18]. Buna göre, bir mesele hakkındaki şer’î hüküm ile amaçlanan maddî-mânevî fayda, kamu yararı maslahatı ve sosyal menfaatler, o hükmün şer’î hikmetleridir. [19] İslâm Hukuk literatüründe “felsefetü’t-teşri” kavramı bu yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Modern hukukta, hukukun kaynağı ve hedefleri, “hukuk felsefesi” adı altında incelenirken, bu yönelişin İslâm dünyasındaki yansıması “felsefetü’t-teşrî” adıyla olmuştur.


[1] Şâfiî, Muhammed b. İdris (ö. 204), er-Risâle, thk. Ahmed Muhammed Şâkir, Beyrut, ts. , s. 473

[2] Feyyûmî, Ahmed b. Muhammed (ö. 770/1368), el-Mısbâhu’l-Münîr, Beyrut, 1987, s. 192

[3] Feyyûmî, age, s. 118; Ebû Ceyb, Sa’dî , el-Kâmûsu’l-Fıkhî, Dımeşk, 1988, s. 193

[4] Konevî, Kasım , (ö. 978/1008), Enîsü’l-Fukahâ, thk. Ahmed b. Abdürrezzak el-Kubeysî, Cidde, 1987/1408, s. 309

[5] İbn Âşûr, Muhammed et-Tahir (ö. 1973), Makâsıdü’ş-Şerîati’l-İslâmiyye, Tunus, 1978, s. 51

[6] Fâsî, Allâl (ö. 1974), Makâsıdü’ş-Şeriati’l-İslâmiyye ve Mekârimühâ, Tunus, 1993, s. 3

[7] Hasen, Bâbekr, Felsefetü Makâsıdı’t-Teşrî fi’l-Fıkhi'l- İslâmî ve Usûlih, Mecelletü’ş-Şerian ve’l-Kânûn,  Sayı: I, 1987, yy. s. 101

[8] Cüveynî, Ebü’l-Meâlî (ö. 478/1085), el-Bürhân fî Usûli’l-Fıkh, thk; Abdülazim Mahmud ed-Dîb, Katar, 1992, , c. I, s. 206

[9] Isfehânî, Râğıb, (ö. 565/1170), el-Müfradât fî Ğarîbi’l-Kur’an, Beyrut, 1997, s. 141; Feyyûmî, age.s. 56

[10] Feyyûmî, age., s. 56; İbrahim Mustafa ve Arkadaşları. , el-Mu’cemü’l-Vasît, İst. , 1981, s. 190

[11] Mesela:Üstün ilimlerle, eşya ve varlıkların en üstünlerini bilme; akıl ve düşünme yeteneği; lafzı az, anlamı çok olan konuşma; illet ve sebep (hukuktaki hikmet bu anlamda kullanılmıştır). Marifetullah ve bu bilgiye uygun davranışlar;takvâ ve vera’;ilim ve tefakkuh, (derin araştırma) (Lokman, 12), Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i Nebî (Nisâ, 13); söz ve fiilde tutarlılık; nübüvvet (Bakara, 251); insanın varlıkların özüne dair bilgileri elde etmesi; Allah Teâla hakkında kullanıldığında, eşyaları ve varlıkları bilmesi ve onları son derece sağlam ve yerinde yaratması, (el-Hakîm) Isfehânî, age., s. 181-182; Cürcânî, Seyyid Şerif (ö. 816/1413), et-Ta’rîfât, Beyrut, 1988, s. 91; Ebû Ceyb, el- Kâmûsu’l-Fıkhî, s. 97; Kal’acî, M. R- Kuneybî , H. S, , Mu’cemü Lüğati’l Fukahâ, Beyrut, 1996, s. 167]

[12] Râzî, Muhammed b. Ebû Bekr (ö. 666/1268), Muhtâru’s-Sıhâh, Beyrut, 1989, s. 295

[13] Şenkîtî, Muhammedü’l-Emîn (ö. 1973), Menhecü’t-Teşrîi’l-İslâmî ve Hikmetüh, Medine, (H. 1384), s. 21

[14] Dirînî, Fethî, Dirâsât ve Buhûs fi’l-Fikri’l-İslâmî el-Muâsır, Beyrut, 1988, c. I, s. 7

[15] Anay, Harun, “Felsefe” md. DİA, İst. 1995, c. XII, s. 311

[16] Bolay, S. Hayri , Felsefî Doktrinler Sözlüğü, Ank. , 1987, s. 91-92; Demir, Ömer - Acar, Mustafa. , Sosyal Bilimler Sözlüğü, İst. , 1993, s. 193

[17] Kefevî, Ebu’l-Bekâ, (ö. 1094/1683), el-Külliyyât, Beyrut, 1993, s. 524

[18] Zelemî, Mustafa İbrahim, Felsefetü’ş-Şerîa, Bağdad, 1979, s. 8; Dirînî, age., s. 14-16

[19] Bilmen, Ö. Nasûhî, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kâmûsu, İst. , 1967, I/18