|
İSTİHSÂN VE MASLAHAT KAVRAMLARI
Şükrü ÖZEN
I.
Ebû Hanîfe’de İstihsân
1.
Kavramın Ortaya Çıkışı
Klasik
kaynaklar umumiyetle istihsânın Ebû Hanîfe ile başladığını
ve onun adıyla tanındığını kaydederler.
İstihsânın III. asırda
(= nesilde) ortaya çıktığını
belirten İbn Hazm (ö. 456/1063): “Ebû Hanîfe’den
önce istihsânı kabul eden hiç kimse bilmiyoruz.
Nadiren Mâlik’in de istihsânı olmuştur. ‘Bu
konuda kıyas şudur, ama bunun hilâfını iyi görüyoruz’
diyorlar” şeklinde bir açıklama getirir.
Ancak İbn Hazm’ın bu tespitinin istihsân
teriminin ortaya çıkışı ve kıyas terimine
mukabil kullanımıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.
Zira bizzat kendisi re’y ve istihsân terimlerini
aynı manayı ifade eden lâfızlar olarak görür ve re’y
kavramını hüküm verirken en yararlı, en ihtiyatlı
ve sonuçta en sâlim olanı esas almak ve istihsân
kavramını da kişinin kendi re’yi ile bunlar arasından
birini benimsemesi şeklinde anlar
ve sahâbeden re’y, istihsân ve tercihe (=ihtiyâr)
dayalı pek çok hüküm rivayet edildiğini belirtir.
Araştırmalar
göstermektedir ki her ne kadar Irak ekolünden önce
istihsân terimi
kullanılmamış ise de prensip ve kavram sahâbede
mevcut idi. Nitekim sahâbe döneminde verilen fetvâlar
ve mahkeme kararları incelendiğinde re’y kapsamında
istihsân kavramı altına girebilecek hüküm ve
uygulamaların bulunduğu görülmektedir. Meselâ Hz.
Ömer döneminde köle annelerin (=ümmü veled) satışının,
belli durumlarda Ehl-i Kitap kadınlarıyla evlenmenin
ve mut’a nikahının yasaklanması, bir defada
verilen üç talâkın geçerli sayılması gibi medenî
hukuk; kıtlık zamanı hırsızların ellerini
kesilmemesi, içki içmeye had cezası getirme ve
evlilerin recminde sertlik gösterme gibi ceza hukuku
alanında yeni düzenlemeler getirildi. Bu kararların
alındığı ortamlar kamu yararı, hakkaniyet yahut
daha başka benzer nedenlere dayanılarak yerleşmiş
muayyen bir kaidenin dışına çıkmayı gerektirir.
Şâtıbî (ö. 790/1388) işte bu tür sahâbe
uygulamalarının mürsel maslahat ve istihsân
terimleri altına gireceğini söyler.
Çünkü bütün bu örneklerde şartların değişmesiyle
ortaya çıkan yeni durumun icabına göre hukukî
kural değiştirilmektedir.
Sahâbe
döneminde istihsânın varlığına ilişkin tartışmada
Şâfiîler, doktrindeki görüşlerine uygun olarak,
sahâbenin istihsâna dayalı hüküm vermediklerini
savunurlar. Mezhebin ileri gelenlerinden İmam Gazzâlî’ye
(ö. 505/1111) göre sahâbe delîlsiz ve hüccetsiz hüküm
verme demek olan istihsânı yasaklama noktasında icmâ
etmiştir. Başlarına pek çok hâdise geldiği halde
onlar nasların zâhirlerine ve benzerlerine bağlı
kalmışlar ve hiçbiri “iyi gördüğüm için bu
şekilde hüküm verdim” dememiştir. Böyle bir şey
demiş olsaydı ona karşı sert çıkarlar ve “Sen
kimsin ki istihsânın şeriat olsun ve sen bize şâri‘
(kanun koyucu) olasın?” derlerdi. Muâz b. Cebel de
Yemen’e gönderildiğinde hüküm verirken istihsân
yaparım dememiş, sadece Kitap, Sünnet ve ictihada
başvuracağını söylemiştir.
Ancak Gazzâlî bir başka yerde “Kıyası vazetmiş
olsalar ve kendi re’yleriyle doğru görerek ve
kendiliklerinden icat etselerdi (=lev
vadau’l-kıyâse ve ihtera‘û istısvâben bi-re’yihim
ve min indi enfüsihim), hak ve uyulması gerekli
bir şey yapmış olurlardı. Allah, Muhammed (sa) ümmetini
hatada birleştirmez. Dolayısıyla onların
dayanaklarını aramamıza gerek yoktur”
diyerek az önceki görüşüne aykırı düşmüştür.
|