|
SOSYAL DEĞİŞİM VE İSLAM HUKUKU
Nihat DALGIN
Bu araştırmada,
İslam hukukunun sosyal değişimle olan ilişkisi
kurumsal olarak ele alınacaktır. Araştırmamız,
benimsenen bir tezin savunulması şeklinden çok, “İslam
hukuku her türlü değişime kapalı” şeklindeki
bir yargının yargılanması niteliğinde olduğu için,
sosyal değişim ve İslam hukuku ilişkisini, olumlu
ya da olumsuz olarak, bize anlatma ihtimali bulunan,
birçok farklı örnek ve uygulama ışığında sürdürülecektir.
Araştırma konumuz, “İslam Hukukunun Oluşumunda
Sosyal Yapının Etkisi” ve “Sosyal Değişime
İslam Hukukunun Katkısı” şeklinde, iki ayrı
açıdan ele alınmış olup, bu bağlamda, İslam
hukuku ve değişim ilişkisi ile alâkalı olarak,
maksadımızı anlatacak örneklerden, tüme varım yöntemi
ile, konu hakkında bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.
Araştırmada
yer verilen birçok örneğin, hakkında değerlendirme
yapılmaksızın verilmesinin arkasında yatan sâik
de, tarih içinde verilmiş bu fer’î hükümlerin
doğru ya da yanlış olmalarından çok, bu hükümlerin
İslam hukukundaki değişimi yansıtıyor olmalarının
bizi ilgilendirmesidir.
Değişimin,
belirli bir zaman sürecinde, herhangi bir şeyde ya
da alanda, gözle görülebilen farklılaşma
olduğu bilinmektedir. Sosyal değişim; genel
ifadesi ile, sosyal ilişkilerdeki meydana gelen değişiklik
olarak nitelenmekte,
teknik anlamda ise şöyle tanımlanmaktadır: Sosyal
değişim, “toplumsal yapıda yer alan ilişkilerin,
fikir ve düşüncelerin yeni bir biçim ve içerik
kazanması sonucunda, insanlar arası ilişkilerin ve
toplumsal kararların değişmesidir”; “Zaman
içinde gözlenebilen, geçici olmayan, belirli bir
toplumun yapılanmasını ve işleyişini etkileyen ve
o toplumun geleceğe yönelik akışını değiştiren
başkalaşım demektir.”
Hukuk,
genel ifadesiyle, “toplumu bir nizam ve düzen içerisinde
yaşatan, devlet gücüne dayalı kaide ve kurallar bütünü”
olduğuna göre, hukuk sosyal bir kurumdur. Buna göre,
belirli bir toplumdaki sosyal ilişkileri, devlet gücüne
dayanan, organize yaptırımlarla düzenleyen hukukla,
bireylerin ve grupların birbirleriyle değişen ilişkilerini
içeren toplumsal değişim kavramı arasında sıkı
bir bağ vardır.
Bir diğer ifadeyle, sosyal kontrol aracı konumunda
bulunan hukukun da, toplumsal değişimden etkilenmesi
kaçınılmazdır. Nitekim hukuk, taşıdığı bu özellik
sebebiyle, hem toplumsal yapının ürünü hem de
sosyal yapıyı yönlendiren, etkileyen bir sosyal
kurum olarak nitelenmektedir.
Buradan
şöyle bir sonuç çıkarılabilir: Değişimin kaçınılmaz
bir olgu olması nedeniyle, bütün sosyal kurumlar,
değişme yeteneğine sahip olarak oluşturulmalı ve
bu özelliklerini hiçbir zaman kaybetmemelidirler. Değişim
araçlarından yoksun bir sistem, kendini koruma araçlarından
da yoksun sayılır. Değişme yeteneğini kaybeden
sosyal kurumlar, hayatta kalma yeteneğini de
kaybederler.
