|
İNSANLIK ONUR VE ŞEREFİNİN KORUNMASI AÇISINDAN KAZF SUÇU VE CEZASININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Yaşar YİĞİT
A. İslâm’da
Genel Olarak İnsanlık Onur ve Şerefine Verilen Değer
Âyet
ve hadislerde, insana büyük değer verildiği değişik
vesilelerle dile getirilmiştir. Allah Teâlâ, her şeyden
önce insanı yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere
yarattığını, “Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım,
dedi...”
âyetiyle ifade etmektedir. Böylesine ağır ve şerefli
bir misyon sadece insana yüklenmiştir. Evrende başka
bir varlığın bu tür bir misyon ve fonksiyonundan söz
etmek mümkün değildir. Yine “Biz
insanı en güzel biçimde yarattık.”
âyetiyle, insanın yaratılışında bir güzelliğin
hedeflendiği vurgulanmıştır. Bunun yanı sıra
Kur’ân-ı Kerîm’in hep insanı muhatap alması,
ona verilen değerin bir başka ifadesidir. Zira o içerdiği
mesajlarla, hep insanın dünya ve ahiret mutluluğunu
hedeflemektedir.
İslâm,
bir taraftan insana böylesi ağır bir sorumluluk yüklerken,
diğer taraftan da ona haklar tanımış ve bu hakların
korunması için birtakım maddî ve manevî yaptırımlar
getirmeyi de ihmal etmemiştir. İnsan denilen varlığın
yaşamını onurlu bir şekilde sürdürebilmesi için
vazgeçilmez kabul edilen temel hakları vardır. Din,
can, akıl, namus ve mal
güvenliği, bu hakların en önde gelenleridir. Söz
konusu haklar, İslâm hukuk doktrininde, zarûriyyât (Dinin koruyup gözettiği vazgeçilmez temel değerler)
şeklinde nitelendirilmiştir.
İnsanlara sağlanan bu haklar dokunulmazdır.
Başka bir ifadeyle bu haklara yöneltilen haksız
saldırılara karşı nitelik ve niceliği değişse
de çeşitli türden yaptırımlar konulma gereği
duyulmuş ve hemen hemen her hukuk sistemi tarafından
tarih boyunca bu doğrultuda düzenlemeler yapılmıştır.
İslâm
hukuk doktrininde “zarûriyyât”
şeklinde nitelendirilen temel değerler,
belirli ölçütler göz önünde bulundurularak bir sıralamaya
tâbi tutulmuştur. Bu sıralamada hangi hakkın diğer
haklara nispetle korunmasının daha öncelikli olduğu
çeşitli kriterler esas alınarak tespit edilmeye çalışılmıştır.
Genel anlayışa göre dinin korunması başka bir
deyimle din güvenliği, haklar hiyerarşisinde ilk
maddeyi teşkil etmektedir. Ancak bu sıralamada, “canın
muhafazası” da önemli bir yer tutmaktadır.
Öyle ki bu kapsamda ele alınan değerlerin hepsinin,
dolaylı ya da dolaysız olarak, canın korunması ile
bir ilgi ve ilintisinin bulunduğu bir gerçektir.
Zira can güvenliği, bazı durumlarda, ilk sırada
yer alan dinin muhafazasından daha önce gelmektedir.
Nitekim canın muhafazası için, dinin kesin olarak
yasakladığı bazı haramların zarûret halinde yapılmasına
izin verilmiş olması, hatta bazı durumlarda, bu tür
yasakların işlenmesinin vacip kabul edilişi, insan
hayatına diğer bir deyişle insana verilen önemi
vurgulayacak nitelikteki düzenlemelerdir. Allah’ı
inkâra zorlanan şahsa, O’nu inkâr konusunda izin
verilmesi,
zorda kalan ve yiyecek bulamayan kişinin ölmemek için
dinin haram kıldığı domuz eti vb. şeyleri yemesi,
hatta yemediği takdirde açlık sebebiyle ölmesi
durumunda, dinen sorumlu tutuluşu,
canın muhafazasına verilen değeri ifade edecek
nitelikteki örneklerdir. Canın muhafazasına bu
derece önem verilmesinin elbette temel bir esprisi
olmalıdır. Her şeyden önce, söz konusu değerlerin
buluştuğu ve önem kazandığı merkez ya da suje,
hayat sahibi insandır. Din, akıl, mal, nesil, namus
gibi temel değerler, ancak hayat sahibi insan için
bir önem ifade eder ve bu değerler de, hayat sahibi
insanın şahsında bir önem kazanır. Din ve onun hükümleri,
hayat sahibi insanı muhatap kabul etmektedir. Aynı
şekilde akıl, mal, namus ve nesil gibi değerlerin
muhafazasının canın muhafazası ile ilgisiz olduğu
iddia edilebilir mi?
İnsanların
en tabii hakları içinde yer alan namusun korunmasına
İslâm’da büyük önem verilmiş, ona yapılan
saldırılara karşı maddî ve manevî müeyyideler
öngörülmüştür. Irz veya namus, insanın onur ve
şerefinin göstergesidir. Bir ülkeye nispetle bayrağın
konumu ne ise, kişiye nispetle namusun konumu da
odur. Tarih boyunca nasıl bayraklar için savaşmak
bir şeref kabul edilmiş ise, kişinin namusunu
korumak üzere gerektiğinde hayatını feda etmesi
hemen hemen bütün milletlerce bir şeref olarak
telakki edilmiştir. İslâm’da, kişilerin namus ve
şereflerini zedeleyici nitelikteki sataşma ve saldırılar
cezalandırılmıştır. Bu tür eylemlere karşı
getirilen hukukî müeyyidelerin başında kazf cezası
gelmektedir. Biz de bu nedenle, insanlık onur ve şerefi
açısından kazf suçu ve cezasını ele alacağız.
|