|
'TEMSİL'İN SORUNLARI VE EDWARD SAİD'İN ORYANTALİZME İLİŞKİN ANALİZLERİNİN GÜCÜ
Recep ALPYAĞIL
Yazıldığı günden bu yana, E. Said'in Oryantalizm çalışması menfi ya da müspet birçok değerlendirmenin
ilgi odağı oldu. Giderek, adı geçen eser
kendisinden sonraki birçok araştırma için de bir
milat sayıldı.
Bu süreç içinde özellikle şu noktanın dikkatleri
çektiğini görmekteyiz: Said öncesinde de
oryantalizme yönelik çalışmalar vardı,
hatta Said'in eseriyle eş zamanlı olarak yayımlanan
çalışmalardan da söz edilebilir;
fakat, bunların hiçbirisi onun Oryantalizm
adlı eseri kadar ilgi toplamamıştır. Peki,
Said’in kendisini dahi şaşırtan bu beynelmilel
ilgi, diğer bir ifadeyle onun oryantalizme ilişkin
analizlerinin gücü, nereden kaynaklanmaktadır? İşte
bu soru, bizim, bu makaledeki hareket noktamızı oluşturmaktadır.
Bu araştırmadaki amacımız, hem bu soruyu güncelleştirmek,
hem de bu soruya verilen yanıtlara katkı olabilecek
bir açıklama modeli sunmaktır. Bu amaçla iki yönlü
analiz yapmayı düşünüyoruz. İlk olarak, Said'in,
Oryantalizm
kitabında ve sonraki çalışmalarında kendilerine sıklıkla
referansta bulunduğu imtiyazlı birkaç düşünüre
temsilin sorunları bağlamında özetle değinerek,
onun bu düşünürleri kullanma
tarzına dikkatleri çekmek; ikinci olarak ise,
Said'in doğuya ilişkin analizlerinin onun yaşama
serüveniyle bir şekilde bağlantılı olduğunu, asıl
önemlisi de onun güçlü bir üsluba sahip olmasında
bu bağlantının oldukça önemli bir yer teşkil
ettiğini savunmak.
Said
bir makalesinde Oryantalizm'de
tartıştığı sorunların şu üç kavram etrafında
toparlanabileceğini belirtir: Temsil, metin ve
entelektüelin rolü.
Bu üç kavram bu makalede ele almayı düşündüğümüz
konunun ana izleğini belirlemektedir.
a.
Bir Söylem Olarak Temsil
Konuya
giriş için, temsil sorununu ayna metaforuyla açıklamak
istiyorum. Ayna denildiğinde ilk akla gelen, şeylerin
bir başka zemin üzerinde kusursuz [aynı] bir yansımasıdır.
Ancak çağdaş felsefedeki birçok düşünür,
mesailerinin çoğunu durumun hiç de böyle olmadığını
gösterme yolunda harcamışlardır. Diğer bir söyleyişle,
dikkatleri başka ayna türlerinin de var olabileceği
olasılığına çekmeye çalışmışlardır. Örneğin
lunaparklardaki 'kahkaha aynaları'. Said'e dönersek,
onun dikkatini de doğunun batı aynasına nasıl yansıdığı
çekmiştir. Bu anlamda Said'in başarısı, doğunun
zannedildiği gibi batıda hiç de aynıyla
temsil edilmediğini, Vico, J. Derrida, M. Foucault,
A. Gramsci ve R. Williams gibi farklı
paradigmalardan birçok düşünürü aynı sorunu
çözümlemede bir araya getirmesinde yatmaktadır.
Ahmad'ın ifadesiyle, onun yeniliği, 'birleştirme gözüpekliği'ndedir.
Yukarıdaki
düşünürler içinde en önemli olanı Foucault'dur.
A. Loomba'nın da belirttiği üzere, onu,
seleflerinden farklı ve güçlü kılan yön
Foucault'yla olan bağlantısıdır.
Foucault'nun analizleri Said'e, birbirinden çok farklı
gibi görünen bir bilgi yığınını (oryantalist çalışmaları),
kendi içinde bir bütün oluşturan, siyasî
ve çıkar amaçlı bir
söylem olarak analiz etme imkanı tanımıştır.
O, bu bağlantıyı şu biçimde dile getirir:
“Burada
oryantalizmin ne olduğunu anlamak için, M.
Foucault'un Bilginin
Arkeolojisi ile Hapishanenin
Doğuşu'nda tanımladığı söylem kavramını
kullanmanın işe yarayacağını düşündüm. Savım
şu: Oryantalizm bir söylem olarak incelenmedikçe,
Aydınlanma sonrasında Avrupa kültürünün doğuyu
siyasal, sosyolojik, askerî, ideolojik, bilimsel, imgesel olarak çekip
çevirebilmesini -hatta üretebilmesini- sağlayan o müthiş
sistemli disiplinin anlaşılması olanaksızdır.
