|
İNKULTURASYON: KÜLTÜRLER KARŞILAŞMASINDA İNCİL
Ary A. Roest CROLLIUS
- Çeviren: Mehmet AYDIN
“İnkulturation”
terimi, özellikle üçüncü dünyanın ve
“Mission’un” problemleriyle meşgul olanlar
tarafından kullanılmıştır. Bugün,
İnkulturation terimine atfedilen anlam oldukça
yenidir. İnkulturation sözü, İncil ve kültürün
karşılaşmasıyla ilgilidir. Birçok insan, kültür
deyince, İncil’in nüfuz etmediği eski kültürleri
akla getirmektedir. Fakat İnkulturation, toplumlarda
insanlara İncil'in hitap ettiği her yerde olmaktadır.
Hakikatte kültür, toplumun bir fonksiyonu ve bir
ifadesidir. Bu kısa makalede, İnkulturation problemi
açıklanmaya çalışılacaktır. Bu açıklama,
tezahürlerin çokluğuna ve bu sürecin durumuna işaret
edilerek ve insanın Hıristiyan imajının aracı ve
merkezi pozisyonu gösterilerek yapılacaktır.
İncil’i Yayma ve İnkulturation: İncil’in her ilan tarzı
bir İnkulturation hareketi değildir. Resullerin İşleri
VIII bölümünde anlatıldığı gibi Philippe’in
ve Habeşlilerin karşılaşması olayı, bir İncil’i
yayma olayıdır. Ancak burada, İnkulturation olayının
olduğunu söyleyemeyiz. Pentecote sabahında aynı
inançta birleşen dillerin ve kültürlerin çokluğu,
İnkulturationun bir sembolü olarak telakki
edilebilir. Fakat bizzat bu vaaz, İnkulturationa bir
örnek olamaz, İnkulturation, İncil’in ilanı ile
temasa geçen bir toplumla kurulan ilişkidir. Burada
yeni bir ayrım yapmak zorundayız. Toplumun bütün
veçhelerinin, direkt olarak İnkulturationla ilişkisi
yoktur. İnkulturation olayını incelemek için, kültür
konusunda açık bir fikre sahip olmak gerekir.
Burada kullanılan kültür kavramı, tiyatro ile, müzikle,
plastik sanatlarla sınırlı değil; bilakis beşerin
gerçekleştirdiği bütün ifadeleri içine alacak şekilde
geniştir. Öyle ki bu kültür, beşer topluluklarının
karakteristiği olarak nakledilmiş tutarlı bir
birlik olarak takdim edilmiştir.
Kültürler: Bu muhteva içinde “kültür”den bahsederken,
bugünkü cemiyette “kültür” terimini daima çoğul
olarak dikkate almak gerekecektir. Bir toplum içinde
İncil’in yayılması, daima, farklı kültürlerle
temasa girerek olmaktadır. Gerçekten, misyonerlik
vaazı için İncil’i propaganda eden kişi, bir başka
kültürden gelmektedir. Yine de bu, ikinci defa İncil’i
yaymayı öngören bir toplum için de bir gerçektir.
Çünkü bir kültür çerçevesinde hızlanmış bir
gelişmede aynı kültür içinde, kültürel şekillerin
çoğalmasına götürmektedir. Bununla beraber, kültürlerin
bu çoğulculuğunun teolojik temeli bu antropolojik
delilden daha uzağa uzanmaktadır. Bu özellikle
Yeni-Ahit’teki kurtuluş tarihinin olayıdır ki, kültürlerin
çokluğu, tek biçimliliğe indirilemez.
Hakikatte “İnkulturation”un, İncil’in farklı
kültürel ifadeleriyle; farklı farklı kültürlerin
taşıyıcıları arasındaki karşılaşma vasıtasıyla
gerçekleştiğini müşahede ediyoruz. Farklı kültürler
arasındaki karşılaşma, İncil’i yaymanın gerçekleştiği
bir ortam ve vasıtadır. İnkulturationu incelemek için
farklı kültür gruplarının veya fertlerinin karşılaştığı
yerde acculturatif sürecin bilgisi önemlidir.
