|
ORYANTALİZMİN DOĞUŞU
Maxime RODINSON - Çeviren: Ahmet Turan YÜKSEL
Batı’nın İslâm dünyası imajı ve İslâm alanındaki
çalışmalarının tarihi bir geçmişi ve arka planı
söz konusudur. Özellikle iki dünya, yani Batı ile
Doğu arasında Orta Çağ’daki mücadelenin arkasından
birarada olma ve yeni bir yaklaşımın neticesinde düşman
olarak görülen İslâm ve İslâm dünyası artık
bir ortak, partner olarak görülmeye başlamıştır.
Bu bağlamda zamanla objektiflik de gündeme gelmiştir.
Bu süreçte oryantalizm karşımıza çıkmaktadır.
İnsanlar
başlangıçta sadece ideolojik amaçlarla dilleri araştırmaya
ve materyal toplamaya başladılar. Orta Çağ İspanyası’nda
Arapça araştırmalar, misyonerlik faaliyetinin
ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla başlamıştı.
Bu araştırmalar 1492’de Gırnata (Granada)’nın
düşüşü ve sadece İspanyolca konuşan Morisko (Morisco)
azınlığının hayatta kalmasıyla birlikte ilgi ve
önemini kaybetti. Bunlar, senatonun Doğu
kiliselerinin birleştirilmesi ile ilgilendiği
Roma’da, genel olarak Sâmî araştırmaların bir
parçası olarak sürdürüldü. Hümanizm, evrensel
bir kültür ile birlikte aynı zamanda siyasî ve
ekonomik çıkarlarını araştırırken, bu araştırmaları
İslâmi çalışmalar şeklinde genişletti. Gerçekten
özverili bir âlim olan Guillaume Postel (1510-1581), şayet
gerçekten böyle birisi varsa o Gulliame Postel idi,
mistisizmine rağmen, inanca hizmet etme konusundaki
şevki, Fransız vatanperverliği ve hatta çılgınlığı,
dillerin ve ayrıca insanların araştırılması sürecine
ve aynı zamanda Doğu’da önemli bir yazmalar
koleksiyonunun toplanmasına oldukça katkıda
bulundu.
Ansiklopedik bir şahsiyet olan öğrencisi Joseph
Scaliger (1540-1609), oryantalizm alanında çalıştı
ve misyonerlik çabasından vazgeçti. 1586’da
Avrupa’da Arapça kitap basımı Toscana (Tuscany)
Kardinalı Grand Duke ve Ferdinand de’ Medici’nin
tesis edip belirlediği matbaa çalışmalarını
kullanmak zorundaydı. Şüphesiz açıkça ifade
edilen amaç misyonerlik çabasına yardım etmekti.
Ancak ta başından itibaren burası İbn Sina (Avicenna)’nın
tıp ve felsefe kitapları ile dil bilgisi, coğrafya
ve matematik kitaplarını bastı. 16. y.y.ın sonunda
ve 17. y.y.ın başında Paris, Hollanda ve
Almanya’da özellikle İbn Sina tıbbı hakkında
daha iyi bilgi sahibi olma düşüncesiyle Arapça
kitap basımına yeniden teşebbüs edilmek zorunda
kalındı.
Papalık
ve pek çok Hıristiyan, kiliselerin birleştirilmesine
önem verdiler ve Doğu Hıristiyanları ile bir
ittifaka çabaladılar. Bu, onların dil ve (dinî)
metinlerini araştırıp incelemek anlamına
gelmekteydi. İngiltere, Fransa ve Birleşik Eyaletler
daha çok Doğu ile ticaretleri ve siyasî projeleri
ile ilgilendi. Artan seyahat kolaylığı ilim sahibi
Marunileri (Maronites) Avrupa’ya ulaştırdı ve
hatta Erpenius 1611’de Conflans’da bir Faslı
tacir ile karşılaşmıştır. Protestanlar ile
Katolikler arasındaki tartışmanın başlıca
konularından birisi olan İncil tefsirleri de Doğu
dilleri filoloji çalışmasına sevk etti. Hekimler,
anti-Arap reaksiyonuna rağmen İbn Sina ile
ilgilenmeyi sürdürdüler. Türk tehdidi, Osmanlı İmparatorluğu’nun
ve İslâm’ın daha yakından araştırılmasına
yol açtı. Osmanlı İmparatorluğu güç ve
kudretini kaybettiğinden, araştırma daha ılımlı
olarak sürdürülebildi. Avrupa’nın güç ve kültürünün
inkişafı, Doğu idari çevrelerinin her zamankinden
daha çok sayıda Avrupalı seyyah ile ilgilenmelerine
sebep oldu. Bu seyyahlar, halihazırda sınırlı olan
ve özellikle askerî ilimleri içeren pek çok
faaliyet ile ilgili yararlı pratik bilgi ve usulleri
getirmişlerdi.