Başarılı
bir hukuk sisteminin özelliklerinin başında,
insanların beklentilerine cevap vermesi, ihtiyaçlarını
gidermesi ve insanlar arasındaki hak ve adaleti oluşturması
gelmektedir. Bu nedenle, sosyologlara ve hukukçulara
göre, hukuk kendisini sürekli olarak değişen sosyo-ekonomik
şartlara uydurmak zorundadır. Hukukî kurallar,
toplumsal değişmeye ayak uydurabildikleri oranda,
toplumsal değişmenin yanında yer alırlar. Yürürlükteki
hukuk ile, toplumun sosyal, ekonomik, kültürel ve
siyasal değişimi arasında bir çatışmanın ortaya
çıkması, söz konusu hukuk kurallarının, o
toplumdaki temel değişikliklerden doğan yeni ihtiyaçlara
cevap veremez bir duruma düştüğünü gösterir.
Hukuktaki
değişim sosyal bir değişme anlamına gelmekte ise
de, her sosyal değişim hukukî sistemde farklılaşmayı
gerektirmemektedir. Özellikle hukukun değişmesindeki
etkenlerin önemlileri arasında şunlar sayılabilir:
Toplumların maddî temeli, yani coğrafî konumu,
demografik yapısını ilgilendiren morfolojik
etkenler, ekonomik etkenler, eğitsel etkenler,
siyasal etkenler, ideolojiler, din ve ahlâk gibi
etkenler.
Bu
etkenlerin hepsi, hukuk alanındaki değişimlerin üzerinde
aynı güçte rol oynamazlar. Bazen biri, bazen bir kaçı
daha etkili olabilir. Denilebilir ki, bir toplumda
hangi tür sosyal olaylar ya da olgular diğerlerinden
daha çabuk gelişmişse, diğerleri için “değiştirici
etken” konumuna geçerler. Örneğin, bazı
toplumlarda ahlâkî inançlar, diğer kural düzenlerinden
ve hukuktan daha hızlı bir gelişim gösterebilir, böyle
bir toplumda hukuk, ahlâkî inançlara göre değişim
gösterecektir. Fakat ahlâk, bu geri hukuk düzeninden
etkilenmeyecektir. Bunun aksi de mümkündür. Öyle
ki; ileri bir hukuk, yaşayan ahlâkın ilerisine geçebilir
ve ahlâkî değişmelerin etkeni olabilir. İşte büyük
hukuk devrimlerinde, sosyal reformlar döneminde, karşımıza
çıkan durum bu ikinciyi ifade eder.
Bazı
toplumlarda ekonomik gelişme, toplumdaki kültürel,
siyasal ya da hukuk olgularının önüne geçebilir.
Bu takdirde, hukuktaki değişmeyi sağlayan, ekonomik
olaylar olacaktır.
Şu
halde, hukukun değişmesi üzerinde rol oynayan
etkenleri, hukuk düzeyinden daha hızlı gelişme gösteren
olgu ya da olaylar grubunda aramak gerekir. Ancak,
yukarıda belirttiğimiz gibi, bazen hızlı bir hukuk
gelişmesi, onu diğer sosyal olay ve olgu grupları
üzerinde değiştirici etken konumuna getirir. Bu
durum, özellikle hukuk devrimlerinin yapıldığı dönemler
ile resepsiyon olayları sırasında kendisini gösterir.
Aynı
toplumu oluşturan kurumlar arasında, hem bağlılık
hem de bağımsızlık mevcuttur. Birbirlerine bağımlı
olan kurumların birindeki sosyal değişim diğerlerini
de anında etkilemekte olup, bunların da hemen değişerek,
bağımlı oldukları kurumla intibak etmeleri
gerekmektedir.
Modern
toplumlarda hukuku ve dolayısıyla, toplumsal değişmeleri
harekete geçirerek toplum-hukuk dengesini sağlayacak
üç organla karşılaşırız.
1.
Uzmanlaşmış yazılı kural koyucu organlar.
2.
