|
KUR’ÂN’IN ANLAŞILMASINDA ORYANTALİZMİN ENTELEKTÜELİMİZDEKİ ETKİLERİ
Ahmet BEDİR
“Orientalism”,
Latince “orient” kelimesinden türetilmiştir.[1]
Oryantalizm, son derece karmaşık bir disiplin olduğu
için herkes farklı tarif etmiştir: “Oryantalizm,
Avrupa’nın sefil menfaatlerine giydirilmiş tülden
bir elbisedir”, “Oryantalizm, cömert tecessüsün
insan düşüncesine kazandırdığı fetih değil, çok
defa kapitalizmin emellerini gerçekleştirmeğe
yarayan birer keşif koludur.” “Oryantalizm, coğrafî
bir ayırım değil, bir seri “çıkarlar” toplamıdır.”
“Kültürel araç olarak oryantalizm, bir saldırı,
hareket, yargı, bilme isteği ve bilginin kendisidir.
Sayısı belirsiz oryantalistler Doğu’nun Batı için
var olduğuna inanmaktadırlar.” Hasılı
oryantalizm, onu daha menfi yorumlayanlara göre, üzerinde
oturdukları topraklarda Müslümanları “fuzulî işgalci”
gören bir zihniyettir.
Ezcümle,
“Doğu” anlamında kullanılan “orient”in Arapça
karşılığı “şark” kelimesidir ve Avrupa
kültürünün dışında kalan dünyadaki Müslüman ülkeler
manasına da gelmektedir. “Oryantalizm”
kelimesi ise “doğululuk, doğu beğenisi, doğu bilimleri,
şarkiyat” anlamlarına gelip, doğu tarih, dil ve
edebiyatlarıyla uğraşan ilim kollarına toplu
olarak verilen bir isimdir. Oryantalist
ise, doğu dilleri ve doğu bilimleri uzmanı, müsteşrik
anlamına gelip, şark topluluklarının tarihini,
dinini, dilini, edebiyatını, folklorunu ve diğer
bazı hususlarını araştırıp tespite çalışan
Batılı ilim adamı demektir. Hülasa, dinî,
emperyalist, ticarî, siyasî ve ilmî sebeplerle yola
çıkan oryantalizm, Müslüman Doğu’nun edebiyatıyla
ve genel olarak medeniyetiyle ilgilenen Batı
Araştırmaları
’dır. Oryantalist ise bunları yapandır.
İlk
devirlerde, ilmî bir meraktan öteye geçmeyen
oryantalizm,
daha sonra özellikle Hıristiyan
ruhbanların önem verdikleri tek konu İslâmiyet’i tenkit
ederek iyi taraflarını kötülemek, gerçeklerini
tahrif etmek gayesine yönelik bir dönüşüm yaptı.
Her şeyden önce birer din adamı olan rahipler, İslâm
araştırmalarında misyonerlik hedeflerini de unutmadılar.
İslâm akaidine fesat karıştırmak, İslâm
ilimlerine, kültür ve medeniyetine, İslâmî
edebiyata, kısacası Müslümanların manevî
miraslarına şüphe sokabilmek için İslâm’a ait
bütün değerleri kendi kültürleriyle yetişmiş Müslümanların
gözünde küçük göstermeye başladılar.
Doğu-Batı
gibi bir ayrımın ne zaman yapıldığını
bilmiyoruz. Ama Batı diye
nitelendirilen dünyanın en önemli kaygılarından
birisinin İslâm olduğu göz önünde
bulundurulursa, tarihsel olarak İslâm’ın ilk yüzyıllarına
ta Asr-ı
Saadet
’e (Mu’te Harbi’ne) kadar indirebileceğimiz
oryantalizm, Avrupa
’nın, Hıristiyan âleminin, İslâm
karşısında duyduğu büyük tedirginlik ve korkuyu
aksettirmektedir. Oryantalizm, tarihsel gelişimi
itibariyle üç aşamalı bir süreç oluşturmuştur:
Klâsik oryantalizm, modern oryantalizm ve postmodern
oryantalizm. Konumuz itibariyle bizi Klâsik
oryantalizm ilgilendirmektedir. Klâsik
oryantalizm kaba bir İslâm eleştirisi üzerine
kurulmuştu. Hz. Peygamber ve Kur’ân gibi İslâm’ın
en temel konularına iftira ve ithamlarda bulunulmuştu.
