|
KLÂSİK İSLAM HUKUKU TEORİSİ’NDE (FIKIH USULÜ’NDE) MASLAHAT MESELESİ
İhsan A. BAGBY - Çeviren: Şükrü Selim HAS
1982 yılında Mısır’da, Kahire’de kaldığım sıralarda,
gazetede 1979 yılında çıkartılmış olan 44
no’lu Ahvâl-i Şahsiyye Kanunu’na ilişkin
ihtilaflı hükümler hakkında şiddetli bir tartışma
okumuştum. Hükümlerden bazıları, İslam
hukuku’nun kanunlaştırılmış bir biçimi ile Mısır
hukukunu değiştirmek isteyen bir komite tarafından
teklif edilmekteydi. Tartışmanın temelinde yatan
husus da maslahat’tı.
İslam
hukukunda daha önce meydana gelmemiş meselelere ait
yeni hükümleri savunanlar, yeni hükümlerin
maslahat prensibine bağlı olarak çözümlenmesini
savunurken, muhalifler, hukukî hükümlerin
temellendirilmesinde maslahatın meşrûiyetine karşı
çıkmışlardır. Yeni Ahvâl-i Şahsiyye
Kanunu’nun mimarlarından birisi şöyle yazmıştı:
“İmamların,
hukukçuların/fakihlerin ve müftîlerin takip
ettikleri prensip şudur: Formel hukukî görüşler
(fetvalar) ve bağımsız hukukî görüşler (içtihatlar),
zamanın ve şartların değişmesine bağlı olarak
değişir.”
“İkinci
bir eşe ilişkin hüküm ve kuralların öne sürülmesi
maslahat anlayışına dayanmaktadır.”
Yeni
hükümlere karşı olan birisi de bunları şu şekilde
cevaplamıştı: Bir hükmün meşrûiyetini sağlayan
yegâne kriter, muteber bir hukukî delildir. Ve şayet
bir hüküm herhangi bir hukukî delil tarafından
desteklenmiyorsa, bu hüküm sadece maslahat
prensibine dayalı olarak meşrûluk kazanamaz.
Maslahat, sadece ve sadece hukukî bir delil tarafından
desteklenirse kullanılabilir.
“Muteber
olarak kabul edilen maslahat, hukukun kabul ettiği
maslahattır ve sağlam hukukî delil ise bize
maslahatın varlığını açıklayan delildir.”
Aynı
yazar kendi kanıtını güçlendirmek için klâsik
hukuk teorisyeni (usulcü) İbn Kayyım el-Cevziye’den
şu iktibası yapmıştır:
“Mesele,
çağa uygun olup olmamasından ziyade, hukukî
delillerin sağlamlığını nazar-ı itibara almaktır...
Şayet görüş, sağlam bir delil tarafından
desteklenirse onu kabul ederiz, isterse insanlar onun
çağa uygun olduğunu veya olmadığını düşünsünler
fark etmez.”
Maslahat
meselesi, bu soruların da işaret ettiği gibi İslam
hukukundaki değişim ve esneklik probleminin ayrılmaz
bir parçasıdır. Maslahat ile ilgili bu tartışma,
yararlılık ve diğer genel prensiplere dayalı
delillerin, hukukta mevcut olmayan yeni hükümler,
hatta daha da önemlisi İslam hukukuna aykırı veya
zıt gibi gözüken hükümler için muteber bir gerekçe
olup olmadığı probleminde odaklanır. Diğer bir
ifade ile İslam hukuku ne ölçüde değişebilir ve
bu değişiklikler hangi prensip ve fikirlere dayalı
olarak gerçekleşecektir? Ne zaman İslam hukuku,
yeni hükümler ve modern terminolojide “müşkil
meseleler” (hard cases) denilen durumlarla karşı
karşıya kalsa maslahat konusu, merkezî bir konum
almaktadır.
Maslahat,
bugün de merkezî konumdadır. Çünkü pek çok Müslüman
ülke, İslam’ın yeniden canlanmasının tabii bir
neticesi olarak (bazıları ciddi olarak, bazıları
yarı gönüllü biçimde) hukukî sistemlerini İslam
hukuku ile uyum içinde yeniden tesis etmeye girişmektedir.
İslam hukukunun geleneksel hükümlerini modern bir
kanunlar sistemi içinde düzenlemek suretiyle bu ülkeler,
aynı zamanda modern bir toplum kurma zorunluluğu ile
yüz yüze iken, bin yılı aşkın bir zaman öncesine
uzanan bir hukukun içeriğine ve düşünce yapısına
bağlı kalmayı istemektedirler.
Maslahat,
bu dengenin nasıl sağlanacağı konusundaki münakaşada
tartışılan bir kavram olmuştur. Maslahatın tanımı
nedir? Hukukî gerekçelendirmede maslahatın rolü
nedir? Maslahatın muteberliği ne demektir? Maslahatın
net olarak anlaşılması, bu durumda oldukça büyük
bir önem arz etmektedir.
|