ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Hakkı Ş. Yasdıman: HIRİSTİYANLIĞIN MİMARI PAVLUS'UN KADINLARIN ÖRTÜNMESİYLE İLGİLİ SÖZLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
Hulusi Arslan: DOĞAL FELAKET VE ISTIRAPLAR KONUSUNDA KELAMCILARIN GÖRÜŞLERİ -TAHLİL, TENKİD VE ÖNERİLER-
Ekrem Keleş: RÜ’YET-İ HİLAL MESELESİ
Mustafa Ertürk: ÇOCUĞUN DÎNÎ EĞİTİMİNDE KULLANILAN BİR HADÎS VE TAHLÎLİ
Cağfer Karadaş: KELAM ATOMCULUĞUNUN KAYNAĞI SORUNU
Osman Güner: ERDEM VE ESARET ARASINDA YOKSULLUK
-İslam Geleneğinde Yoksulluk Söyleminin İzdüşümleri-
Ejder Okumuş: KÜRESELLEŞME VE MEDENİYETLERARASI DİYALOG
Ali Tenik: AHÎLİĞİN TASAVVUFÎ BOYUTU VE ŞANLIURFA’ DA AHÎLİK İZLERİ
Kamar Oniah Kamaruzaman Çeviri: Muhammet Tarakcı: İSLÂMÎ BİR DİN BİLİMLERİ METODOLOJİSİNİN TEŞEKKÜLÜNE DOĞRU: BÎRÛNÎ ÖRNEĞİ
Sîzâ Kâsım Çeviri: Fethi Ahmet Polat: OKUYUCU VE METİN (SEMİYOTİKTEN HERMENÖTİĞE)
W. Montgomery Watt Çeviri: Tuncay İmamoğlu - Celal Büyük: KUR’ÂN’DA ELEŞTİRİLEN HIRİSTİYANLIK
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Ali Pekcan: MAKÂSIDÜ’Ş-ŞERÎA BİLGİSİNİN ÖNEMİ

Erdinç Ahatlı: İZMİRLİ İSMAİL HAKKI’NIN YENİDEN NEŞREDİLEN HADİS TARİHİ ADLI ESERİ ÜZERİNE

 
NOSTALJİ:
Mehmed Şerefeddin: SELÇÛKÎLER DEVRİNDE MEZÂHİB
  makaleler


AHÎLİĞİN TASAVVUFÎ BOYUTU VE ŞANLIURFA’ DA AHÎLİK İZLERİ

Ali TENİK


Tasavvuf toplumsal, kültürel, estetik ve bilimsel boyutları olan bir gerçektir. Tekke, zâviye, dergâh ve hânkâh isimleriyle bilinen sûfî merkezleri, özgür bir rûh ve hayat boyu devam eden eğitim yuvaları oluşturmuşlardır. Bu merkezler, sadece manevî eğitim hizmeti vermemişler; aynı zamanda içinde yaşadıkları toplumların örf ve adetleri gibi yüksek değerlere hizmet ederek; birer kültür ve entelektüel düşünce merkezleri olmuşlardır. Bunun en güzel örneğini yıllardır ülkemizde büyük bir sanat icra eden Mevlevî tarîkatı ve benzeri topluluklar vermektedir. Osmanlılar döneminde yüzyıllar boyunca Mevlevî tekkeleri, hat, desen, klasik müzik ve edebiyatta en ince örnekleriyle toplumun kültürüne büyük katkılarda bulunmuştur. Mevlevî tekkeleri, Arapça, Farsça hatta bazen İtalyanca olmak üzere yabancı diller öğretmiştir. [1]

Onlar, ayrımcılıktan uzak bir düşünceyle, tasavvufî felsefeden aldıkları enfüsî ve âfâkî dinamiklikle engin bir sanat anlayışı geliştirmişlerdir. Mevlânâ’nın dediği gibi, sûfîlerin hayatında, atalet yerine mücadele ve azim vardır. Onlar, insanlara ilâhî aşk ve gönül zenginliği ile sevgi üzerine temellenmiş bir hayat sunmuşlardır. Diğer dinlerin mistik anlayışlarında olduğu gibi, tenhalara çekilerek münzevî bir yaşam sürdürmemişlerdir.[2]

Sûfîlerin irfanî düşüncesinde, insan sanatkârdır. Bu anlayışa göre insan Allah’ın suretinde yaratılmıştır. Bu da ilâhî isimlere ve sıfatlara mazhar olmak demektir. Bu ilâhî sıfat ve isimlerin hakîkatleri, özlü bir şekilde insanda mevcuttur. İlâhî isimlerin cevherlerinden biri de yaratmaktır. İnsan da ilâhî rûhun nefhasına sahip olduğu için yaratıcı gücünü ortaya koyma kabiliyetindedir. Bu güç de âyetle sabittir: Allah Teâla “Ona rûhumdan üfürdüğümde[3] buyurmaktadır. İnsan rûhu da cevherini bu âyetten alıp, sanatını en ince bir şekilde ortaya koyarak eşyanın en güzelini yaratır.

Sanatı veya eşyayı değerlendirmenin başka bir aslı da, sûfîler için, “Allah güzeldir ve güzelliği sever” ilkesidir. Bunun için onlar, bu alemi Allah’ın cemâlinin görüntüsü olarak görmüşlerdir.[4] Allah güzelliğe aşık olduğu için, sâlik, güzel olan her şeyi ortaya koymalıdır. Kişi kendi yetenekleri ve imkanları dahilinde bu düşünceyi bir sanat dalında eşyaya yansıtarak, ona haricî bir varlık kazandırmaya, daha doğrusu bu manevî, rûhî gerçeği bu alemde var etmeğe çalışmalıdır.

Tasavvufî anlayışa göre insan, irfana dayanan eserleri daha fazla his ve idrak eder. Çünkü kalp irfânî bakımdan akıldan daha kâmil olup, aklı kemale erdirir. Ârif şuhûd yoluyla bilgiye (ma’rifete) ulaşır. “Onun gördüğünü gönül yalanlamadı[5] ilâhî emrinde olduğu gibi, gerçekler ârifin ruhunun derinliklerindedir; yani kalptedir. Bu ulvî duygular açığa vurulduğu zaman, eşyaya döküldüğü an sanat oluşur. Onun için sanatkâr çok güzel beyan eden bir âriftir. Örneğin, Mevlânâ ve Yunus gibi mutasavvıflar hem ârif hem de sanatkârdırlar; çünkü hakîkati en iyi ve en güzel şekilde açıklamışlardır. Diğer tarafta Ahîler de düşünce ve ahlâklarıyla sanatlarını eşyaya ve işlerine en güzel şekilde yansıtmışlardır. İnsana ve eşyaya estetik bir anlayışla yaklaşan bu düşünceyi öncelikle tasavvufî açıdan ele alıp, fikrî alt yapısına bakmaya çalışacağız.


[1] Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, İstanbul 1953, s. 441 vd.

[2] Annemarie Schimmel, Çağın Mevlânâsı Muhammed İkbal, çev, Senail Özkan, İstanbul 2001, s. 86, 87.

[3] 15. Hicr, 29.

[4] İbn Arabî, Resâil İbn Arabî, “Risâletu’l-Envâr”bölümü, s. 1-19.

[5] 53. Necm, 11.