ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Ömer Menekşe: OSMANLI’DA ZİNA CEZASI OLARAK RECM
İsmail Çalışkan: KUR’AN VE TEFSİR ARAŞTIRMALARINDA BATILI YAKLAŞIMDA DEĞİŞİM VE BALJON
Ahmet Tahir Dayhan: ÇOCUĞUN NAMAZ EĞİTİMİ İLE İLGİLİ BİR HADİS TAHLÎLİNİN TAHLÎLİ
Nihat Dalgın: SOSYAL DEĞİŞİM VE İSLAM HUKUKU
Ejder Okumuş: TANZİMAT HAREKETİ'NE MUHALEFET
Yusuf Ziya Keskin: BUHÂRÎ'NİN et-TÂRÎHU'L-KEBÎR'İNE YÖNELİK TENKİTLER
Ahmet Bostancı: ÜRDÜN AHVÂL-İ ŞAHSİYE (HUKÛK-I ÂİLE) KANUNLARINDA OSMANLI TESİRİ
Doğan Kaplan: FUAT KÖPRÜLÜ’YE GÖRE ANADOLU ALEVİLİĞİ
Ahmet Erkol: EŞ‘ARÎ DÖNEMİ ARAP DÜŞÜNCE BİÇİMİ VE EŞ‘ARÎ DÜŞÜNCESİNDE ŞÂFİÎ’NİN ETKİSİ
Bernard Weiss Çeviri: Menderes Gürkan: İSLAM HUKUKUNDA YORUM: İCTİHÂD TEORİSİ
Dr. Norman Calder Çeviri: Muammer İskenderoğlu: İSLAM ORTODOKSLUĞUNUN SINIRLARI
Hasan Hanefî Çeviri: Fethi Ahmet Polat: “EDEBÎ FORMLAR TARİHİ” EKOLÜ [AHDİCEDİT HERMENÖTİĞİNE GİRİŞ]
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Celaleddin Çelik: KURUMSALLAŞMA VE CEMAATLEŞME ARASINDA GÖÇMEN KİMLİĞİ

 
NOSTALJİ:

Mustafa Özel: MİDHAT PAŞA’NIN BESMELE VE FÂTİHA TEFSİRİ

  araştırma notları


KURUMSALLAŞMA VE CEMAATLEŞME ARASINDA GÖÇMEN KİMLİĞİ

Celaleddin ÇELİK

Bu çalışmada kültürel ve kimliksel dönüşümleriyle ilgi konusu olan “göçmen”, kent­leşme ve sanayileşme sürecinin ortaya çıkardığı iç göçün aktörleri olan “yeni kentliler”i ifade etmektedir. Göçmenler, kendilerini bu hareketliliğe sevk eden sebeplerin farklılaşmasına bağlı ola­rak, kent kültür ve hayatına da çeşitli düzeylerde katılırlar. Başka bir deyişle, başlangıçta “göçe yönelten sebepler”, daha sonra da “göç edilen kentin karşılama kapasite ve pozisyonu”, göçmenlerin kentle bütünleşme, yaşam tarzı, kültürel tercih ve eğilimlerini belirleyici olabil­mektedir. Ancak nesnel yapıya odaklanmış bu yaklaşım, göçün öznesi olan göçmenleri, büyük ölçüde toplumsal koşulların sürüklediği bir mağduriyet boyutunda sınırlamaktadır. Nitekim göç ve kentleşme çalışmalarında “göçmen konumu”, genellikle “yeni kentliler”in aktif özneler olarak katıldıkları bir sürecin aksine, “itici-iletici-çekici” ne­denler gibi toplumsal yapının belirlediği pasif bir durumu yansıtmaktadır. Kişisel irade ve eğilimlerin bü­yük ölçüde etkisiz kaldığı bu değişim sürecinde, göçmenler de kendilerini diğer toplumsal kesimler gibi bir takım grup aidiyetleri ve kültürel kimlikler içinde ifade ederler.