İdeal ve Gerçek: Farklı kültürler teması içinde, bir takım
âdetlerin, yapıların, değerlerin, normların,
ifadelerin ve söz konusu kültüre ait davranış
tavsiyelerinin bir karşılaşması vardır. Bu karşılaşma,
pasif bir mukayese olabildiği gibi, çekişmelerle yüklü
bir karşılaşma da olabilir. Her defasında karşılıklı
bir saygı ve tercihi bir seçim meydana gelir. Saygı
ve seçim her zaman akılcı bir sürece göre oluşmaz,
söz konusu duruma duygusal faktörler de girmektedir.
Kültürel unsurların mukayesesinde bazen, denklemin
bir üyesi çok idealize edebilir ve diğer üyesi
takribî olarak doğrulanabilir. Mesela “Doğu Kültürü”nün
sık tebcilini müşahede ediyoruz. Bir yandan doğu kültürünün
mistik, müşahedeci, barışa ve topluma temayülü
anlamına işaret edilirken; diğer yandan, Batının
akılcılıkla, aktifçilikle ve ferdiyetçiliğe
varan bir hukukî
fikirle lekelendiği fikrine varılabilir. Tartışmalar
içinde bu tür karşılaşma modelinden sakınmayı
denemek ve ideali idealle, gerçeği gerçekle
mukayese etmek faydalı olabilir.
Soyutlama ve Gerçek: “İnkulturation” üzerindeki konuşmada
bir takım süreçlerin mücerret bir durumdan daha öteye
uzandığı daima söz konusudur. Bu durumlarda,
kullanılan terimlerin, benzer bir muhtevayı muhafaza
eden realiteden oldukça uzak olması, mümkün değildir.
Mesela, “Batı Kilisesi’nden” veya “Afrika
Kilisesi’nden” bahsedildiği zaman, “Batı
Kilisesi” nasıl düşünülecek? Batı
Avrupa’daki, Kuzey Amerika’daki, yahut Roma ayin
usulü kilisesi mi düşünülecek? Tecrübî ve kültürel
ifadeler boyutunda, Sicilya Kilisesi ile, Hollanda
Kilisesi arasında belirli farklılıklar vardır.
Yine, Peru kiliseleri ile Polonya kiliseleri arasında
da aynı şeyi görmek mümkündür. Hollanda gibi
nispeten küçük ülkelerde, dinî pratik seviyesinde
kültürel farklılıklar görülmektedir. Az anlamlı
ve genelleştirici terimlerin kullanılması, ülkelerde
ve kıtalarda bulunan özel kiliseler arasında bazen
çok derin kültürel farklılıkların olduğunu
bilmemek, resmî bir mahallî kilisenin meydana
gelmesine katkı sağlamayı isteyen bir inceleme için
verimli bir husus değildir. O halde İnkulturation etüdünün
daima misyonun realitesinde ve belli bir kilisenin bölgeselciliğinde
gerçekleşmiş olması gerekir.
Kuyudaki Kurbağa: Muhtelif yerli dillerde, çok anlamlı bir
ifade, yeterli bir tavra işaret etmektedir:
Muhtemelen kurumuş bir kuyunun dibini kurbağa görmüştür.
O, bütün dünyasının bilincine sahipti ve ondan
yararlanıyordu: Bir başka bir şey düşünülemezdi.
Aynı şekilde kültür alanında bazen kültürler
arası sürekli temaslar realitesini tanımayan
“Aparthied” bir tavır gösterebilir.
Bir
kuyunun dibiyle ufkun sınırlandığı mahallî
bir kiliseye ait kültürel bir karakter de böylece
yutulmuştur. Tabiatıyla bunun bir ve evrensel kilise
birliğinin tecrübesi için; bir takım sonuçları
da olmuştur. Bu birlik, mahallî
kilisede müşahhas şekilde bulunuyor. Fakat o,
bununla sınırlanamaz. O, mahallî
kiliselerin kendi aralarında mümkün olan bütün
temaslarından daha çok şeyi ifade etmektedir.
|