ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
İsmail Hakkı Sezer: KUR’ÂN’DA ŞİİR VE ŞAİR
Şükrü Özen: HİCRÎ II. YÜZYILDA İSTİHSÂN VE MASLAHAT KAVRAMLARI
Halil İbrahim Bulut: SİHRİN HAKİKATİ VE MÛCİZEDEN FARKI
Şamil Dağcı: İSLAM CEZA HUKUKUNDA İRADE-SUÇ İLİŞKİSİNİN CEZAYA ETKİSİ
Mustafa Öztürk: KUR’AN BAĞLAMINDA HZ. MERYEM’LE İLGİLİ BİR İNCELEME
Ali Akpınar: KUR’AN AYETLERİNE GÖRE HAC İBADETİNİN ZAMANI VE DAHA SAĞLIKLI BİR İBADET İÇİN BAZI TEKLİFLER
Yaşar Yiğit: İNSANLIK ONUR VE ŞEREFİNİN KORUNMASI AÇISINDAN KAZF SUÇU VE CEZASININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Hasan Hüseyin Tunçbilek: İSLÂM’IN DIŞINDAKİ MONOTEİST DÜŞÜNCE VE İNANÇLARDA ULÛHİYET ANLAYIŞI
Ünal Kılıç: Bİ’RİMAÛNE SEFERİ (Sebep, Sonuç ve Çıkar İlişkileri Bağlamında)
İhsan A. Bagby Çeviri: Şükrü Selim Has: KLÂSİK İSLAM HUKUKU TEORİSİ’NDE (FIKIH USULÜ’NDE) MASLAHAT MESELESİ
Josef Van Ess Çeviri: Zafer Erginli: TASAVVUF VE MUHALİFLERİ: UYGULAMALAR ÜZERİNDEKİ YANSIMALAR, MİHNELER, DÖNÜŞÜMLER
Norman Calder Çeviri: Süleyman Akkuş: BERAHİME: LİTERAL YAPI VE TARİHSEL GERÇEKLİK
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mehmet Aydın: DÜNYA BARIŞININ SAĞLANMASINDA DİN TEMSİLCİLERİNE DÜŞEN SORUMLULUK

İsmail Köksal: İSLAM HUKUKU AÇISINDAN İSRAF EKONOMİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Hamit Er: OSMANLI DEVLETİ’NDE EĞİTİM VE ÇAĞDAŞLAŞMA ÇABALARI

Davut İltaş: YADSINAN GELENEK: “İSLAM’A YAMANAN SANAL ŞİDDET: RECM VE İRTİDAT MESELESİ” YAZISI ÜZERİNE BAZI ELEŞTİREL MÜLAHAZALAR

Mehmet Evkuran: İNSAN DOĞASINI YENİDEN DÜŞÜNMEK

 
NOSTALJİ:
Dilâver Gürer: SEMÂ VE DEVRÂN HAKKINDA İKİ RİSÂLE
  araştırma notları


İSLAM HUKUKU AÇISINDAN İSRAF EKONOMİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

İsmail KÖKSAL

Ekonomi, iktisadî meseleleri inceleyen bir ilimdir. Bütün toplumlarda maddî açıdan ana gaye, zenginleşmeyi sağlamaktır. Bunun bir yönü faydalı üretimi artırmaktan geçerken, diğer yönü de mevcudu yerinde kullanmaya dayanmaktadır.[1] Bu her iki yönün rantabl kullanılmasına verim ekonomisi demek mümkünken, aksine de israf ekonomisi denebilir. Ki, Güner de verim ekonomisini; coğrafyayı, insanı, yer altı ve yer üstü kaynaklarını, zamanı en üstün verimi alacak şekilde teşkilatlandırmaya, çalıştırmaya ve tesirli kılmaya götürecek kültür ve iktisat politikalarının tümü olarak tanımlar.[2]

İsraf, Arapça bir kelimedir ve bir konuda aşırı gitmeyi ifade eder.[3] Gereksiz harcama yapmayı ifade eden bir deyim olarak dilimizde iştihar etmiştir. Bu yönüyle de bütün dinler gibi İslam’da da haram kılınmıştır.[4] Dolayısıyla iktisat, malı israfa kaçmadan kullanma ve harcama anlamına gelir.[5]