Dahası oryantalizmin öylesine yetkin bir konumu vardı
ki, bence doğuya ilişkin yazan, düşünen, eyleyen,
hiç kimse, bu işleri, oryantalizmin düşünce ile
eyleme dayattığı sınırlamaları hesaba katmaksızın
yapamazdı. Kısacası doğu, oryantalizm yüzünden
bağımsız bir düşünme ve eyleme nesnesi olamadı
(hâlâ
da değil). Bu, oryantalizmin doğu hakkında söylenebilecekleri
tek yönlü olarak belirlediği anlamına gelmiyor; bütün
bir çıkar ağının, 'doğu' denen özel bütünlüğün
söz konusu olduğu her durumda etkili (dolayısıyla
bağlayıcı) olduğu anlamına geliyor.”
(vurgu bize ait)
Yukarıdaki
alıntıda da açıkça görüldüğü üzere,
Foucault, Said'e temsil kavramının altını oyma (undermine)
imkanı tanır. En önemlisi de, oryantalizmin, 'bilgi
ve iktidar rejimleri' arasındaki güçlü bir bağlantının
ürünü olan bir söylem olarak tanımlanabilmesi
Foucault'nun içgörüleri sayesinde mümkün olmuştur.
Bu anlamda, oryantalizmi bir söylem olarak tanımlamak,
Said'e -bırakalım bu alandaki devasa çalışmaları-
en zararsız seyahat kitabının bile kamusal doğu
bilincini şekillendirmeye nasıl katkıda bulunduğunu
değerlendirebilme olanağı tanımıştır. Said'in
de temel sorunu doğunun batıda, batılı tasavvur için
nasıl değişmez kalıplara döküldüğünü, doğuya
batının bir eklentisi
olarak nasıl kimlik ve tanım verildiğini, doğunun
zaman, tarih ve coğrafya algısının nasıl çarpıtıldığını
deşifre etmektir.
Foucault'nun
söylem analizinin metin kavramını anlamlandırmada
daha ileri bir sonucu olmuştur. Buna göre metin
kendi başına bir bütünlük değildir; aksine yoğun
bir biçimde harici bağlantıları olan bir üründür.
Foucault metinleri, 'sıkı sıkıya kontrol edilen ve
sıkı bir şekilde örgütlenmiş, nüfuz edilmesi güç
bir kültürel yayılım sisteminin parçası olarak'
değerlendirir.
O, metinsellikle ilgilenirken, metnin içrek ya da dışa
kapalı unsurlardan arındırarak sunmayı amaçlar ve
bunun için de metni, kurumlarla, makamlarla,
faillerle, sınıflarla, akademilerle, şirketlerle,
gruplarla, loncalarla, ideolojik olarak tanımlanan
taraflar ve mesleklerle arasındaki bağlantıları üstlenmesini
sağlar.
Bu
açıdan baktığımızda Foucaultcu metin
perspektifi, oryantalizm gibi başka bir kültürle
ilgili olan bilim dalının oldukça yoğun haricî
bağlantıları olduğunu vurgular. Kanaatimizce
Said'in oryantalizme ilişkin analizlerinin gücü, bu
metin anlayışını oryantalist çalışmalar üzerinde
oldukça güzel bir biçimde gösterebilmiş olmasındadır.
Zaten metinlerin dışsal ortamdan bağımsız olarak
değerlendirilemeyeceği şeklindeki Foucaultcu metin
anlayışı, Said'de metninin bağlantılılığı ya
da dünyevîliği adı altında özel ve özgün bir
kavramsallaştırmaya dönüşmüştür:
Bağlantılılık,
metnin kendini bir metin olarak korumasını sağlayan
şeydir ve bir dizi koşul buna eşlik eder. Yazarın
statüsü, tarihsel an, yayımlama, yayılma ve alımlama
koşulları, beslenilen değerler, üstlenilmiş değer
ve fikirler, herkesçe paylaşılan örtük varsayımlardan
oluşan bir çerçeve, varsayımsal arka plan ... Diğer
yandan bağlantılılığı incelemek metinler ile dünya
arasındaki bağları, uzmanlaşmanın ve edebiyat
kurumların tamamen sildiği bağları incelemek ve
yeniden yaratmak demektir. Bağlantı ağını yeniden
yaratmak demek, metni topluma, yazara, ve kültüre bağlayan
ipleri görünür kılmak, onlara maddiliklerini geri
vermek demektir. Son olarak bağlantılılık
metni tecrit edilmişliğinden kurtarır ve metnin
kaynaklandığı imkanları tarihsel olarak yeniden
yaratma ve yeniden inşa etme şeklinde birer sunuş
sorununu yükler araştırmacının ya da eleştirmenin
omuzlarına.
|