|
TEFSİRDE ORYANTALİZM ELEŞTİRİSİ: MEVDUDİ ÖRNEĞİ
Mustafa ÖZEL
Son yüzyılda İslam
dünyasında yetişen ve büyük iz bırakan az sayıdaki
şahsiyetten birisi, merhum Ebu’l-A’la el-Mevdudi’dir
(ö.1903-1977). İslamî
ilimlerin çeşitli alanlarında önemli çalışmalar
ortaya koyan Mevdudi’nin en önemli özelliği, sanırım,
bir hareket ve eylem adamı olmasıdır.
Ürettiği bilginin, hayatın içinde bulunan birine
ait olmasının ayrı bir önemi ve değeri vardır.
Mevdudi’nin şüphesiz en meşhur ve en değerli
eseri Tefhimü’l-Kur’an adlı Urduca
tefsiridir. Dünyanın bir çok diline kazandırılan
bu tefsirin Türkçe’de iki çevirisi bulunmaktadır.
Biz bu makalemizde, yazarın, son bir iki asırdır İslam
dünyasını çeşitli biçimlerde, olumlu ya da
olumsuz, etkileyen oryantalizme ve bazı
oryantalistlere yönelttiği eleştirilere değinmeye
çalışacağız.
Oryantalistlerin
Kur’an-ı Kerim’le ilgili ilk çalışmaları, Yüce
Kitab’ın kendi dillerine çevrilmesi şeklinde olmuştur.
Yapılan araştırmalara göre, batılılarca yapılan
ilk Kur’an-ı Kerim tercümesi (1143’te)
Latince’dir.
Bunu, daha sonraki yıllarda çeşitli batı
dillerinde yapılan çeviriler izlemiştir.
Oryantalistlerin
çalışmalarının art niyetli olması nedeniyle,
yaptıkları çalışmalar Müslüman bilginlerce pek
sıcak karşılanmamıştır.
Hatta bu çabaların, İslam dünyasında zuhur eden
milliyetçiliğin etkisiyle, son yüzyılda cereyan
eden Kur’an-ı Kerim’in tercümesi meselesini
etkilediği söylenebilir. Müsteşriklerin Kur’an-ı
Kerim ile ilgili çalışmalarını şu şekilde
tasnif etmek mümkündür: Kur’an-ı Kerim’in
kaynağı, vahy, Kur’an-ı Kerim’in tespit
edilmesi, düzenlenmesi, toplanması, kıraatı, kıssalar,
mekkî
ve medenî
ayetler, nesh.
Mevdudi’nin
tefsirinde oryantalistlere yönelttiği eleştirileri
aşağıdaki biçimde gruplandırabiliriz: a- Kur’an-ı
Kerim’in kaynağı ile ilgili olanlar, b-
Peygamberimizle/Sünnetle ilgili olanlar, c- Kıssalarla
ilgili olanlar.
a- Kur’an-ı Kerim’in kaynağı ile ilgili olanlar
Kur’an-ı
Kerim’in ilahî
bir kaynağa yaslanmadığını iddia eden müsteşrikler,
kendilerince bazı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Onlara göre Peygamberimiz Kur’an-ı Kerim’i yaşadığı
dönemdeki kimi iç ve dış olaylardan ya da kişilerden
etkilenerek veya öğrenerek meydana getirmiştir.
Yirminci
yüzyıl müfessirleri arasında zaman zaman
Kur’an’ı, diğer kutsal kitaplarla karşılaştırmalı
olarak açıklamaya çalışmasıyla temeyyüz eden
Mevdudi, Yusuf/12, 29. ayetin
tefsirinde, önce Kitab-ı Mukaddes’ten (Tekvin, 39:
12, 19-20) bir paragraf civarında alıntı yapmakta,
sonra Talmud’dan da (The Talmud Selections, H.
Polano s. 81-82) birkaç cümle aktararak şu yorumda
bulunmaktadır:
“Görülüyor
ki, hikayenin Kur’anî
versiyonu, onun sözde oryantalistlerin ileri sürdüğü
gibi İsrailî bir kaynaktan alınmadığının, aksine,
bu muharref rivayetleri tashih edip dünyaya işin
hakikatını anlattığının apaçık bir
delilidir.”
Müfessirin
kendisini selefleri ve çağdaşları içinde farklı
kılan diğer bir özelliği de, tefsirinde zaman
zaman arkeolojik bilgi ve bulgulara yer vermesidir.
Hatta tefsirini yazmaya başlamadan önce, bu amaçla
Kur’an-ı Kerim’de söz konusu edilen yerlere bir
araştırma ve inceleme gezisi yapmıştır. Bu
bilgiler tefsir içinde yeri geldiğinde değerlendirilmektedir.
Şuara/26
suresinin 149. ayetinin
tefsirinde, işte bu tür bilgilerle konuyu izah
etmeye çalışmakta, el-Hicr’de gördüğü Semud türü
anıtlardan birkaçına, Akabe Körfezi kıyısında
Medyen ve Ürdün’de rastladığını, özellikle
Petra’daki Semud ve Nebatiye eserlerinin yan yana
bir arada olmalarına rağmen üslûp ve mimarî özellikleri bakımından oldukça farklı
olduğunu, herhangi birinin bunları incelediğinde
hemen ayrı zamanlarda ayrı milletler tarafından yapıldığını
fark edeceğini söyledikten sonra şunları ifade
etmektedir:
“İngiliz müsteşrik Daughty, Kur’an’ın gerçek olmadığını
kanıtlamak için el-Hicre’de bulunan eserlerin
Semud tarafından değil, Nebatiler tarafından oyulduğunu
iddia etmişti. Oysa kayalardan ev oyma sanatı
Semud’la başlamış ve binlerce yıl sonra İ.Ö.
2. ve 1. yüzyıllarda Nebatiler tarafından geliştirilmiş,
Petra’dan yaklaşık 700 yıl sonra, oyulan Ellora
mağaralarında doruğuna ulaşmıştır.”
Müfessir,
Neml/27 suresi 18. ayetini
izah ederken, bu kıssaya benzer bir olayın İsrailî kaynaklarda (Yahudi Ansiklopedisi, XI,
440) da bulunduğunu ancak bunun son bölümünün ne
Süleyman peygamberin vakarına, ne de Kur’an’a
uygun olduğunu, bu hususun Kur’an-ı Kerim’in İsrailoğulları’nın
çarpıtmış oldukları rivayetleri nasıl düzelttiğini
ve peygamberlerin temiz şahsiyetlerini, bizzat İsraillilerin
bulaştırdığı çirkinlik ve ayıplardan nasıl
temizlediğini gösterdiğini ifade etmekte ve şu
yorumda bulunmaktadır:
“İsrailoğulları’na
gönderilen peygamberler hakkındaki Kur’an’ın bu
açıklamalarını ele alan batılı müsteşrikler,
Kur’an’ın bu kısımları, İsrailiyyattan aşırdığını
hayasızca iddia ederler.”
|