İslam, israfı yasaklamış ve Müslüman’ın itidal ölçüleri içerisinde hareket etmesini istemiştir. Bu konuda ifrat ve tefrite, israf ve cimriliğe düşülmemesi gerektiği ayet ve hadislerde belirtilmiştir.[6]

İktisatla itidal zihniyeti arasındaki ilgi, İbni Haldun’un da (809/1406) üzerinde önemle durduğu bir konudur. Ona göre servetin artması, lüks ve israf temayüllerini güçlendirir. Çünkü çoğalan malın, nasıl tüketileceği problemi ortaya çıkar. Yine israf zihniyetinin uyanması, halk tabakaları arasında gerginliklere neden olur. Çünkü tüketimdeki sınırsız konum, mevcutla iktifa anlayışına terstir. Dolayısıyla zenginlerin ölçüsüz hareketi, fakirleri tahrik eder. Böylece bu noktadaki mütref hareket, ahlâk anlayışını sarsar ve milletlerin zayıflamasına, sonra da yıkılmasına yol açar.[7]

Biz her ne kadar ekonominin israf boyutunu inceleyeceksek de, bu terimin muhtevasına israf çerçevesinde değerlendirilebilecek her türlü imkanın zayi edilmesi girmektedir. Bu cümleden olarak, iyiye motive edilemeyen gençlik, işletilemeyen madenler, gerektiği gibi kullanılamayan toprak, istifade edilemeyen denizler ve akarsular, orman ve otlaklar... kısaca tam istifade edilemeyen veya asgariye elde edilebilecekken daha fazla fiyatla kazanılan her menfaat bir israftır. Ve bunların hepsi de bir yönüyle ekonomiyle ilgili olduğu için, israf ekonomisinin alt başlığı sayılır. Yine iş alanı açamama endişesiyle yapılan nüfus planlaması da bir potansiyeli değerlendirmemek manasına gelmektedir. Bu yönüyle de israf ekonomisinin bir parçasıdır. Halbuki genç nüfus, sosyal masrafları artırmadan verim sağlar. Türkiye’de ise bu nimetin kökünü kurutmak istercesine doğum kontrolüne yer verilmektedir. Güner’in ifadesiyle; kültür emperyalizmi hayal gücümüzü bile köreltmiştir. Zira milletin daha çok çalışmasını ve istihsalin artırılmasını düşünmek yerine, doğumu azaltmak planlanmaktadır. Halbuki nüfus daima kalkınmanın sürükleyici ve itici unsurudur.[8] Zira güçlü bir iç pazar olmadan sanayi sektörünün, yine ticaret, yatırımı teşvik ve gerçekleştirmek için ve hizmet sektörlerinin gelişmesi düşünülemez.[9] Zaten nüfus planlamasının altında, gelişmiş ülkelerin uzun vadeli hakimiyet politikaları vardır. Bu sebepten de bu konuyu finanse etmektedirler. Bu ülkeler dünya nüfusunun %25 ine, dünya ticaretinin de %75 ine sahiptir. Bu sebepten kendi ülkelerinde nüfusu teşvik etmektedirler. Zaten nüfus kontrolü aileyi menfaate dayalı, ruh ve ahlâk sisteminden uzak bir şirket haline getirmektedir.[10] Tabi manevî sorumluluk açısından vebali, ilgili kişilere düşmektedir. Ayrıca keyfiyetli nüfus artışının hiçbir zararı olmasa gerek. Bilimsel veriler de bunu gösterir.[11]

Meseleye üretim açısından bakıldığında; ürünlerin, karşılanmamış ihtiyaçları karşılama veya karşılanmış olsa bile daha iyisini yapma girişimine dayanması gerekir.[12] Dolayısıyla aynı kalitedeki ihtiyacın üstündeki üretim israf olduğu gibi, ihtiyaç olmadığı halde piyasaya sürülen mal da israftır. Binaenaleyh bilcümle moda değişiklikleri böyle sayılır. Çünkü firmalar öncelikli olarak kendi kârlarını artırmayı ve rekabetten aldığı zararı giderme amacını planlamaktadır.[13] Fakat bu amaçların İslam hukukuna göre külliyyen meşru olduğunu kabul edemeyiz. Bu sebepten tekelciliği sağlama adına yapılacak gayr-ı meşru tedbirler de israf ekonomisine bir destek mahiyetini taşır.

