|
Bİ’RİMAÛNE SEFERİ (Sebep, Sonuç ve Çıkar İlişkileri Bağlamında)
Ünal KILIÇ
Hicret sonrası kardeşlik
(uhuvvet) tesisi ile dinî, anayasa metni hazırlatıp
tüm tarafların imzasına sunma ile de Medine’de
siyasî birliği kuran Hz. Peygamber, İslâm davetini
daha geniş çevrelere ulaştırmak için gerekli çalışmaları
zaman kaybetmeden başlattı.
İslâm
Tarihi’nde “Medine Dönemi” de denilen bu dönemde,
İslâm’a davet metotları ile hedef kitlede,
“Mekke Dönemi’ne” nazaran bir takım değişiklikler
oldu. Henüz Müslüman olmamış Medinelilerin İslâm’la
tanışması için dahilde, etrafta yaşayan komşu
kabilelerin hidayet bulması için de hariçte yoğun
bir gayret içerisine girildi.
Kısa
bir müddet içerisinde devletini sağlam temeller üzerine
oturtan Hz. Peygamber, bir yandan da kitleleşme
faaliyetlerinin devamı olarak, çevreyi tanımak üzere
küçük silahlı birlikler çıkardı. “Herhangi
bir çatışma ve çarpışmaya girmelerine izin
verilmeyen bu erler, etrafı ve ticaret yollarını
kolaçan ediyor, kabilelerin durumu hakkında
istihbaratta bulunup Rasûlullâh’a dönüyorlardı.”
Peygamberimiz,
devlet başkanı sıfatıyla müşrik komşu
kabilelerle insanî ilişkileri en iyi şekilde sürdürmeye
gayret ediyordu. “Şayet (düşmanlar) barışa
meylederlerse sen de ona yanaş ve Allah’a güvenip
dayan”
ayeti ile de barışa teşvik ediliyordu. Bununla
birlikte Rasûlullah, zorunlu kaldığında savaşmaktan
da kaçınmıyordu. Bizzat iştirak ettiği veya görevlendirdiği
sahâbîleri aracılığıyla gerçekleşen seferlerde
savaşsız çözümleri sonuna kadar zorluyor, fiilî
çatışmalarda ise mümkün olan en az zayiatla işi
bitirmeye çalışıyordu.
Davet
halkalarını genişletmek veya komşu kabilelerle iyi
ilişkiler kurmak için zaman zaman birlikler görevlendiriliyordu.
Bu görevlendirmelerde savaş yapmak, barış için uğraşmak,
ticarî ilişkileri güçlendirmek, hepsinden de önemlisi
İslâm’ı tanımayan insanlara bu yeni dinin gerçeklerini
anlatmak da hedefleniyordu.
Yukarıda
belirtilen mülâhazalarla tertiplenen seferlerden
birisi de “Bi’rimaûne
Seferi”dir.
İlk dönem İslâm Tarihi kaynakları ve onları
temel alarak yapılan araştırmalar, başta Hz.
Peygamber olmak üzere bütün Müslümanları büyük
bir üzüntüye düşüren bu sefer hakkında detaylı
bilgilere yer vermişlerdir. Bununla birlikte
kaynaklarda yer alan rivayet farklılıkları olayın
tam olarak tespitini güçleştirmektedir. Aslında
kaynaklarda yer alan ifadelerin genel söylemleri
bizim kesin kanaatlere ulaşmamız için yeterli gibi
görünmesine rağmen bazı araştırmacılar, rivayet
farklılıkları arasındaki çelişkili gibi görünen
ve ayrıntılarda gizlenen bilgilerden hareketle zaman
zaman iftiraya ulaşan iddialarda bulunmaktadırlar. Söz
konusu kişiler, savaşı son çare olarak gören ve
hemen her fırsatta barış için çaba sarf eden; barış
ortamının İslâm’ın yayılıp yerleşmesinde
daha etkili olduğunu gayet iyi bilen Hz. Muhammed’i
bir savaş peygamberi gibi göstermeye çalışmışlardır.
Bu iddialarını ispat için de kaynaklardaki
Bi’rimaûne Seferi ile ilgili genel kabul gören
bilgilerden değil de az itibar edilen ve ikincil
olarak zikredilen rivayetlerden hareketle, bu seferin
sadece askerî maksatlara yönelik olarak yapıldığını
söylemektedirler.
Bi’rimaûne
Seferi ile ilgili bilinmeyenleri, yanlış anlaşılmaları,
hepsinden de önemlisi ithamları en mukaddem
rivayetlerden faydalanarak ortaya koymak
gerekmektedir.
Hicretin
dördüncü yılının Safer ayında (Temmuz 625),
Uhud Gazvesi’nden birkaç ay sonra, Bi’rimaûne
denilen mevkide gerçekleşen olayla ilgili değişik
isimlendirmelere rastlanılmaktadır: Seferin komutası
için görevlendirilen sahabînin ismine nisbetle “Seriyyetü’l-Münzir
b. Amr”, sefere iştirak edenlerin Ashâb-ı
Suffa’ya mensup el-Kurrâ’dan
oluşması sebebiyle “Seriyyetü’l-Kurrâ”
ve olayın gerçekleştiği mekân dolayısıyla da
“Seriyyetü
Bi’rimaûne”
isimleri verilmiştir.
Bu
çalışmada seferle ilgili klasik siyer ve tarih
kitaplarımız tarafından verilen rivayetleri tekrar
etmekten ziyade, konuyla ilgili tereddüt ve
istifhamları netleştirmeye yönelik bilgiler vermeye
ve olayın
sosyal ve kabileler arası ilişkiler boyutunu ortaya
çıkarmaya çalışacağız.
|