|
ÇOCUĞUN NAMAZ EĞİTİMİ İLE İLGİLİ BİR HADİS TAHLÎLİNİN TAHLÎLİ
Ahmet Tahir DAYHAN
“Marife”nin önceki sayılarında (Yıl: 2, sayı:
2, güz 2002, ss. 53-79) Doç. Dr. Mustafa Ertürk
imzasıyla yayımlanan “Çocuğun Dînî Eğitiminde
Kullanılan Bir Hadîs ve Tahlîli” başlıklı
makaleyi eleştirel bir bakış açısıyla değerlendiren
bu yazı, “Çocuklarınız yedi yaşına geldiğinde
onlara namazı emrediniz; on yaşına geldiklerinde
namaz kılmazlarsa dövünüz...” hadisini, sened ve
metin açısından yeniden ve daha dikkatli bir biçimde
incelemeyi hedeflemiştir. Yazar, sözkonusu hadis içerisinde
yer alan ve namaz kılmaması halinde çocuğun dövülebileceğine
dair emri içeren cümleler hakkında; “Hz.
Peygamber’in sünnetiyle bağdaşmadığı, Hz.
Peygamber’e isnad edilerek rivayet formuna dönüştüğü
ve hadisleştirildiği” hükmünü vermiştir. Ancak
aşağıdaki eleştiri yazısı, istisnâî durumlar için
sadece ebeveyne ayrıcalık tanıyan önemli bir
tavsiye içeren hadisin, teknik açıdan birbirini
destekleyen sağlam senedlere sahip “sahih” bir
rivayet olduğunu, kendisine canlı bir gelenek
halinde eşlik eden “amel” ile de asırlar boyu
desteklenerek “vâkıâ”ya uygunluk arzetttiğini,
altı İslâm mezhebinin fıkhî görüşleri
ışığında ispatlamaya; ayrıca hadis metnindeki
mesajın, modern eğitim metodlarıyla –iddia edildiğinin
aksine- çelişik bir durum arzetmediğini göstermeye
çalışmaktadır.
***
İçinden
geçerken fikrî sancılarımızı, ilmî kaygılarımızı
da hamuruna karıştırdığımız, hatta onları
mayalaştırarak kabarttıkça kabarttığımız;
“zor zaman” denilebilecek çalkantılı ve buhranlı
bir süreci yaşıyoruz. Kur’an ve Sünnet, bu sürece
dinî düşüncenin etkisiyle müdahil olan ve
platforma hakem olarak taşınan iki önemli uyarıcı.
Uyarıcıların
“tedkik” aşamasında doğru okunması ve anlaşılması
kadar, “takdim” tarzına da ayrı bir özen ve
dikkat gerekiyor. Ancak tam da bu noktada bazen,
sosyal yapı ve mevcut konjonktür araya girerek
yoruma el koyuyor; sunuma biçim vererek hüküm
yetkisine ortak oluyor. Bir bilinç sekmesi, sayısız
testten başarıyla geçerek kalıplaşmış “klasik
usûl”ü; değişim anaforunda oradan oraya savrulan
“modern söylem”e kurban ederek ve ona ait yeni ölçüler
uğrunda hizmete sunarak arz-ı endâm ediyor.
Arkaplandaki bu sessiz ve kışkırtıcı dürtüyü,
bazen sadece hissederek ve sezerek kavrıyorsunuz.
Sezseniz bile karşı duramadığınız, yenik düşerek
teslim olduğunuz zamanlar da oluyor. Öyle sanıyoruz
ki bu, şu sıralar İlahiyat câmiamızın ortak
kaderi.
Ondört
asırdan uzun bir zamandır İslâm toplumunun en küçük
bireyleri olan çocuklara, namaz gibi “dînin direği”
addedilen bir ibadetin eğitimi yolunda uygulanagelen
ve Hz. Peygamber tarafından telkin edilen bir çift
nasihatin bu rüzgardan hissesine düşen payı aldığını
görüyoruz. Pekçok müfessirin
“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı
insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun!”
ayetinin tefsiri münasebetiyle özellikle yer
verdikleri hadis şöyle:
“Çocuklarınız
yedi yaşına geldiğinde onlara namazı emrediniz; on
yaşına geldiklerinde namaz kılmazlarsa dövünüz...”
“Marife”nin
bundan önceki bir sayısında
Doç. Dr. Mustafa Ertürk imzasıyla yayımlanan “Çocuğun
Dînî Eğitiminde Kullanılan Bir Hadîs ve Tahlîli”
başlıklı yazıda sözkonusu hadis; sened, metin, lâfız,
mânâ, Nebevî Sünnete ve pratiğe uygunluk,
Psikoloji ve Modern Din Eğitimi’nin verilerine
uygunluk gibi açılardan tahlil ve tenkide tabi
tutulmuş,
netice itibariyle, “Hz. Peygamber’den nakledildiği
söylenen” bu rivayet içerisinde yer alan ve namaz
kılmaması halinde çocuğun dövülebileceğine dair
emri içeren cümlelerin, “Hz. Peygamber’in sünnetiyle
bağdaşmadığı yahut bağdaşmasının zor olduğu”
(s. 78) hükmüne varılmıştır. “Sonuç” kısmındaki
ifadelerden, esasen hadis metnindeki orta cümlenin
reddedildiği anlaşılıyorsa da, sened itibariyle
rivayet zincirine getirilen eleştiriler dikkate alındığında,
metnin bütününün “hadis olmama” ithamıyla karşı
karşıya kaldığı görülecektir. Yazara göre
“Hz. Peygamber’in hayatında tatbik etmediği ve
edilmesini tavsiye etmediği, fakat ona isnad edilen
bazı sözler” (s. 54) kapsamında görülen bu
metin, “Müslümanların kendilerinin takip
ettikleri bir eğitim metodunun Hz. Peygamber’e
isnad edilerek rivayet formuna dönüşmüş ve
hadisleştirilmiş” (s. 72) halidir.
Sayın
Ertürk’ün hadis üzerindeki yer yer kesin olmayan
yargıları; “Hz. Peygamber’in sünnetine aykırı
olmayabilecek makul herhangi bir çözüm” bulmaya
çalışsa da “hadis ilmi ve usûlünün buna fırsat
vermediğini” belirtmesi (s. 72, dn. 108),
okuyucunun zihninde ister istemez açık bir kapı bırakmaktadır.
İşte biz kendisinin tahlîlini -hoşgörüsüne sığınarak-
tahlîl edeceğemiz bu yazıda, açık bırakılan o
kapıdan girerek ikinci bir değerlendirme denemesi
yapacağız. Bunu yaparken de, yazarla aynı yoldan yürüyecek,
ancak meseleye farklı bir pencereden bakacağız.
|