|
“GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ BİR ORYANTALİZMDEN GLOBAL SOSYOLOJİYE GEÇİŞ İMKANI”
Ejder OKUMUŞ
Edward Said’in
meşhur Oryantalizm”inde
ele alındığı biçimiyle oryantalizm, üç farklı
ve fakat birbirlerini tamamlayıcı anlamda kullanılmaktadır:
Öncelikle Orient (Doğu) araştırmalarını,
yani oryantal toplum ve kültürlerin araştırılmasıyla
ilgilenen Batılı üniversitelere özgü, bir kurum,
disiplin ve faaliyetler setini tanımlayan akademik çalışmalar;
ikinci olarak Orient denilen şey ile Occident
(Batı) denilen şey arasında köklü bir ayrım oluşturan
özel bir epistemoloji ve ontolojiye dayalı bir düşünce
biçimi ve son olarak tasvir etmek ve denetlemek amaçlı,
Doğu ile uğraşacak tüzel bir kurumlaşma.
Esesan
Batı-Doğu ilişkileri etrafında bir tanım yapmak
gerekirse; “Oryantalizm, Doğu’yu işaretleyerek
Batı’yı (işaretlenmemiş) merkez haline getiren
bir “ötekileştirme” işlemidir.”
O
halde oryantalizmin, temelde Batı merkezli bakışla
“biz” ve “onlar” düalizmine dayandığı söylenebilir.
Bu
çalışmada, Bryan S. Turner’in Oryantalizm,
Postmodernizm ve Globalizm
başlıklı yapıtının oryantalizmle ilgili kısımları
etrafında, Edward Said’in verdiği bütün bu
anlamları içerecek biçimde, oryantalist söylemin
sosyolojideki izdüşümlerinden örnekler getirerek,
“güncelliğini yitirmiş bir oryantalizmden global
sosyolojiye geçiş imkânı”nın olup olmadığının
anlaşılmasına katkıda bulunmak amaçlanmaktadır.
Bu amaç ile Said’in vurguladığı gibi, hayali bir
Doğu-Batı ayrımına dayalı oryantalist söylemin
yerine oryantalizmin mirasçısı olup aynı ayrıma
dayalı söylem tutturan klasik Batılı ve Batıcı
sosyoloji değil de, böyle Batı üstünlüğüne
dayalı bir ayrımı yadsıyan ve her bir toplumun
veya bölgenin yerel durumlarını dikkate alacak bir
esnekliğe sahip küresel bir sosyolojinin mümkün
olup olmadığı sorusunun cevaplandırılmasına yol
açmaya çalışılmaktadır.
Aslına
bakılırsa genelde sosyal bilimlerin, özelde ise
sosyolojinin oryantalist söylemin miras(çıs)ı olduğunu
söylemeyi haklı çıkaracak durumlar söz konusudur.
“Bugün oryantalizm, ideolojik olduğu gerekçesi
ile ya da sömürgecilikle ilişkili görülüp eleştirilirken,
oryantalizmdeki hakim şablonlar sosyal bilimlerde
rahatlıkla ve yaygın bir biçimde kullanılabilmektedir.
Oryantalizme hakim olan temel zihniyet ve düşünce
biçimi, günümüz sosyal bilimlerinde tartışılmakta
olan modernleşme, az gelişmişlik, bağımlılık
gibi pek çok kuramda da varlığını sürdürmektedir.
Sosyal bilimler alanında “bilimsellik” zırhı
ile gizlenen bu kuramlar, Batı dışı toplumlara,
sorunlarının tek geçerli çözümü olarak
sunuluyor.”
Oryantalist
teriminin 1973’te Paris’te yapılan “29.
Uluslararası Oryantalistler Kongresi”nde resmen
kaldırılması ve yerine “Kuzey Afrika ve Asya
Konulu Uluslararası Beşerî Bilimler Kongresi”
isminin konulması
dahi, sosyal bilimlerin oryantalizmin mirası olarak
karşımıza çıkabileceğinin bir bakıma ifadesi
olmaktadır.
Turner,
Oryantalizm, Postmodernizm ve Globalizm’de
Marks ve Oryantalizmin Sonu
ismiyle yayımladığı kitabıyla bağlantılı
olarak demektedir ki, “Benim çalışmamın eleştirel
özü ise, Marx’ın da Orient’i, statükoculuk,
sosyal değişim eksikliği, modernleşmeden yoksunluk
ve bir sivil toplumun yokluğu ile karakterize edilen
bütüncül bir sistem olarak görmeyi içeren Batı
mirasını büyük ölçüde paylaştığını göstermekti.
Bu eleştirel noktadan bakıldığında, hem Marx hem
de Weber’in Batı’nın Doğu analizi kalıplarının
dışına çıkmadığı görülebilmektedir. Asya
tipi üretim biçimine ilişkin Marksist nosyon ve
Weber’in patrimonyalizm (Hanedancılık) kavramı,
ortak varsayımları paylaşmaktadır.” Bu bize,
sosyal bilimlerde oryantalist mirasın varlığına işaret
etmektedir.
Turner,
benzer hususları, Max Weber ve İslam
adlı eserinde de ele alıp tartışmaktadır.
Gerçekten
de Marx ve Engels tarafından Doğulu toplumları
incelemek üzere kavramlaştırılan Asya tipi üretim
tarzı, oryantalist yaklaşımın temel
karakteristiklerinden birini ortaya koymaktadır. Bu
ve benzeri yaklaşımlar, Marx’ın Doğu toplumları
hakkındaki görüşlerinin, kapitalizmi ve onun
toplumsal ve ekonomik kökenlerini meydana çıkarmak
için kullandığı tarihsel materyalist yöntemin
nesnelliğine zıt bir biçimde, Avrupa-merkezli geliştirildiğini
göstermektedir.
|