|
PROF. DR. MUHAMMAD HAMİDULLAH
Salih TUĞ
Bir zamanlar Osmanlı Sarayı’ndan bir “gelin”
almakla şereflenen, İngiliz sömürge idaresi altındaki
Hind Kıtası’nın özerkliğe sahip Haydarabad (Deccan)
Nizamlığı’nda (günümüz bağımsız Hindistan
Devleti’nin Haydarabad/Deccan Eyaleti’nde) yukarı
ataları arasında ashâb-ı güzînden bazı üyeler
de bulunan çok geniş bir ailenin ferdi olarak 19
Ocak 1908 miladî (16 Muharrem 1326 hicrî) tarihinde
dünyaya gözlerini açan Halilullah oğlu Muhammad
Hamidullah, 17 Aralık 2002 (13 Şevval 1423 h.)
tarihine rastlayan bir salı sabahı, Florida’nın
Jacksonville şehrinde yaklaşık on yıldır birlikte
yaşadığı erkek kardeşinin çocukları (yeğenleri)
himmet ve vefâ sahibi Sadida Athaullah, İrfan ve
Reyhan’ın sıcak “yuva”larında sabah namazını
edâ ettikten kısa bir süre sonra dünya hayatına gözlerini
yummuş ve pek özlediği Refîk’ul-A’lâ ile buluşma
yolculuğuna çıkmış bulunuyor.
Miladî-şemsî
takvimde 94, Hicrî-kamerî takvime göre ise yaklaşık
100 yıllık ömrü boyunca M. Hamidullah nasıl bir
hayat sürdü, hedeflediği gayelerden acaba ne kadarına
ulaştı...
Kendisi
Türkiyeli bazı yakın dostlarına bizzat açıkladığına
göre, ilk İslamî bilgilerini ailesi içinde ve özellikle
annesinden almıştı; validesi, Hz. Peygamber’in
hayatını, sahabî menkıbelerini, Siyer’de yer
alan olayları özel ve belli bir “anlatım üslûbu”
kullanarak küçük bir çocuğun mantık ve
muhayyilesine uyarlayarak bütün bu bilgilerin onun
zihninde ve belleğinde yer etmesini sağlamıştır.
İlk,
orta ve lise öğrenimini Haydarabad/Deccan’da başarı
ile tamamlayan merhum M. Hamidullah, aynı eyaletteki
Osmaniye Üniversitesi’ni bitirdiğinde ana dili
Urduca’dan ayrı Sanskritçe, Arapça, Farsça, İngilizce
ve Fransızca üzerinde hakimiyet kurmuş bulunuyordu.
Yüksek
Lisans (Master of Arts) çalışmalarını yine
Osmaniye Üniversitesi’nde tamamlayan rahmetli üstad,
30’lu yıllarda San’â/Yemen, Dımaşk/Suriye,
Mekke, Medine/Hicaz, Tahran/İran, İstanbul/Türkiye
(1932)’den ayrı, İngiltere ve Fransa gibi Batı ülkelerindeki
“yazma eser” kütüphanelerini ziyaret ile “İslamî
Devir Klasik Müellifleri”nin, Orta Çağ İslamı’nda
ilme yaptıkları hizmetleri yakından tanıma ve özellikle
Resûlullah Muhammed A.S.’ın hayatı ve
faaliyetleri ile ilgili “siyer” bilgilerini doğrudan
ana kaynaklarından alıp edinme imkânına sahip olmuştur.
Batı’da
özellikle 1933’te Bonn Üniversitesi’nde
(Almanya) Devletler Umûmî Hukuku alanında
ve 1935’te Paris Sarbonne Üniversitesi’nde
(Fransa) tarih-edebiyat dalında
savunduğu ilmî tezler ile iki ayrı bilim dalında
hem hukuk hem de tarih-edebiyat alanlarında çifte
doktora ünvanı kazanmış ve pek tabiî olarak giriştiği
araştırmalarda kullandığı batılı ilmî
kaynaklar ve ayrıca içinde çalıştığı akademik
muhitlerde gerçekleştirdiği istişare ve görüşmeler
sayesinde İngiliz, Fransız ve Alman ilim adamları
ve şarkiyatçılarının görüş, tez ve sav’larını
yakından tanıma, bilimsel analiz ve sentezlerde başarılı
bu batılı uzmanların ilmî sonuçlara varmada
kullandıkları metot ve teknikleri yakından tanıma
fırsatını elde etmiştir.
II.
Dünya Savaşı’nın çıkmasından sonra Haydarabad/Deccan’a
dönen ve lisans ve yüksek lisans diplomalarını aldığı
Osmaniye Üniversitesi ile aynı Nizamlık idaresinde
kurulu Nizamiye Üniversitesi’nde de (full) profesör
olarak 1940’lardan itibaren “Devletler Hukuku”
ve “Siyer” kürsülerinde (ana bilim dallarında)
derslerini başarı ile sürdürmüştür.
Nihayet
kısa süreli bir ilmî araştırma ziyareti için
1947’de geldiği Paris’te bulunduğu sırada aynı
yıl bağımsızlığa kavuşmuş Hindistan
Devleti’nin silahlı kuvvetlerinin Haydarabad Nizamlığı
topraklarını istilâ ile siyasî ve idarî özerkliğe
sahip bu Müslüman idarenin (Nizamlık idaresi) varlığına
son vermeleri üzerine rahmetli üstad, Paris’te bu
işgal ve istilâ hareketini protesto eden siyasî yazılar
kaleme alıp bunları Fransa’da yayınlaması
neticesi, doğup büyüdüğü ve akademik çalışmalarını
sürdürdüğü Haydarabad/Deccan’a bir daha asla dönememe
durumu ile karşılaşmış ve o günün Hindistan hükümeti,
üstadın pasaportunu iptal ile kendisini vatandan cüdâ,
yâd ellerde kalma durumu ile karşı karşıya bırakmıştır.
Vatanına dönmesi böylece yasaklanan rahmetli,
Paris’te kalıp burada Haymatlos statüsü ile yerleşmek
zorunda bırakılmıştır.
Şurası
bir gerçektir ki, 50’li yılların başlarında
CNRS (Centre National des Recherches Scientifiques) üyesi
olarak kabul edilişine kadar Paris’te, çok sıkıntılı
geçim şartlarında senelerini geçiren üstad,
burada, Arapça, Farsça vb. özel dersler vermek sûretiyle
ayakta kalmayı başarabilmiştir.
|