ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
İsmail Hakkı Sezer: KUR’ÂN’DA ŞİİR VE ŞAİR
Şükrü Özen: HİCRÎ II. YÜZYILDA İSTİHSÂN VE MASLAHAT KAVRAMLARI
Halil İbrahim Bulut: SİHRİN HAKİKATİ VE MÛCİZEDEN FARKI
Şamil Dağcı: İSLAM CEZA HUKUKUNDA İRADE-SUÇ İLİŞKİSİNİN CEZAYA ETKİSİ
Mustafa Öztürk: KUR’AN BAĞLAMINDA HZ. MERYEM’LE İLGİLİ BİR İNCELEME
Ali Akpınar: KUR’AN AYETLERİNE GÖRE HAC İBADETİNİN ZAMANI VE DAHA SAĞLIKLI BİR İBADET İÇİN BAZI TEKLİFLER
Yaşar Yiğit: İNSANLIK ONUR VE ŞEREFİNİN KORUNMASI AÇISINDAN KAZF SUÇU VE CEZASININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Hasan Hüseyin Tunçbilek: İSLÂM’IN DIŞINDAKİ MONOTEİST DÜŞÜNCE VE İNANÇLARDA ULÛHİYET ANLAYIŞI
Ünal Kılıç: Bİ’RİMAÛNE SEFERİ (Sebep, Sonuç ve Çıkar İlişkileri Bağlamında)
İhsan A. Bagby Çeviri: Şükrü Selim Has: KLÂSİK İSLAM HUKUKU TEORİSİ’NDE (FIKIH USULÜ’NDE) MASLAHAT MESELESİ
Josef Van Ess Çeviri: Zafer Erginli: TASAVVUF VE MUHALİFLERİ: UYGULAMALAR ÜZERİNDEKİ YANSIMALAR, MİHNELER, DÖNÜŞÜMLER
Norman Calder Çeviri: Süleyman Akkuş: BERAHİME: LİTERAL YAPI VE TARİHSEL GERÇEKLİK
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mehmet Aydın: DÜNYA BARIŞININ SAĞLANMASINDA DİN TEMSİLCİLERİNE DÜŞEN SORUMLULUK

İsmail Köksal: İSLAM HUKUKU AÇISINDAN İSRAF EKONOMİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Hamit Er: OSMANLI DEVLETİ’NDE EĞİTİM VE ÇAĞDAŞLAŞMA ÇABALARI

Davut İltaş: YADSINAN GELENEK: “İSLAM’A YAMANAN SANAL ŞİDDET: RECM VE İRTİDAT MESELESİ” YAZISI ÜZERİNE BAZI ELEŞTİREL MÜLAHAZALAR

Mehmet Evkuran: İNSAN DOĞASINI YENİDEN DÜŞÜNMEK

 
NOSTALJİ:
Dilâver Gürer: SEMÂ VE DEVRÂN HAKKINDA İKİ RİSÂLE
  makaleler


KUR’ÂN’DA ŞİİR VE ŞAİR

İsmail Hakkı SEZER

Bu konuyu ele alırken bazı ön-kabullerimiz bulunmaktadır.

Bu makalede şiir ile nazmı ayrı düşüneceğiz. Nazım deyince aklımıza, olumlu veya olumsuz şiir (sezgi)’den kaynaklanan belli vezinlerde söylenip yorumlanan vezinli ve kafiyeli dizeler ve dize türü şeyler gelecektir.

Şiir deyince ise ister nesir, ister nazım olsun tüm edebî türleri besleyen kaynak (yeti, beceri veya sanat) akla gelecektir.

Yer yer herkesin bildiği anlamda kullanım gerekli olursa, bunu, “herkesin anladığı anlamda şiir”, “meşhur anlamı ile şiir”, “edebiyat türü olarak şiir” gibi nitelemeler ile “bizim vurguladığımız şiir” veya “Kur’ân’ın vurguladığı anlamdaki şiir”den ayıracağız.

Peşinen söylemek gerekirse Kur’ân-ı Kerîm, hiç bir âyet-i kerîmesinde “herkesin anladığı anlamdaki şiir”e olumlu veya olumsuz bir değinişte bulunmamış, tüm edebî veya gayr-i edebî anlatım ve ifade türünün “tenkit edip tasvip etmediği kaynağına” dair beyanlarda bulunmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’in bir de tasvip ettiği kaynak vardır ki, o da geniş anlamıyla şeytânî olmayan iniş ve doğuşlardır.

Şuarâ sûresindeki âyet-i kerîmede, şeytânî vahiylerin dinleyicileri anlatılırken onlar hakkında “şairler” nitelemesinin kullanılması tamamen yerindedir. Ancak bu kullanım, o çağda “şeytânî algıları yorumlama fonksiyonunu” daha çok nazımcıların üstlenmesi nedeniyle kelimeyi bir anlam daralmasına uğratmış, o gündür bu gündür şair deyince hep sadece “nazım ehli” anlaşıla gelmiştir. Edebiyat türü olarak şiire sıcak bakmayan veya başka bir edebî türü, meselâ romancılığı yeğleyen toplum, eğer romanlarında tema olarak şeytânî vahiyleri gündemde tutuyorsa âyet-i kerîmedeki “şairler” sözünün içine, dolaylı anlatım veya kıyas yoluyla girmekten çok, bize göre, kök anlama giderek, “onlar da şairdirler, çünkü şair kulak verip sezmeye çalışandır, Kur’ân-ı Kerîm’de, özel olarak ‘şeytânî vahiy sezgicileri olan şairler’ gündeme getirilmiştir” çıkarımıyla, doğrudan doğruya girerler.

