ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Ömer Menekşe: OSMANLI’DA ZİNA CEZASI OLARAK RECM
İsmail Çalışkan: KUR’AN VE TEFSİR ARAŞTIRMALARINDA BATILI YAKLAŞIMDA DEĞİŞİM VE BALJON
Ahmet Tahir Dayhan: ÇOCUĞUN NAMAZ EĞİTİMİ İLE İLGİLİ BİR HADİS TAHLÎLİNİN TAHLÎLİ
Nihat Dalgın: SOSYAL DEĞİŞİM VE İSLAM HUKUKU
Ejder Okumuş: TANZİMAT HAREKETİ'NE MUHALEFET
Yusuf Ziya Keskin: BUHÂRÎ'NİN et-TÂRÎHU'L-KEBÎR'İNE YÖNELİK TENKİTLER
Ahmet Bostancı: ÜRDÜN AHVÂL-İ ŞAHSİYE (HUKÛK-I ÂİLE) KANUNLARINDA OSMANLI TESİRİ
Doğan Kaplan: FUAT KÖPRÜLÜ’YE GÖRE ANADOLU ALEVİLİĞİ
Ahmet Erkol: EŞ‘ARÎ DÖNEMİ ARAP DÜŞÜNCE BİÇİMİ VE EŞ‘ARÎ DÜŞÜNCESİNDE ŞÂFİÎ’NİN ETKİSİ
Bernard Weiss Çeviri: Menderes Gürkan: İSLAM HUKUKUNDA YORUM: İCTİHÂD TEORİSİ
Dr. Norman Calder Çeviri: Muammer İskenderoğlu: İSLAM ORTODOKSLUĞUNUN SINIRLARI
Hasan Hanefî Çeviri: Fethi Ahmet Polat: “EDEBÎ FORMLAR TARİHİ” EKOLÜ [AHDİCEDİT HERMENÖTİĞİNE GİRİŞ]
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Celaleddin Çelik: KURUMSALLAŞMA VE CEMAATLEŞME ARASINDA GÖÇMEN KİMLİĞİ

 
NOSTALJİ:

Mustafa Özel: MİDHAT PAŞA’NIN BESMELE VE FÂTİHA TEFSİRİ

  makaleler


ÇOCUĞUN NAMAZ EĞİTİMİ İLE İLGİLİ BİR HADİS TAHLÎLİNİN TAHLÎLİ

Ahmet Tahir DAYHAN

“Marife”nin önceki sayılarında (Yıl: 2, sayı: 2, güz 2002, ss. 53-79) Doç. Dr. Mustafa Ertürk imzasıyla yayımlanan “Çocuğun Dînî Eğitiminde Kullanılan Bir Hadîs ve Tahlîli” başlıklı makaleyi eleştirel bir bakış açısıyla değerlendiren bu yazı, “Çocuklarınız yedi yaşına geldiğinde onlara namazı emrediniz; on yaşına geldiklerinde namaz kılmazlarsa dövünüz...” hadisini, sened ve metin açısından yeniden ve daha dikkatli bir biçimde incelemeyi hedeflemiştir. Yazar, sözkonusu hadis içerisinde yer alan ve namaz kılmaması halinde çocuğun dövülebileceğine dair emri içeren cümleler hakkında; “Hz. Peygamber’in sünnetiyle bağdaşmadığı, Hz. Peygamber’e isnad edilerek rivayet formuna dönüştüğü ve hadisleştirildiği” hükmünü vermiştir. Ancak aşağıdaki eleştiri yazısı, istisnâî durumlar için sadece ebeveyne ayrıcalık tanıyan önemli bir tavsiye içeren hadisin, teknik açıdan birbirini destekleyen sağlam senedlere sahip “sahih” bir rivayet olduğunu, kendisine canlı bir gelenek halinde eşlik eden “amel” ile de asırlar boyu desteklenerek “vâkıâ”ya uygunluk arzetttiğini, altı İslâm mezhebinin fıkhî görüşleri ışığında ispatlamaya; ayrıca hadis metnindeki mesajın, modern eğitim metodlarıyla –iddia edildiğinin aksine- çelişik bir durum arzetmediğini göstermeye çalışmaktadır.

***

İçinden geçerken fikrî sancılarımızı, ilmî kaygılarımızı da hamuruna karıştırdığımız, hatta onları mayalaştırarak kabarttıkça kabarttığımız; “zor zaman” denilebilecek çalkantılı ve buhranlı bir süreci yaşıyoruz. Kur’an ve Sünnet, bu sürece dinî düşüncenin etkisiyle müdahil olan ve platforma hakem olarak taşınan iki önemli uyarıcı.

