|
“ORTA DOĞU ARAŞTIRMALARI BİRİNCİ DÜNYA KONGRESİ” VE ALMANYA’DA ORYANTALİST ÇALIŞMALAR
Bülent ŞENAY
I. Orta doğu
Araştırmaları Kongresi
Marife dergisinin bu oryantalizm özel sayısı
için ancak bu kadar uygun bir zamanlama olabilirdi.
Bu yazının, derginin elinizdeki sayısı için yazılmasından
kısa bir süre önce, 8-13 Eylül 2002 tarihlerinde
Almanya, bir uluslararası kongreye ev sahipliği yaptı.
Orta Doğu Araştırmaları Birinci Dünya Kongresi (First
World Congress for Middle Eastern Studies - WOCMES),
bu tarihler arasında Almanya’da Mainz Üniversitesi’nde,
aşağıdaki Enstitüler tarafından ortaklaşa düzenlenerek
sonuçlandırıldı:
1. Kuzey Amerika ‘Orta Doğu Araştırmaları’
Birliği (the Middle East Studies Association of North
America-MESA)
2. Avrupa ‘Orta Doğu Araştırmaları’ Birliği
(European Association for Middle Eastern Studies-
EURAMES)
3. Fransız ‘Arap-Müslüman Dünyası’ Araştırmaları
Birliği (Association Francaise pour l'Etude du Monde
Arabe et Musulman-AFEMAM)
4.
İngiliz ‘Orta Doğu Araştırmaları’
Cemiyeti (British Society for Middle East Studies-BRISMES)
800
civarında tebliğin ve 2000’den fazla kişinin katıldığı
bu kongrede ele alınan belli başlı panel konularına
örnek olarak şunlar verilebilir: İslam hukuku,
Hadis, Tefsir, Dinler Tarihi, Orta Doğu’da Hıristiyanlar,
Azınlıklar Problemi, İslam Eğitimi, Misyonerlik,
Orta Doğu’da Politika ve Dış Politika, Türk Dış
Politikası, Türkiye’de Siyasal Yapı, Osmanlı Dönemi’nde
Orta Doğu ve Filistin, Orta Doğu’da Kadın
Sorunları, Ekonomi, Şehirleşme, Arkeoloji, İsrail
ve Çatışma, Su Kaynakları, Tasavvuf, Felsefe, Türk
Edebiyatı, Orta Doğu’da Sinema ve Edebiyat, Orta
Doğu’da Kimlik Problemi ve Modernite, Alevilik,
Medya, Demokratikleşme v.b.
Panellerden
ayrı olarak yayın evlerine ait ve sanatla ilgili
sergilerin de yer aldığı (bunlardan birisi de Prof.
Ekmeleddin İhsanoğlu tarafından organize edildi),
tarih ve kültür ilişkili gezi programlarının düzenlendiği,
beş gün süren kongre boyunca, her gün sabahtan akşama
kadar yaklaşık altışar panel gerçekleştirilmiş
ve her bir panelde üç veya dört tebliğ sunulmuştur.
Kongrenin yoğun programını takip edebilmek ve azami
faydayı elde edebilmek, ayrıca kendi alanlarındaki
akademisyenlerle tanışabilmek için, katılımcılar,
kendilerine verilen 100 sayfalık kongre kitapçığını
her gün dikkatle inceleyip katılmak istedikleri
panelleri ya da dinlemek istedikleri müstakil tebliğleri
belirleyerek ertesi günün planını yapmak durumunda
kalmışlardır.
Bu
yorucu ve yararlı programın aralarına yerleştirilmiş
olan konuk bilim adamları ve konuşmacılar da
kongreye ayrı birer renk kattılar. İlk günün açılış
programında şeref konuğu olarak konuşan Amman
Prensi Hassan b. Tallal seçkin bir uluslararası
dinleyici topluluğu önünde entelektüel derinliği,
uluslararası tecrübeyi ve Müslümanca duyarlılılığı
birleştiren, nükteyi ihmal etmeyen çarpıcı bir açılış
konuşması yapmıştır. Bu konuşmayı muhtelif
anekdotlarla da zenginleştiren Hassan b. Tallal, konuşmasında,
11 Eylül olaylarının Batı’da bir anti-İslamist
dalga oluşturduğunu hiç de apolojetik/savunmacı
olmayan bir üslûpla anlatırken bir anekdotunu
nakletmeyi de ihmal etmedi. Kuzey Amerika’da bir
uluslararası toplantıda takdimci kendisini kürsüye
şöyle davet eder: “His
Excellency, Royal Highness Hassan b. LADİN !!”