A. Şi‘r Kökü Hakkında

I. Şi‘r (Şa‘ara) Kökü ve Sözlük ve Terim Anlamı

Şîn-‘ayn-lâm harflerinden meydana gelen şa‘ara kökü, biri sebât, diğeri biliş ve alâmet olmak üzere iki temel mânâ ifade eder.[1] İkinci kök bir şeyi bilişi ve onun farkına varışı anlatır ve şaire, başkasının fark edemediği şeyleri fark etmesi nedeniyle şair denmiştir.[2] Bu açıklama, şiirin derin bir seziş, hissediş ve kavrayış demek olduğunu göstermektedir.

Aynı harfleri taşıyan makluplarının anlamlarına gelince; ‘aşara; karşılıklı giriş ve karışmayı, şera‘a; içinde bulunulacak uzun bir boyuta açılışı, ra‘aşe; titreyiş ve sarsılışı, ‘araşe ise üst üste bindirilmiş bir şeydeki yüksekliği anlatmaktadır. Dikkatli düşünülünce bu köklerin hepsinde, “bir şeyin kendi dışına doğru bir uzanışının olması” anlamının bulunduğu görülür: Türkçe “arayış” ve “eriş” de böyledir. Hatta vuruş anlamındaki eski kelimemiz olan “uruş” da bir titreyiş ve sarsılışı ifade eder. “Arayış”, başlayıp süren uzun bir eylem boyutudur. “Eriş”, aranan şeyin sezilip hissedilmesini anlatır, meselâ “künhüne ermek” deriz. “Erişme”, yükseklik boyutunu da gerektirir. “Aşma”, kabın dışına çıkıp karışmayı ve başkasının sahasına girmeyi, aynı zamanda aşkın kelimesinde olduğu gibi bir yükselişi de akla getirir. Yani Arapça “şa‘ara” kökünün ve makluplarının anlamları, Türkçe “aramak”, “ermek”, “urmak” ve “aşmak” kelimelerinin anlamları ile aşağı yukarı örtüşmektedir. Her iki grubun ortak özü ise dışa doğru bir boyut gelişmesi ile dışarıdaki bir şeye eriş, üstelik derin bir aramayı gerektiren üstün bir eriştir. Şöyle de söyleyebiliriz: “Hissediş, seziş ve kavrayış eylemleri”, derin arama, kabını aşma ve üstün bir erişme olmadan gerçekleşmez.

Goldziher, şair kelimesine “tabiat üstü sihrî bir bilgiye sahip olan, sezişle bilen” anlamını verir.[3] Şiir kelimesinin “şiir ve manzume” anlamına gelen Sâmî bir menşe’den geldiği ihtimali,[4] bize göre dillerin kaynağının Hz. Âdem’in konuşması olduğu kanaatimizle[5] bağdaşır bir bulgudur. Nitekim İbranca “şîn-yod-reş” harflerinden meydana gelen “şîr” kelimesi şarkı, güfte, kaside, mûsikî ve marş anlamında, “şîn-yod-reş-he” harflerinden müteşekkil olan “şîra” kelimesi ise şiirsel kaside, şiir ve şarkı anlamındadır.[6] Gariptir ki saç anlamındaki “sîn-‘ayn-yod-reş” harflerinden oluşan “sa‘îr” okunuşlu kelime de saçlı, saçı bol anlamında, “sîn-‘ayn-reş” harflerinden oluşan “se‘ar” kelimesi de saç anlamındadır.[7] Saç anlamındaki İngilizce “hair” ile Almanca “haar” da okunuş olarak “se‘ar”ı andırıyor. Arapça’da saç, bilindiği üzere “şa‘r”dır ve o da yakın bir okunuşa sahip bulunmaktadır. Latince kıl ve karışık saç anlamındaki “saeta”[8] da “saç”, “se‘ar” ve “şa‘r” kelimelerini okunuş olarak okşar gibidir.

Bu Arapça kökü tekrar irdelemeliyiz. Şa‘ara kökünden şi‘r (şiir) ve şa‘r (saç) kelimeleri vardı. İbranca “şîr”, “şîra” (şiir) ve “se‘ar” (saç) kelimeleri de yakın okunuşlu idi. Arapça “şa‘ara” kökünde ve makluplarında öz olarak sabit oluş, uzayış, yükseliş, birbirine giriş anlamları var. Saç bu özelliklere sahiptir, şiir de şairden başlayan, uzanıp yükselen bir sezişle beslenen bir karizmadan ibarettir. Bu yorumlarımız da az önce andığımız şiir kelimesinin “şiir ve manzume” anlamına gelen Sâmî bir menşe’e, oradan da tâ Âdemce’ye kadar yükseldiği kanaatimizi beslemektedir.


[1] İbn Fâris, III, 193.

[2] İbn Fâris, III, 194.

[3] Bk. Nihad M. Çetin, Eski Arap Şiiri, İstanbul, 1973, s. 3’ten naklen Abhandlungen zur Arabischen Philologie, I, 17.

[4] Bk. Çetin, Eski Arap Şiiri, I, 17; F. Krenkow, Şâir, İ.A., Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970, XI, 291.

[5] Bu konuda müellifin kanaati için bk. İsmail Hakkı Sezer, Âdem’ceye Giriş, Marife, 2/1, s. 129 vd.

[6] Ravhî Kemâl, el-Mu‘cemu’l-Hadîs, Dâru’l-‘İlm li’l-Melâyîn, Beyrut, 1975, 1. baskı, s. 475.

[7] Ravhî Kemâl, age. s. 488, 489.

[8] Bk. Hermann Menge, Langenscheidts Taschenwörterbücher Lateinisch, Berlin, 1977, s. 464.