Uyarıcıların “tedkik” aşamasında doğru okunması ve anlaşılması kadar, “takdim” tarzına da ayrı bir özen ve dikkat gerekiyor. Ancak tam da bu noktada bazen, sosyal yapı ve mevcut konjonktür araya girerek yoruma el koyuyor; sunuma biçim vererek hüküm yetkisine ortak oluyor. Bir bilinç sekmesi, sayısız testten başarıyla geçerek kalıplaşmış “klasik usûl”ü; değişim anaforunda oradan oraya savrulan “modern söylem”e kurban ederek ve ona ait yeni ölçüler uğrunda hizmete sunarak arz-ı endâm ediyor. Arkaplandaki bu sessiz ve kışkırtıcı dürtüyü, bazen sadece hissederek ve sezerek kavrıyorsunuz. Sezseniz bile karşı duramadığınız, yenik düşerek teslim olduğunuz zamanlar da oluyor. Öyle sanıyoruz ki bu, şu sıralar İlahiyat câmiamızın ortak kaderi.

Ondört asırdan uzun bir zamandır İslâm toplumunun en küçük bireyleri olan çocuklara, namaz gibi “dînin direği”[1] addedilen bir ibadetin eğitimi yolunda uygulanagelen ve Hz. Peygamber tarafından telkin edilen bir çift nasihatin bu rüzgardan hissesine düşen payı aldığını görüyoruz. Pekçok müfessirin[2] “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!”[3] ayetinin tefsiri münasebetiyle özellikle yer verdikleri hadis şöyle:

“Çocuklarınız yedi yaşına geldiğinde onlara namazı emrediniz; on yaşına geldiklerinde namaz kılmazlarsa dövünüz...”

 “Marife”nin bundan önceki bir sayısında[4] Doç. Dr. Mustafa Ertürk imzasıyla yayımlanan “Çocuğun Dînî Eğitiminde Kullanılan Bir Hadîs ve Tahlîli” başlıklı yazıda sözkonusu hadis; sened, metin, lâfız, mânâ, Nebevî Sünnete ve pratiğe uygunluk, Psikoloji ve Modern Din Eğitimi’nin verilerine uygunluk gibi açılardan tahlil ve tenkide tabi tutulmuş,[5] netice itibariyle, “Hz. Peygamber’den nakledildiği söylenen” bu rivayet içerisinde yer alan ve namaz kılmaması halinde çocuğun dövülebileceğine dair emri içeren cümlelerin, “Hz. Peygamber’in sünnetiyle bağdaşmadığı yahut bağdaşmasının zor olduğu” (s. 78) hükmüne varılmıştır. “Sonuç” kısmındaki ifadelerden, esasen hadis metnindeki orta cümlenin reddedildiği anlaşılıyorsa da, sened itibariyle rivayet zincirine getirilen eleştiriler dikkate alındığında, metnin bütününün “hadis olmama” ithamıyla karşı karşıya kaldığı görülecektir. Yazara göre “Hz. Peygamber’in hayatında tatbik etmediği ve edilmesini tavsiye etmediği, fakat ona isnad edilen bazı sözler” (s. 54) kapsamında görülen bu metin, “Müslümanların kendilerinin takip ettikleri bir eğitim metodunun Hz. Peygamber’e isnad edilerek rivayet formuna dönüşmüş ve hadisleştirilmiş” (s. 72) halidir.

Sayın Ertürk’ün hadis üzerindeki yer yer kesin olmayan yargıları; “Hz. Peygamber’in sünnetine aykırı olmayabilecek makul herhangi bir çözüm” bulmaya çalışsa da “hadis ilmi ve usûlünün buna fırsat vermediğini” belirtmesi (s. 72, dn. 108), okuyucunun zihninde ister istemez açık bir kapı bırakmaktadır[6]. İşte biz kendisinin tahlîlini -hoşgörüsüne sığınarak- tahlîl edeceğemiz bu yazıda, açık bırakılan o kapıdan girerek ikinci bir değerlendirme denemesi yapacağız. Bunu yaparken de, yazarla aynı yoldan yürüyecek, ancak meseleye farklı bir pencereden bakacağız.


[1] Bkz. İlkiyâ Deylemî, Şîraveyh b. Şehredâr, el-Firdevs bi Me’sûri’l-Hitâb, Beyrut 1986, II/404, no. 3795. Nevevî “et-Tenkîh”de hadis için “münker ve bâtıl” diyorsa da, İbn Hacer onun bu hükmünü doğru bulmayarak hadisin “mürsel”, râvîlerinin de “sika” olduğunu söylemektedir. Bkz. et-Telhîsu’l-Habîr fî Ehâdîsi’r-Râfiıyyi’l-Kebîr, Medîne 1964, I/173.

[2] Örnek olarak bkz. Cessâs, Ebû Bekr Ahmed, Ahkâmü'l-Kur'ân, Beyrut 1405, V/365; Kurtubî, Ebû Abdillah Muhammed, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân, Kâhire 1372, XVIII/195; İbn Kesîr, Ebu’l-Fidâ İsmâil, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Beyrut 1401, IV/392.

