|
“ORYANTALİZM” ÜZERİNE BİR ‘GİRİŞ’ DENEMESİ
Hilmi YAVUZ
Uzun bir süredir
‘Oryantalizm’ üzerine yazıyorum. Bu yazılar,
bizim insanımızın bilinç dışında yapılanmış
olan bir ideolojinin zihinsel arka planını araştırmak
amacını taşıyorlar.
‘Oryantalizm’
bir açıdan bakıldığında bilim, bir açıdan bakıldığındaysa,
ideoloji. ‘Oryantalizm’in Türkiye’de bir
ideoloji olarak alımlandığını söylemek mümkün.
Bu alımlamanın zihinsel arka planında, Batılılaşma
veya Modernleşme duruyor. Batılılaşma, bir
‘medeniyet projesi’ olarak, ‘Avrupalı olma’yı
değil, ‘Avrupalı gibi olma’yı dayatan bir
projeydi. Shakespeare’in o ünlü kahramanının
sorusunu değiştirerek söylersek, asıl mesele,
‘olmak’ mı, yoksa ‘gibi olmak’ mı meselesi
idi.
‘Avrupalı
olmak’, bir medeniyeti bütünüyle temellük etmek
manasına gelir; ‘Avrupalı gibi olmak’sa, o
medeniyetin bir parçasını temellük etmek! Bütünüyle
temellük etmek, bir medeniyetin kavramlarla inşa
edildiğinin idrakinde olmaktır; parçalı temellük
ise, simgelerle! Tanzimatçılar kadınlar için
piyano çalmayı, erkekler içinse Fransızca konuşmayı
‘Avrupalı olmak’ için yeterli sayıyorlardı.
Oysa, birer simgeydi bunlar ve ‘Avrupalı olma’yı
değil, ‘Avrupalı gibi olma’yı işaret
ediyorlardı. ‘Avrupalı olma’nın bu neviden
simgelerle değil, ‘İnsan Hakları’,
‘Demokrasi’, ‘Sivil Toplum’ gibi birtakım
kavramlarla ifade edildiği, maalesef, çok geç idrak
edilmiştir.
Oryantalizm,
işte tastamam burada devreye girdi ve gerçek manada
Batılılaşma (Avrupalılaşma, Modernleşme) sürecinin
yerini alarak onu ikame etti; ‘Avrupalı olmak’ın
yerini, ‘Avrupalı gibi olmak’ın aldığı bir
zihinsel süreç...Bilinç dışımızda yapılanan ve
entelektüel cehd ile deconstruction’a tabi tutulması
gereken bir süreç...
Aydınımıza,
önce kendi zihinsel hamulesini temizlemekten başlayan
radikal bir entelektüel tasfiye görevi düşüyor.
Bu sayısıyla ‘Marife’, bu manada hayırlı bir
başlangıçtır.
Oryantalizmden
Oksidantalizme Oryantalistleşme
Oryantalizm,
çoğumuz ayırdında değiliz ama, Türkiye’nin zihin
ufkunu kuşatan, baştan başa kuşatan vahim bir
ideoloji. Ve bu ideolojinin söylemi bilinç dışımızda
derinleşip yapılanıyor; gündelik hayatımızda
giderek daha fazla yer kaplıyor. Birebir insanî ilişkilerimizde
oryantalizmi duyumsamamak olanaksız! Aynı tarihi taşıyan
özneler olarak insanların, birbirlerine ‘öteki’
muamelesi yaptıkları bir tuhaf yabancılık!..
Tuhaf
ve elbette manidar! Batılılaşma bizi, bir kimlik
etiketleme iddiasıyla giriştiği o yaralayıcı işlemle
ikiye böldü. Değişmeyen Doğulular, yani Gelenekçiler
ve değişen Batılılar, yani Modernler! Şaşırmamak
gerek: Bryan Turner’in de belirttiği gibi,
oryantalist söylemin temel özelliği ‘Batı’nın
emsalsizliğini vurgulamak için Doğu’yla farklılığının
altını çizmek’tir. Bu farklılık, oryantalist söylemde
Doğu’nun statikliğinde, değişmezliğinde
temellenir temellenmesine de, bu değişmezliğin asıl
nedeni, İslâm’dır. Uygarlık ‘değişme’
demektir ve oryantalistlere göre İslâm, bir
‘medeniyet kurmayı hiçbir zaman aslî ve temel
bir görev olarak’ görmemiştir. İslâm’ı sadece
değişmeyen dogma olarak din tarafı ile kavrayıp,
onu aynı zamanda değişen bir uygarlığın
kurucusu olarak kabul etmeme, oryantalist söylemin
alâmet-i fârikasıdır. Bir uygarlıktan değil,
olsa olsa bir dinden söz edilebilir İslâm bağlamında
ve Batılılaşma, İslâm’a, onda sözümona eksik
olanı, yani, uygarlığı getirecektir!
Oryantalizmin
‘çağdaş uygarlık düzeyi’ ile bütünleşmesi,
işte bu ideolojik dolayımla gerçekleşti.
Oryantalizm önce, ‘çağdaş uygarlık düzeyi’ söylemine
eklemlendi; sonra, onun yedeğinde, yavaş yavaş ve
ihtiyatla zihinlere sızdı; sızma işlemi bütün
bir zihniyeti kuşatır kuşatmaz da, oryantalizm
kendisini ‘çağdaş uygarlık düzeyi’nin ta
kendisi ilan etti! Türkiye’nin Batılılaşması
değil, oryantalistleşmesi süreci böylece
tamamlandı.
Bunun
önemli bir saptayım olduğunu düşünüyorum.
Toplumu Batılılaşmış (modern) ve Batılılaşmamış
ya da, Batılılaşmaya ayak diretmiş (geleneksel)
iki kesime bölme marifeti oryantalizme aittir ve
bunun da adı oryantalistleşmedir elbette; Batılılaşma
değil!
|