O
dönemdeki bu tür daha yakın bağlar ve ilgiler ile
bilimsel araştırma organizasyonuna yönelik genel eğilim,
güzel bir şekilde örülmüş oryantalist ağının
ortaya çıkışının sebebini açıklamaktadır. İlk
Arapça kürsüsü 1539’da, bir aydın ve Rönesans
ekolünün hayli tipik bir âlimi olan Guillaume
Postel adına yeni tesis edilen College de France’da
kuruldu. Gulliame Postel, yukarıda gördüğümüz
gibi, ilk öncü yazmaları yayımlayan ve bunun ötesinde
oryantalizm bilimindeki konumu zaten çok iyi olan
Scalier gibi öğrencileri yetiştiren şahsiyettir. Kütüphanelerdeki
el yazmaları koleksiyonları ilim adamlarına ciddî
araştırmalar için gerekli olan materyali sağlamıştır.
Kitap basımı ve özellikle başlangıcına işaret
ettiğimiz Arapça basım, her bir ilim adamının çalışmasını
diğerlerine ulaşılabilir hale getirmiştir. Mütehassıslar
arka arkaya dil bilgileri, sözlükler ve metinlerin
edisyonu gibi zorunlu araçları sağlamayı iş
edinmiştir. Bu noktada iki Hollandalı hemen ilk sırada
durmaktadır. Bunlar, ilk Arapça dil bilgisi kitabını
ve doğru filolojik kurallara dayalı bir metnin ilk
edisyonunu yayımlayan Thomas van Erpe veya Erpenius
(1584-1624) ve öğrencisi Jacob Golius
(1596-1667)’dur. Diğer taraftan 1680’de
Avusturya’da Fransız ressam Claude Lorrain’in
yolunu izleyen bir şahsiyet olan Franz Meninski,
muazzam Türkçe sözlüğünü neşretti. Oryantalizm
çalışmaları kürsüleri oldukça çoğaldı. Paris
artık tek başına değildi. Francis van Ravelingen
veya Raphelengious (1539-1597), 1593 gibi erken bir dönemde
Leiden’de Arapça öğretiyordu. VIII. Urban
1627’de Roma’da, aktif bir araştırma merkezi
olan Propaganda Koleji’ni kurdu. Edward Pocock,
1638’de Oxford’da ilk Arapça kürsüsü başkanı
idi.
Rölativizm
inancı, entelektüelleri ve bu inanca bağlı olanları
âlimlerden önce etkiledi; fakat oluşturduğu ortam
âlimlere yol açtı. Müslüman Doğu’ya karşı çok
özel şahsî eğilimi olan kimseler, hiçbir engel
olmadan çalışmalar yapabiliyorlardı. B.
d’Herbelot (1625-1695), elde bulunan oldukça zengin
materyal birikimini kullanarak İslâm
Ansiklopedisi’nin ilk teşebbüsü olan (ve ölümünden
sonra 1697’de Galland tarafından yayımlanan) Bibliotheque
Orientale’i kaleme aldı.
A.
Galland, oldukça büyük tesiri olan Arabian
Nights (1704-1717) kitabının çevirisini 18.
y.y.ın başında yayımladığında, Doğu dünyası
ile ilgili şeylerin tadılmasına kesinlikle yardımcı
oldu.
O zamandan beri İslâm, artık Deccal ülkesi olarak
değil, esas itibariyle iyi ve kötü, söz dinlemez
cinlerin doldurduğu efsanevî bir atmosferde var olan
egzotik ve pitoresk bir kültür ülkesi olarak görüldü.
Bu bütünüyle, Avrupa’nın peri masallarından
oldukça tat alan bir dinleyicinin memnun olacağı
bir husustu.
|