[3] Tahrîm, 66/6. Pek çok âyetiyle aile reîsini terbiyeden sorumlu tutan Kur’ân-ı Kerîm, “Ehline namazı emret; kendin de ona sebat ile devam eyle” (Tâhâ, 20/132) buyruğuyla namaz eğitimine dikkat çeker. Zira müslüman olanla olmayanı birbirinden ayırırken bir alâmet-i fârika olarak “namaz”ın zikredildiği: “Günahkârlara; sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir? diye sorarlar. Onlar şöyle cevap verirler: Namaz kılanlardan değildik…” (Müddessir, 74/43) ve “Nihayet onların (İsrailoğullarının) peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar, nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride (Cehennem’deki Gayyâ vâdîsine atılarak) hüsrâna uğrayacaklar” (Meryem, 19/59) gibi âyetler, kurtuluşun önce âileden başlaması gerektiğine atıf yapan ilk âyetin gerekçesidirler. Tahlilimize konu olan hadis metninin Tahrîm Sûresi’ndeki âyetin tefsiri sadedinde kaydedilmesi ise, çocuğun te’dîbi çerçevesinde başvurulması gereken her yöntemin, onu gelecekte ateşten koruyacak bir mahiyet taşımasından ileri gelmektedir. Krş. Nevevî, Ebû Zekeriyyâ Yahyâ, el-Mecmû (Şerhu’l-Mühezzeb), Beyrut 1996, III/12.

[4] Yıl: 2, sayı: 2, güz 2002, ss. 53-79.

[5] Yazarı, çocuğun dînî eğitiminde kullanılan bir hadisi tahlîle sevkeden sebepler arasında, “Kutlu Doğum Haftası” münasebetiyle 2000 yılında katıldığı panellerde sorulan sorular (s. 77, dn. 127) ve bazı gazetelerin fıkıh köşelerinde yer alarak günlerce medyada polemik konusu olan yazılar (s. 55, dn. 7) sayılabilir. Gerçekten de, 2001 yılının Temmuz ayında bir gazetenin köşe yazarının “Dînî Eğitime Başlama Yaşı” başlıklı yazısı etrafında fırtına koparılarak konu ekranlara taşınmış, özellikle de Yaşar Nuri Öztürk ile yapılan röportajlar uzun süre gündemi meşgul etmişti. Bu vesileyle belirtelim ki Öztürk, 8 Temmuz 2001 tarihli Star Gazetesi’ndeki köşesinde “Namaz Kılmayanlara Yaptırım Uygulanır mı?” başlığıyla yayımlanan yazısında; “Namazla ilgili olarak İslâmın gerçek kabûlünü, Hz. Ali’nin şu sözlerinden daha güzel açıklayacak bir söz bulunamaz: ‘Namazı gücünüz yettiği kadar kılın. Şu bir gerçek ki, Allah namaz için kimseye azap etmeyecektir.’ (İbn Hemmâm, el-Musannef, 3/78). Bir, ‘Konuşan Kur’an’ ünvanlı Hz. Ali’nin sözüne, bir de fıkıh kitaplarında kurallaştırılanlara bakın! Ve bu dînin ne hâle getirildiğini bir kez daha düşünün!” diyerek tehlikeli bir tahrifin altına imza atmıştır. Zira, Musannef’te “Duhâ Namazı” babında yer alan ve İbn Cüreyc’in Ca’fer b. Muhammed’den, onun da Hz. Ali’den naklettiği 4865 no’lu mevkuf haberin doğru tercümesi şudur: “Hz. Ali’ye, insanların ihdâs ettiği bu namazdan (kuşluk namazından) bahsedilince şöyle derdi: Gücünüz yettiği kadar kılın! Allah, namaz yüzünden (fazladan namaz kıldınız diye) azab etmez (fe innallâhe lâ yüazzibü ale’s-salâti)”. Son cümlenin sıhhatli tercümesinin böyle olması gerektiğine delil, aynı eserdeki 3467 no’lu yine Hz. Ali’ye ait bir diğer rivayettir. Bkz. San’ânî, Ebû Bekr Abdü’r-Rezzâk b. Hemmâm, el-Musannef, Beyrut 1403, III/78;  II/305.

[6] Yazar hadisin metin yönünden tahlîlini yaparken, “metnin muhtevâsını değerlendirmede varılan sonucun değeri bir bakıma değerlendirenin kendisiyle de alâkalıdır... Dolayısıyla metin tahlîlinde de varılacak sonuçlar ve verilecek hükümler içtihâdî olmaktan öteye gidememektedir... Varacağımız sonuç elbette içtihâdî olacaktır” (s. 64) diyerek, bir yandan başka metin yorumlarına imkân tanımakta, diğer yandan sened yönünden yaptığı tahlîlin de içtihâdî olup değişmez olmadığını imâ etmektedir. Bu imâya dair bir ipucu, sahih hadisin tarifi ve şartlarıyla ilgili değerlendirmelerin içtihâdî olduğunu belirttiği satırlarda göze çarpmaktadır. Bkz. s. 55, dn. 8.