Mevcut hukuk kurallarını uygulamak, geliştirmek,
gerektiğinde kural koymakla görevli yargı organı.
3.
Hukuk kuralları ile mahkeme kararlarını
uygulamakla yükümlü icra, infaz organları ile
polis örgütü.
Araştırmalar
normatif düzenin (hukukî düzenin) devlet eliyle,
bilinçli kullanımı sayesinde, toplumun aklî ve
bilinçli çabalarla kendini değiştirme gücüne
sahip olduğunu göstermiştir.
Bu bir nevi, kanun koyuculuğun mühendislik aracı
olarak kullanılmasıdır.
Ancak,
bu alanda her zaman tam bir başarıya ulaşmak mümkün
değildir. Çünkü, kanunlarla yeni bir yön verilmek
istenen toplum pasif bir varlık değildir. Nitekim
hukuk ekolleri, hukukun sosyal mühendislik aracı
olarak kullanılmasını tartışmışlardır.
Tarihçi
hukuk okulu; “hukukun, toplumun örf âdetine ters düşmemesi
gerektiği”ni savunurken, Pozitif hukuk okulu;
“hukuk aracılığı ile topluma istenen yön
verilebilir” tezini savunmuştur.
Hukuk
aracılığı ile sosyal değişim hedeflendiğinde,
bu iki tezin uzlaştırılması gerekecektir. Hukuk
tarafından yaşamın doğal akışı bir doğrultuya
yöneltilmek istenirken, toplumsal gerçekliğin iyi
tanınması gerekmektedir. Bunun için, sosyal gerçekliğin
bilimsel olarak araştırılmasını konu edinen “hukuk
sosyolojisi” ile işbirliği yapılmalıdır.
Toplumsal
olayların akışına ivedi bir şekilde karışabilmek,
onları istenilen doğrultuya yöneltebilmek, ancak
sosyoloji ve hukuk sosyolojisinin sonuçlarına
uymakla, verilerinden yararlanmakla gerçekleşebilir.
Ayrıca,
hukukî kurallar ve kanunlar yardımı ile sosyal değişim
arzulandığında, toplumsal değişime direnecek olan
bazı olgular da göz ardı edilmemelidir. Bunları;
alışkanlıklar, gelenekler-inançlar, hâkim dünya
görüşü, çıkar grupları, programı uygulamadaki
sınırlı imkânlar ve yaptırım yetersizliği şeklinde
sıralayabiliriz.
Bilindiği
gibi, kanunlar toplumun ihtiyaçlarına cevap verdiği
oranda benimsenir ve halk üzerinde etkin olurlar. Bu
nedenle, hukuk bir sosyal mühendislik aracı olarak
kullanılmak istendiğinde, yalnız hukukî
tedbirlerle yetinilmemeli, sosyal, ekonomik ve kültürel
alanlarda alınacak tedbirlerle de hukuk
desteklenmelidir. Nitekim, sosyo-ekonomik alt yapısı
gelişmemiş, okur-yazar oranı çok düşük, dinî-mistik
inançların egemen olduğu toplumlarda yapılan hukuk
devrimlerinin çoğu “göstermelik” olmaktan
ileriye gidememektedir.
Unutmamak
gerekir ki, bir toplumda yürürlükte olan hukuk
kuralları ile o toplumda hâkim bulunan ahlâk anlayışı
arasında sıkı bir ilişkinin bulunması kaçınılmazdır.
Ahlâk anlayışı ile çelişme durumunda olan hukuk
kuralları devamlı olamazlar.
Değişim
ve hukuk ilişkisi hakkında, günümüz uzmanlarınca
yapılan bazı tespitleri, bu şekilde verdikten
sonra, İslam hukukunun değişim karşısındaki duruşunu
ele alabiliriz. Yukarıda da belirtildiği gibi, öncelikli
olarak, oluşum sırasında İslam hukukunun sosyal
yapı ile ilişkisi ele alınacaktır.
|