Düğün-dernek harcamalarında ölçülü davranmak kadar, hiçbir yiyeceği israf etmemek, yemeği sofraya gereğinden fazla koymamak, gereğinden fazla yememek[14] de israf ekonomisi kategorisindedir. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nde toprağı ideal seviyede kullanma konusunda bir özen ve düzen vardı. Uygulamadaki tımar sistemine göre toprak işletenindi.[15] Bununla arazinin verimli kılınması hedef alınıyordu ve de başarıldı.

Yine mevcut imkanlarımızla yapabileceğimiz ve daha ucuza üreteceğimiz şeyi dışarıdan ithal etmek ve pahalıya temin de israf ekonomisi cümlesindendir. Çünkü gereksiz yere fazla masraf yapılmaktadır. Bu cümleden olarak fahiş fiyatla alım-satım da israf ekonomisine girer.[16]

Yine vatandaşa normal şartlarda kazandırılabilecek olan, fakat başta idarecilerin, sonra da halkın sorumsuzluk duygusuyla ortaya çıkan ve istifade edilebileceği halde edilemeyen her imkan da israf ekonomisi çerçevesinde değerlendirilir. Dolayısıyla gereksiz yere çıkarılan her formalite ve bürokrasi, israf ekonomisini destekleyen bir parçadır. Zira insanların kolayca işlem yapmasını engelleyen gereksiz her tasarruf, idealler adına caydırıcı olmakta ve doğruları yapmayı engellemektedir.[17]

Otokritik açısından baktığımızda bizden daha küçük toprağa, daha az imkanlara, daha kötü iklim ve coğrafya şartlarına, üstelik daha da fazla nüfusa sahip olan ülkeler, daha gelişmiş konumdadır. Japonya, Belçika, Hollanda, Almanya, Fransa, Danimarka, İtalya, Lüxemburg, İsveç, Norveç, Güney Kore, Tayvan... gibileri buna örnektir.[18] Çin’in bile kalkınma hızı % 9-10 gibi dünyadaki en ileri konumdadır. Zira bu ülkeler bize kıyasla kaynaklarını daha iyi değerlendirmektedirler. Dolayısıyla hem daha hızlı gelişmektedirler. Çünkü israftan ve israf ekonomisinden daha uzaktadırlar.

Yahudilerde olduğu gibi Japonya’nın kalkınmasında da en büyük tesir, çocuklarındaki millî şuurun var olmasındadır. Bu açıdan bakıldığında, bizdeki bilinç eksikliği de israf ekonomisinin en büyük âmillerinden birisini oluşturur. Bu durum aynı zamanda verim ekonomisine geçememenin de en büyük sebebidir. Bu da Marksist ve kapitalist bütün iktisatçıların kabulüyle, manevî dinamiklerin insan motivasyonunda etkili olduğu fikrinin teyidi manasına gelir. Öyleyse millî ve manevî duygulardan toplumu eksik yetiştirmek de, israf ekonomisini bırakamama ve verim ekonomisine geçememe konusunda en büyük engeldir. Toplum içerisindeki kardeşlik duyguları, karşılıklı saygı ve sevgi de bu cümleden olarak değerlendirilir. Zira birbirlerini seven insanlar, daha çok yardımlaşır ve fikir alış verişinde bulunurlar. Öyleyse bu fikri kıvılcımlayacak dinî ve ananevî değerleri vermeliyiz. Kaldı ki bu güzel duyguların olmayışı, haset ve rekabet duygularıyla engelleyici olarak da rol oynayabilir. Tabi, rekabetin olmayışı ve zararlı manadaki tekelciliğin de zararları pek çoktur.[19] Dolayısıyla bu meseleler de halledilmeden ideal ekonomiye geçiş mümkün olamaz. Bu ise eğitimin ekonomiye ne denli büyük katkı sağladığını gösterir. Mesela okullarda öğrenemediklerini veya öğretilmediklerini özel kurslarla temin etmeye giden bir sistem, her yönüyle israf içindedir. Sevmediği mesleğe yönlendirilenler ile ehliyetsiz bir şekilde iş başı yapanların konumu ise bir başka yaradır. Belli kapasiteyi yakalamış nice beyinlerin de ülkelerinden şu veya bu sebeple ayrılmış olması ise daha da acı bir sonuçtur.[20]


