|
SSCB DÖNEMİNDE İSLÂM FELSEFESİ
İsmail TAŞ
Bu Dönemde
Takip Edilen Metot Ve Üslûp
SSCB
Dönemi ile ilgili olarak bir takım siyasî
ve ideolojik söylemlere girmeden, bilimsel çalışmaların
karakteristiğini ortaya koymak açısından bazı
tespitler yapmak gerekmektedir.
Bilindiği
gibi, SSCB döneminde herhangi bir konuyu araştırmak,
ele almak, öğrenmek, tetkik etmek veya herhangi bir
ders kitabı yazmak Marksist-diyalektik metodoloji çerçevesinde
ancak mümkün olabilmekteydi. Farklı metodoloji ve
bakış açılarının denenmesi hemen hemen imkansız
gibiydi. Nitekim, bu durum sistemin dağılmasından
hemen sonra, gün yüzüne çıkacak ve daha objektif
bir şekilde değerlendirilme imkanına kavuşacaktır.
Söz
konusu dayatmacı yaklaşım, genel anlamda şark, özel
anlamda da İslâm tarihi ve düşüncesi için oldukça
katı idi. Mesela, 1987’de neşredilen bir ders
kitabında Asya ve Afrika tarihini araştırırken
kullanılması gereken metot “…Marksist metodoloji
ve tarihi formasyonu, Leninist değerler...”şeklinde ifade edilmektedir. Dolayısıyla şark
tarihinin sosyal, siyasî,
iktisadî
ve kendine has özellikleri göz ardı edilerek
meseleler Marksizm’in “sınıf çatışması” sürecine
indirgenmiştir.
Özelde
ise, İslâm tarihi ve düşüncesinin söz konusu
indirgemeci yaklaşımla ele alınması nedeniyle, Müslüman
memleketleri tarihi, onların toplumsal-manevî hayatı görmezlikten gelinmiştir.
Oryantalizmin önemli bir bölümünü oluşturan İslâmiyatçılık,
Sovyet Partokratik sisteminin baskısı altında İslâm’a
karşı tavır almayı “ilmî”
cihetten temellendirmeyi görev edinmiştir. İslâm
dininin evrensel insanî
değerleri, insanlığa katkıları ve toplumsal
entegrasyon rolü hesaba katılmamıştır.
Çünkü diyalektik materyalist metodolojinin öngördüğü
şemada her bir halkın, her bir memleketin kendi
terakkiyatı süresince iptidaî topluluktan köleliğe, kölelikten
feodalizme, feodalizmden kapitalizme, kapitalizmden de
komünizme geçmesi gerekmektedir. Bu şekildeki bakış
açısıyla Doğu toplumlarında ortaya çıkan mürekkep
tarihî
olaylar ve siyasî
cereyanlar bir kalıba sokularak objektif kriterlerden
uzaklaşılmış, olgu ve olaylardan sübjektif hülâsalar
çıkarılmaya çalışılmıştır.
Böyle bir yöntem Cabiri’nin ifadesiyle kısır döngüden
ibarettir. Çünkü bu kimseler diyalektik yöntemi
bir “uygulama yaratabilmek” için almaz, tersine
bu yöntemi “uygulanmış bir yöntem” olarak ele
alır.
Bundan
başka, yapılan araştırmalardaki indirgemeci yaklaşım
neticesinde, dış dünyada yapılan araştırmalar
eksik ve yetersiz görülmüştür. Buna karşın
Marksist-Leninist yaklaşımlar Sovyet araştırmacılar
için vazgeçilmez bir silah olarak algılanmıştır.
Elbette
söz konusu indirgemeci yaklaşımın dönemin siyasî
ve ideolojik beklentileri açısından üstlenmiş
olduğu bir hedef de var idi. Bu hedef, İslâm
filozoflarının çalışmalarındaki materyalist eğilimi
ortaya koymak idi.
Bu
durum, Komünist Partisi’nin Sovyet akademilerine yüklemiş
olduğu bir vazife olduğu kadar, Sovyetler içerisinde
mevcut olan etnik tabakaların kendi kültürlerini
araştırma ve ortaya koyma arzuları bakımından da
değerlendirilmelidir. Nitekim, yapılan araştırmalarda
yerel kültürlere yapılan vurgunun herhangi bir yanlış
anlamaya sebebiyet vermemesi için gayet tutarlı bir
şekilde temellendirildiğini görmekteyiz. Bunu
Hayrullaev’in “Uyganiş Davri va Şark
Mutafakkiri” adlı eserindeki ifadeleriyle örneklendirebiliriz:
“…yeni sosyalist medeniyeti yaratmada, medenî
mirastan doğru bir şekilde faydalanabilme
konusundaki Marksist-Leninist öğreti, halkımızın
geçmişteki ilim-fen, ictimaî-felsefî fikirlerini,
sanat ve edebiyat sahasındaki birikimlerini öğrenmeyi
ve medenî-manevî
gelenekleri eleştirel şekilde süzgeçten geçirmeyi
nazarî
bir esas haline getirmiştir. K. Marks, F. Engels ve
aynı şekilde Lenin sosyalist medeniyetin gelişmesinde,
medenî mirastan faydalanmanın düşünsel yönüne
oldukça önem vermişlerdir. Sosyalist Ekim
Devrimi’nden hem önce, hem de sonra yeni sosyalist
sistemin vücuda getirilişi ve Sovyet Devleti’nin
kuruluşunun pratiğe geçtiği bir durumda, Lenin bu
meseleye büyük önem vermiştir. Lenin, geçmişte
meydana gelen manevî
kültürden sosyalizm için faydalanma meselelerini
nazarî cihetten ele aldı ve devletin ilk günlerinden
itibaren onu pratiğe dönüştürmeye çalıştı.
Medenî mirasla Marksizm arasında ilişki
kurmak, sosyalizmin kurulması için ondan doğru bir
şekilde faydalanmayı gerektirmektedir…”
Hayrullaev’in
bu ifadeleri, yapacağı çalışmada, metot bakımından
Marksist-Leninist ideolojinin yanında olduğu, amaç
olarak da, Komünist Partisi’nin menfaatlerine
destek verdiği anlamına gelmekteydi.
Bu şekildeki ifadelere Sovyetler Birliği döneminde
yapılan hemen birçok eserde rastlamak mümkündür.
Bu tür ifadeler dönemin ideolojik rengini göstermek
bakımından oldukça önemlidir.
|