|
BATILILARIN ALEVÎLİK İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARDA İSLÂM DIŞI ÖĞELERİ ÖNE ÇIKARMALARI
İlyas ÜZÜM
Kendi
gelenekleri, ilim anlayışları ve geliştirdikleri
metotlar çerçevesinde İslâmiyat alanında çok önemli
çalışmalar yapan müsteşrikler, İslâm fırkaları
alanında da birçok hatırı sayılır çalışmaya
imza atmış, klasik “fırak”, “nihal” ve
“makâlât” türü kaynakların bazılarının
edisyon kritiğini yapmış, günümüzde varlığını
devam ettiren fırkaların bazı temel eserlerini
bilim dünyasına kazandırmış, grupların doğuş
ve gelişmeleriyle ilgili geniş perspektifli
analizler ortaya koymuşlardır.
Bununla
birlikte Batılı araştırmacılar “vak’a
tespiti”ne yönelik olumlu ve faydalı çalışmalar
yanında, kimi defa “açıklama ve yorumlama”
konusunda aynı olumluluk ve yararlılıkla paralellik
arz etmeyen yaklaşımlar sergilemiş, fırkaların İslâm
dışı öğelerine özel ilgi göstermiş, bazı
“zayıf” bağlantılardan hareket ederek, söz
gelimi, bazı fırkaların “yitik Hristiyanlar”
olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aynı “sübjektif
ve “yanlı” bakışlar, değişen mertebe ve
derecelerde Alevîlik ve Bektaşîlik çalışmalarında
da (burada birbirine yakın bu iki yapı Alevîlik
ortak terimi ile ifadelendirilecektir) kendini göstermiş,
en azından bazı araştırmacılar Alevîlik’teki
İslâm dışı inançlara ilişkin öğeleri öne çıkararak
“İslâmî bağlantı”nın zayıf, yüzeysel ve
gevşek olduğu fikrini işlemişlerdir.
Esas
itibariyle Alevîlik, on asırlık uzun geçmişe
sahip olup geniş bir coğrafi alanı içine aldığı
için tarihi arka plânından inanç yapısı ve temel
ritüellerine kadar geniş açılımlara sahiptir. Bu
tarihi olgunun ana dönüşüm noktalarını teşkil
eden göçebe yahut yarı göçebe Türkmen oymaklarının
Müslüman olması, bu Müslümanlığın Yesevilik,
Vefailik, Kalenderilik ve Haydarilik adlarıyla sufî
kalıplarla gelişmesi, Anadolu ve Balkanlar’a yapılan
göçler, Babailik Hareketi ve Babai Ayaklanması, Hacı
Bektaş Veli ve Bektaşîliğin teşekkülü,
Safeviyye Tarikatı ve Safevi Devleti’nin teessüsü,
Osmanlı’da Kızılbaş Ayaklanmaları, içe kapanış
ve sessizlik süreci, modern dönem gibi başlıklarla
Eski Türk dinî inanışları, Hurufî izler, Şiî
tesirler gibi birçok boyuta sahip olup bu alanlarda
geçmişten günümüze birçok çalışma yapılmıştır.
Söz gelimi, Babailer İsyanı’na dair Vladimir A.
Gordlevsky, Türk tarihi çalışmalarının önemli
ismi Claude Cahen, Anadolu’nun İslâmlaşması
konusundaki eserleriyle tanınan Speros Vryonis,
Safevi Tarikatı ve bunun Şiî ve siyasi yapısı
hakkında Vlademir Federovich Minorsky, Elke Eberhard,
Jean Aubin, Hans R. Roemer ve Walther Hinz, Kızılbaş
Ayaklanmaları’yla ilgili Hanna Sohrweide, Barbara
Flemming ve Jean-Louis Bacque-Grammont’un çalışmalarına
gönderme yapmak gerekir. Keza önemli incelemeleriyle
Krisztine Kehl-Bodrogi, Buyruk hakkındaki çalışmasıyla
Anket Otter-Beaujean, bazı farklı etnik yapıya
mensup Alevî gruplara dair çalışmasıyla Peter
Bumke, Martin van Bruinessen, Balkan ayağıyla ilgili
Machiel Kiel, Bernard Lory, Alexandre Popovic, Clayer
Nathalie ve bu alanda özel bir önemi olan Irene
Melikoff mutlaka zikredilmelidir. Bazı eksiklikler
bulunmakla birlikte Ali Yaman, konuyla ilgili
bibliyografik eserinde, yabancı dilde kaleme alınmış
153 kitap, 269 makale adı kaydetmiştir.
Öte
yandan bugün de Batı’da Alevîlik’le ilgili
doktora çalışmaları bütün hızıyla devam
etmektedir. Amerika, Fransa, İngiltere, Hollanda ve
Almanya’daki bazı üniversitelerde konunun tarihi,
mistik, siyasi, sosyolojik vs. yönleriyle ilgili pek
çok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmaların
arkasında hangi niyet ve emellerin bulunduğu ve gerçekte
oryantalizmin temel işlevinin ne olduğu sorularının
cevabı bu makalenin alanı ve amacı dışındadır.
Fakat şu kadarını söylemek gerekir ki, bu çalışmaların
bir kısmı konunun muhtelif boyutlarının aydınlanmasına
önemli katkılar yaptığı gibi, bir kısmı da kasıtlı
veya kasıtsız konuyu çarpıtan, anlamayı zorlaştıran
ve gerisinde birtakım başka hedefler bulunduğu
izlenimi veren yaklaşımlar içermektedir. İkinci
gruba girenlere örnek olmak üzere Frederick W.
Hasluck (ö. 1920) verilebilir. Balkanlar’da ve
Anadolu’da Alevî muhitleri dolaşan, tekkeler üzerinde
incelemeler yapan Hasluck, Alevî ya da Bektaşî
geleneği mensuplarının Müslümanlık adı altında
Hristiyanlık öğretilerini benimseyen kimseler olduğunu,
Alevî-Bektaşî dergâhlarının
da çoğunun geçmişteki Hristiyan azizlerine ait
mekanlar olduğunu iddia etmiştir.
John Kingsley Birge de konuyla ilgili kıymetli bir çalışma
yapmış olmakla birlikte, zorlamalara girerek yedi
noktada Bektaşîlik ile Doğu kilisesindeki
uygulamaların çarpıcı benzerlik arz ettiğini
ileri sürmüştür.
İbrahim Arslanoğlu, bu çerçevede bazı örnekler
üzerinde durarak Batılıların Alevîlik araştırmalarının,
en azından bir kısmının arkasında bazı siyasi ve
stratejik hesaplar bulunduğunu ortaya koymuştur.
|