[1] İslamın iktisat politikası için bkz.: Hamidullah, Muhammed, Modern İktisat ve İslam, Çev.: Salih Tuğ, Ahmet Sait Mtb., İst.-1963, s.15-16.

[2] Bkz.: Güner, Agah Oktay, İsraf Ekonomisi, Damla Y., 5. baskı, s. 260; Güner, Agah Oktay, Verim Ekonomisi, Damla Y., İst.-1997, s. 463-464.

[3] İbni Manzur, Ebu’l-Fadl Cemalüddin Muhammed b. Mükrim, Daru Sadr, Beyrut-1410/1990, 1. baskı, s. 9/150.

[4] Şafak, Ali, Hukuk Terimleri Sözlüğü, Rehber Y., Ank.-1992, 1. baskı, s. 224.

[5] Yeniçeri, Celal, İslam Açısından Tüketim ve Tüketicinin Korunması ve Ev İdaresi, İFAV Y., İst.-1996, s. 55, 108.

[6] Bkz.: İbni Kesir, el-Hafız Imadüddin Ebi’l-Fida İsmail ed-Dimaşki (774), Tefsiru’l-Kur’ni’l-Azim, İhtisar ve tahkik: Muhammed Ali es-Sabuni, Desaadet, s. 3/14-15.

[7] Bkz.: Mukaddimetü Tarihi’l-Iber Ve Divani’l-Mübtedei Ve’l-Haber Fi-Eyyami’l-Arabi ve’l-Acemi ve’l-Berber ve Men Asarahüm Min Zevi’s-Sultani’l-Ekber, ed-Daru’t-Tunisiyye Li’n-Neşr, 1993, s. 345-438; Döndüren Hamdi, İslâmî ÖlçülerleTicaret Rehberi, Erkam Y., İst.-1419/1998, s. 41-42.

[8] el-Mevdudi, Ebulala, İslam Nazarında Doğum Kontrolü, çev.: Ramazan Yıldız, Sebil Y., İst.-1967, s. 89.

[9] Bkz.: Türk, İsmail, Maliye Politikası: Amaçlar-Araçlar ve Çağdaş Bütçe Teorileri, S Y., Ank.-1979, 4. baskı, s. 198; Habakkuk, John H., Nüfus Artışı ve İktisadi Kalkınma, çev.: Selim İlkin (İktisadi Kalkınma Seçme Yazıları) ODTÜ Y., Ank.-1966, s. 24 vd.; Öney, Erden, Kalkınma İçin Yeni Bir Ticaret Politikasına Doğru, Sevinç Mtb., Ank.-1973, s. 149-151.

[10] Bkz.: Güner, İsraf Ekonomisi, 210 vd.

[11] Arvasi, Seyyid Ahmed, Türk İslam Sentezi 1, Burak Y., İst., 7. baskı, s. 224-226.

[12] Gürsel, Hüldan, Firma Açısından Yeni Ürünlerin Planlanması ve Değerlendirilmesi, Ank. Ü. SBF Y., Ank.-1979, s. 120.

[13] Gürsel, 121.

[14] Yeniçeri, Tüketim, 139.

[15] Bkz.: Richard A. Debs - Ferhat J. Ziadeh - Konrad Dilger, İslam Hukukunda Mülkiyet Kavramı (İslam Hukuku Üzerine Araştırmalar), Usül Y., Kayseri-1994, s. 103-104.

[16] Yeniçeri, Tüketim, 139.

[17] Bkz.: Güner, İsraf Ekonomisi, 246.

[18] Bkz.: Güner, İsraf Ekonomisi, 165-167.

[19] Bkz.: Güner, İsraf Ekonomisi, 170 vd., 236.

[20] Bkz.: Güner, İsraf Ekonomisi, 198 vd.