Bununla birlikte göçmenler kentteki hayat tecrübelerini, toplumsal pratikleriyle birleştirerek “kentte var olabilme­nin” aktif mücadelesini verirler. Kent onlar için, zihniyet, tutum ve davranış boyutunda sosyo-kültürel ve psikolojik değişimler talep eden bir mekansal farklılaşma, ama daha çok bir “mücadele alanı”dır. Dolayısıyla hızlı değişim süreci, yaşanan kent mekanını “kendine özgü kurum ve yapılarıyla bir hayat tarzı”nın aksine “farklı kültür ve grupların mücadele alanı” haline getirmektedir. Sorun kaynağını kentlerin kültür ve kurumlarıyla karşılama gücünü aşan yoğun göçte bulmaktadır. Kentleşme literatüründe bu sorunla ilgili yaygın analizler, kurumsal yapılarla ilgili zafiyetten doğan boşluk ya da işlevsizliklerin tampon mekanizma olarak adlandırılan yeni ağ ilişkileri ve cemaat örüntüleri tarafından doldurulduğunu vurgulamaktadır. Kente özgü kültür ve ilişkiler sisteminin dışında kalan ya da dışlanan bu yeni anlam bağlamlarının, kent kimliğini dönüştürebilme potansiyeli taşıdıkları anlaşılmaktadır. Buna göre göçmen kimliği büyük ölçüde, kentin ve göç şartlarının değişen niteliklerine göre farklı uyum ve çatışma refleksleri gösterir. Nitekim evrimci “geçiş” yaklaşımlarında “cemaate özgü tutum ve bağlılıklardan kentsel ilişkiler ve hayat tarzına geçişi beklenen göçmenler”in, bu açıklama şemasını bozan tutum ve zihniyet eğilimleri Türk kentleşme pratiğinde de sergilenmiştir. Buna göre toplumsal motiflerin belirlediği göç sürecinde yeni kentlilerin kimliği, kurumsal­laşma ile cemaatleşme yönelimleri ya da başka bir deyişle “geleneksel ile modernin arasında” ayrışan bir kültüre aidiyetin vurgularını taşımaktadır. Bu durum, göçmenin tabi olduğu top­lumsal hareketlilik sürecine kendi güncel, kültürel gerçekliğini yansıtarak katılması anlamına gelmektedir.

Burada “göçmen kimliği” kavramı ile, fiziki ve kültürel anlamda kent merkezinden ve kültüründen ayrışmış, dolayısıyla gündelik hayatın dili ve alışkanlıklarını da bu farklılaşmış söylem alanında yürüten bir kültürel bağlama atıfta bulunuyoruz. Bu anlamda “kimliğin özü­nün söylemler içinde belirlendiğini” savunan Foucault’dan hareketle,[1] yeni kentlilerin kültürel söyleminde üretilen ve temel bileşenini göç sürecinde bireylerin ya da grupların yeni yerleşim alanlarına doğru kalıcı hareketinde bulan bir göçmen kimliğinden söz etmek mümkündür.

Türkiye’de kentlere yönelik iç göç olgusunun bölgeden bölgeye, hatta ilden ile farklılaşan sebepleri bulunmaktadır.[2] Göçün niteliğini ve yönünü belirleyen sosyo-ekonomik ya da kültürel koşullar, göçmenin kentle bütünleşme eği­limlerini de önemli oranda etkilemektedir. Bu süreçte öne çıkan ve çok tartışılan bir başka olgu ise, “göçün kent kültürüne olan etkisi”dir. Her ne kadar yaygın bir “kent kültürü”nün varlığı konusu tartışmaya açık olsa da, “yoğun iç göç aracılığıyla kırsal-geleneksel kültürün, kentsel alanları ve kente ait yaşam tarzını kuşatarak bastırdığı”na ilişkin oldukça kabul gör­müş bir anlayış bulunmaktadır. Kentsel kültür ve hayatı sarsacak, organize olmuş hayatı kendi mantığına dönüştürecek boyutlara ulaşabilen bu kültürel oluşum, belli tanımlamaların dışında “öngörülmeyen, dolayısıyla da denetimi güç bir olgu” olarak kabul edilmektedir[3]. Buradan hareketle Türkiye’de göç ve kentleşme olgusunun, klasik sosyolojik yaklaşımların öngördüğü model ve şablonların dışında, kendi tarihsel ve toplumsal özellikleri bağlamında anlaşılması gereken dinamikleri bulunmaktadır. Bu yazı, göçmen kimliğindeki, geleneksel ve kentsel kültürden ayrışmış yeni kültürel desenlerin anlaşılmasında, düzçizgisel-evrimci şablonların yerine, sözü edilen dinamikleri öne çıkaran, yorumlayıcı sosyolojik bir perspektifi sürdürmeyi amaç­lamıştır. Öte yandan etnik, dinî ve kültürel boyutlarda çok geniş bir alanı içeren cemaatleşme olgusu, yalnızca “aile, akrabalık ve hemşehrilik” temelinde ortaya çıkan ilişkilerle sınırlı tutulmuştur.


[1] Gordon Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, Çev. Osman Akınhay-Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat Yay., Ankara 1999, 406.

[2] Sosyo-ekonomik nedenler göçü etkileyen temel faktör olmakla birlikte, bazı bölgelerde toplumsal ve siyasal faktörler, sosyo-ekonomik koşulların önüne geçebilmektedir. Öte yandan kentlere göçü cezbeden ve kentte yaşamanın iyi yönleri olarak gösterilen faktörler arasında, başta “çocukları okutma imkanı olmak üzere, yaşam koşullarının iyiliği, temizlik ve toplumsal hizmetlerin fazlalığı, emniyet içinde serbest ve rahat dolaşmak vb.” özellikler sayılmıştır. ODTÜ Sosyoloji Bölümü GAP Araştırması Ekibi, GAP Bölgesi Nüfus Hareketleri Araştırması, T.C. Başbakanlık Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Ankara 1994, 190-191.

[3] Ercan Tatlıdil, “Göç ve Kentleşmenin Sosyal Boyutu”, Ege ÜEF Sosyoloji Dergisi, S.3, İzmir 1992, 51-52.