Zihinlerin ön yargılara nasıl esir olabileceğinin
basit ama çarpıcı bu örneğini verdiğinde tüm
dinleyiciler mesajın netliğini alkışlarlarken,
Hassan b. Tallal şunu ekledi: “Zaten farkeden neydi
ki? O sunucuya göre Ladin de Tallal da Müslümandı,
ikisi de Araptı (What’s the difference anyway? Both
are Muslims and Arabs!)”. Goethe’nin Faust’undan
anlamlı bir bölümle bitirdiği konuşmasında, küreselleşme
ve dünya barışında dinlerin ve İslam’ın yapıcı
rolünün yadsınamayacağını vurgulayan Prens’in
bu veciz konuşmasının tüm kongreye rengini verdiği
söylenebilir.
Bir
başka seçkin konuk da Oryantalizm’in yazarı,
Edward Said idi. Said de Orta Doğu Araştırmaları’na
katkısından dolayı kendisine verilecek ödül için
düzenlenen gecede özgün üslûbu ile yaptığı
konuşmasında, Hıristiyanlığa bağlı insanların
dahil olduğu çatışmaları ya da terörü
anlayabilmek için Kitab-ı Mukaddes’in açılıp
bakılmadığını, o halde Müslümanlar ve terör
ilişkisi kurmak adına İslam’da cihad ya da
Kur’an’da başka bir konuyu araştırmanın da o
ölçüde anlamsız bir yaklaşım olacağını, bugün
İslam coğrafyasında olanların küresel politikalar
ve ekonomi ile yakından ilgili olup, çözümünün
de orada aranması gerektiğini vurguladı. Ödül
gecesinde ayrıca Filistinli çocuklar için de bir
yardım kampanyası düzenlendi. Kongrenin birinci gününde
prensin açılış konuşmasından sonraki çay arasında
yaptığımız kısa sohbette, küreselleşme söylemleri
ve medyatik-politik ‘terör ve İslam’ ilişkilendirmesi
karşısında Müslümanların, küreselleşmeye yönelik
sistematik eleştirel bir bakış açısı yerine
anlamsız bir ‘savunmacı’ tepkisellik içerisinde
olduklarını vurguladı.
Kongrenin
önde gelen davetlilerinden birisi de 80 yaşını aşmış
olmasına rağmen son derece berrak bir zihin ve müktesebât
ile hayatını Bonn’da sürdüren Profesör
Annemaria Schimmel idi. Schimmel, yaşına rağmen bir
saat süreyle ayakta yaptığı ‘pınar’ akıcılığındaki
konuşmasında, Batı’da tasavvufun nasıl algılandığını
örneklerle açıklayıp, bu algılamadaki bazı yanlışlıklara
işaret ederken, tasavvuf tarihinden de zengin örnekler
aktardı. Hiçbir yazılı metne bakmadan sürdürdüğü
bir saatlik ‘mutasavvıfâne’ konuşmasını, karşısındaki
Amerika’dan Almanya’ya, Romanya’dan Japonya’ya
kadar çok farklı ülkelerden dinleyici topluluğuna
bir ‘uyarı’ ile tamamladı: “―Tasavvuf,
bir yeni çağ hareketi ya da herhangi bir ezoterik
hareket veya her dinin özünde
bulunan ve ‘mistik’ denilen o boyutun bir başka
adı değildir. Tarihsel etkileşimler yadsınamaz
ancak, tasavvuf tamamen İslâmî bir olgudur. Kaynağı,
İslâm inançları ve mâneviyatıdır.” Bu sözlerle
bitirdiği mümtaz konuşmasından sonra fırsat bulduğumuz
kısa sohbetimizi bitirirken ‘Türkiye’deki tüm
can dostlarına kalbî selamlarını’ göndermeyi
de ihmal etmemişti.
|