|
KUR’ÂN’DAKİ TÜRKÇE KELİMELER
Ahmet BEDİR
Kur’an’da Türkçe
kelimelerin mevcut olduğuna dair düşünceler önceleri
mevcuttu ve Tanzimat’tan sonra bu konuda daha açık
fikirler ortaya konmaya başladı. Cumhuriyet’in
ilanından sonra konu hakkında birkaç makale yazıldı.
Bunlar bir yandan aşırı-Türkçeciler tarafından
ileri sürülürken, bunlara karşıt olanlar tarafından
da onların fikirlerine
karşı makaleler kaleme alınıyordu.
Antropolojide saflık kabul edilmediği gibi
dilbilimde de arı-dil kabul edilmez. Bütün ırkların
kanları az çok birbirine karıştığı gibi, bütün
dillerin kelimeleri de az çok birbirine geçmiştir.
Türkçe’miz, oryantalistlerin taksimine göre, Dünya
dilleri arasında Ural-Altay dilleri grubuna bağlıdır.
Bu dillerin Altay kolundan doğup oluşmuştur. Biz münakaşalara
girmeden konuya geçmek istiyoruz.
Kur’andaki
Türkçe Kelimeler
Yeryüzünde
konuşulan iki bin küsur dil ve lehçe içinde başka
bir dilden hiçbir kelime almamış hiç bir dil ve
yahut lehçe yoktur. Avrupa kültür dairesinde
dilbiliminin teşekkülünden asırlarca önce İslam
alimleri Kur’ân dili bakımından bu vaziyeti
tetkik ve tespit etmişler ve çok mühim neticelere
varmışlardır. Buna göre:
1.
Bütün dillerde olduğu gibi Arap
dilinde de bir takım yabancı kelimeler vardır. Bunların
kimisi Arap fonetiğinin tesiriyle Arapçalaşmış,
kimisi de menşeindeki asliyetini olduğu gibi
koruyarak hiç bozulmadan kalmıştır. Bunların
birinci kısmına muarreb
, diğerine ise dahîl
denir;
2.
Arap diline başka dillerden geçip fonetik ve
semantik bakımından Arapçalaşan veyahut
asliyetlerini olduğu gibi muhafaza eden bu muarreb
ve dahîl kelimelerden Kur’ân’a girmiş
olanlar vardır;
3.
Kur’ân’daki muarreb ve dahîl
kelimeler Şark ve Garp dillerine mensuptur.
Takiyuddin
Ali b. Abdilkâfi es-Subkî
(765/1363) Kur’ân’daki
muarreb kelimeleri 27 olarak tespit etmiş, İbn Hacer
ise 24 kelime daha ilave ederek yekûnu 51’e çıkarmış
ve nihayet Suyûtî
altmış küsur kelime daha ilave edip 110 küsur kadar bir
sayıya ulaştırmıştır. Müsteşrik Arthur Jeffery
ise bu sayıyı, (kötü maksatla da olsa) daha da artırmış
ve söz konusu çalışma “The Foreign Vocabulary of
The Quran [Kur’an’daki Yabancı Kelimeler]” adıyla
büyük bir kitap haline gelmiştir.
Bu
arada Abdülmelik b. Mansur es-Seâlibî
(430/1038), Fikhu’l-luğa adlı eserinde,
Zemahşerî
(538/1143) Mukaddimetü’l-edeb
’inde,
Ebu Hayyan
(754/1345) Kitabü’l-idrâk li lisani’l-etrâk
’ında,
Asım Efendi (1755-1819)
el-Okyânûsü’l-Basît fî Tercemeti’l-Kamûsi’l-Muhît
, ismiyle Türkçe’ye tercüme ettiği eserinde ve
daha birçok lügat imamlarının muhtelif çalışmalarında
Arap
diline girmiş yabancı kelimelerin “yabancılığını”
tayin için kelime vezinleriyle fonetik kanunlarına müstenit
bir takım kaidelerden bahsedilir.
Kur’ân’da
“yabancı kelime” bulunduğu konusunda alimler
ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafiî (204/819)
,
İbn Cerir et-Taberî
(310/922),
Fahruddin er-Razî
(606/1209)
ve sair alimler Kur’ân’ın Kur’ân’en
‘arabiyyen
tabirine istinaden onda hiç bir ecnebi kelime
bulunamayacağını savunmuşlardır. Taberî’ye göre,
Kur’ân’da mevcut olduğu ileri sürülen yabancı
kelimeler lafız ve mâna itibariyle, Arapça ile uyuşmuş,
Kur’ân’ın nüzulünden önce Arapçalaştırılmış
kelimeler olup sayıları da çok azdır ve Kur’ân
Arap diliyle nazil olduğu gerçeğini zayıflatacak
şeyler değildir.
|