Öyle ki Kur’ân üzerine pek çok şey söylenmiş,
ama yüzyıllarca objektif bir çevirisi bile yapılmamıştı.
Bu durum 1800’lü yılların başına kadar sürdü.
Bu bakımdan oryantalizmle, Müslümanların ve İslâm
dininin, Avrupa tarafından eritilmesi, yok edilmesi
veya en azından tesiri ortadan kaldırılarak
kendileri için tehlike olmaktan çıkarılması
hedeflenmiştir. Bu yüzden, kaba kuvvet sonuç
vermeyince fikrî mücadele yöntemlerini geliştirdiler.
Bu gaye ile İslâm’a ve özellikle onun temeli olan
Kur’ân
’a karşı kuşku, şüphe ve güvensizlik meydana getirmeye çalıştılar. Bunun için Kur’ân tercümeleri,
Kur’ân
’ın kaynağı ve bir araya getirilmesi, ilahî
vahiy
, Kur’ân
metninin
sıhhati gibi konulara ilgi duydular.
Oryantalizmi
en iyi anlayan ve onu dünyaya ifşa eden Hıristiyan
asıllı Edward W. Said’in, Oryantalizm adlı
kitabı ortaya çıkmadan önce, bu konu hakkında İslâm
dünyası pek fazla bilgi sahibi değildi. Said’den
sonra oryantalistler hakkında şüphesiz bir çok araştırmalar
yapılmıştır. Edward Said, bunun üzerine iyice
gider ve Oryantalizm:
Doğubilim: Sömürgeciliğin Keşif Kolu
ismindeki kitabıyla da bu tavrını ortaya
kor.
Bizde bu konu hakkında bir çok araştırma
yapılmış ve oryantalistlere karşı reddiyeler hazırlanmıştır.
Mahmut Hamdi Zakzuk Oryantalizm
Veya Medeniyet Hesaplaşmasının Arka Plânı
adlı eseriyle, oryantalizmin yüzünü iyice açar.
Mustafa Sıbaî, Oryantalizm
Ve Oryantalistler : Yararları, Zararları
eseriyle, oryantalizm hakkında bizi biraz daha bilinçli
hale getirir. Öte yandan konuyla ilgili bir çok
makale yayımlanmıştır.
Bu makalelerden anlıyoruz ki, Kur’ân’ın anlaşılmasında
oryantalizmin entelektüelimize etkisi anlatılmamıştır.
Bu makalede ona yer verecek, edebiyatçılardan,
felsefecilerden ve devlet adamlarından örneklerle
bunu anlatmaya çalışacağız.
Son
iki asırdır, Batı
’dan fikir ve düşünce ithal eden Müslüman dünyasının
aydını, Batı’nın kendi dinine yaptığı
sorgulamanın en acımazını kendi dünyasına taşımış
ve İslâm’ı Hıristiyanlığa benzeterek, İslâm
ile ilim birbirine zıt iki disiplin gibi takdim
edilir olmuştur. Müslüman milletlerin, dinlerinin
zarûri bir neticesi olarak geri kaldıklarını iddia
eden Batılılar, meseleyi bir din meselesi haline
getirmişlerdir.
Çünkü, Batılı oryantalistlere göre Doğu mantıksızdır,
dinsiz olup azgındır, çocuk ruhludur, sapkındır.
Böylece Avrupalı makuldür, fazıldır, o1gun ve
normaldir. Onlar bunu yaparken Batı düşüncesinin
teşekkülünde İslâm’ın rolünü göz ardı
ediyorlardı. İslâm edebiyatının Avrupa şiiri üzerindeki
etkilerini, Batı bilimsel düşüncesinin ve
felsefesinin tekevvününde Müslümanların rolünü,
bilerek inkâr ediyorlardı.
Batı’ya
ilim tahsil etmeye giden entelektüelimiz, Batı
’nın
Hıristiyanlık’tan sıyrılmak için kullandığı
prensipleri öğrenmiş ve İslâm hakkında, çeşitli
yanlış bilgilendirmelerle tam bir şüphe içinde
yurda dönmüştür.
Entelektüelin, en samimi olanından, samimi olmayanına
kadar, dinî açıdan oryantalistleri anlama sorunu
vardır.
|