|
İSLAM HUKUKUNDA YORUM: İCTİHÂD TEORİSİ
Bernard WEISS - Çeviren: Menderes GÜRKAN
İslam geleneği,
iyi bir hayatta kutsal hukukun veya şeriatın merkezîliği
üzerinde önemle durur. Aynı zamanda, İslam geleneği
benzer önemle şunu da belirtir; kutsal hukuk,
insana, hazır, pasif bir şekilde ulaşılmış ve
elde edilmiş olarak verilmez. Aksine, aktif olarak
kendisinin bilgi kaynaklarını oluşturan kutsal
metin temelleri üzerine yapılandırılmak durumundadır.
Kutsal hukuk, insan davranışlarına yön vermek için
Tanrı’nın emrettiği kurallar bütünüdür, yani
şer’î hükümlerin tamamıdır. Tanrı tarafından
olsa da, bu kuralların çok azı kesin bir şekilde
kişinin rahatlığı için ayrıntılarıyla açıklanmıştır,
öte yandan insan, hukukun kaynakları yardımıyla
bunları çıkarma görevini üstlenmiştir. İslam’da
standart bir mecaz olarak, kuralların bizzat kendisi
asıllardan, yani kaynaklardan elde edilen ürün semere
veya dallar furû’dur. Sadece kaynaklar
verilir; furû’ ve semere ise çıkarılmak zorundadır,
bunun yapılması için, yukarıdaki mecazı devam
ettirerek insanın çiftçiliği diyebileceğimiz
ilgiye ihtiyaç duyulur.
İslam
hukukunda, hukuk ile hukukun kaynakları arasındaki
ayırım çok dikkatli bir şekilde korunur. Bu ayırım
şunu belirtir ki; ilâhî kaynaklı kuralların bütünü
olarak kutsal hukuk büsbütün dinî metinlerden ayrılmış
değildir. Şayet ayrı olmuş olsaydı, dinî
metinler hukukun kaynakları olmayacaktı, aksine
hukukun kendisi olacaktı ve ilâhî olarak verilmiş
bir hukuk kodunu oluşturacaktı. Gerçekte, bir kural
olarak dinî metinler tam hukukî anlamıyla yani bir
kanunun veya benzer bir şeyin hukuku ifade ettiği
anlamda, kanunu ifade etmez. Mamafih, bunlar hukuku da
içerisine alırlar. Hukuk, eskiden de olduğu gibi,
bazen kesinlik arz etmeyen ve kapalı kutsal metin
ifadeleri içerisinde saklı olduğu için, bu
metinlerden çıkarıldığı söylenebilir, bundan
dolayı da kutsal metinler bizzat hukuk olmaktan çok
hukukun kaynakları olarak kabul edilir.
Hukuk
kaynaklarından meşru’ kuralları türetme veya
elde etme istinbât ve istismâr süreci, bir
insan aktivitesi olma özelliğine atıfla, ictihâd
diye adlandırılır. Lügat anlamıyla ictihâd, çaba
ve gayret demektir. Hukukî anlamda ise, hukukçunun,
kaynaklarda bulunan delili esas alarak bir hukuk kuralı
formüle etme çabasına denir. İctihâd taklîd veya
yansıtmadan farklıdır. Taklîd, bir kişinin
kaynaklardan doğrudan çıkarılan bir delile değil
de bir başka hukukçunun otoritesine bağlı olarak
bir kuralı kabul etmesi anlamına gelir. İctihâd
terimine yüklenen esas anlam, hukukçunun büyük bir
çabayı içeren gayretidir ki; bu nokta ileride ayrıntısıyla
ele alınacaktır. İctihâd, batı hukukunda kabaca
yorum (interpretation) diye isimlenen şeye tekabül
eder. Elbetteki bu iki terim tam eşit değildir, çünkü
bunların sözlük anlamları farklıdır ve ictihâd
normalde yorumun ihtiva etmediği bir aktiviteyi de içerisine
alır. Her şeye rağmen ikisi arasında kesin bir
uygunluk vardır, çünkü ictihâdda bulunurken
yerine getirilen aktivitelerin büyük kısmı gerçekte
yorumsal aktivitelerdir. Kabul edilen bir kaynaktan
bir kural çıkarmaya teşebbüs etmek kaynağın
yorumlanması işine benzer. Diğer taraftan, tefsîr
ve te’vîl gibi kendisini yorum
benzerleri gibi gösteren bu iki Arapça terim, gerçekten
modern Arapça’da olmasa da klâsik Arapça’da öyle
anlamlara sahiptirler ki; bunlar, burada kastedilen
geniş anlamda hukukî yorumun anlamından daha çok
özelleşmiştir.
Tam
anlamıyla söylemek gerekirse, yorumlanan şey hukuk
olmayıp hukukun kaynaklarıdır. Tam olarak kuralları
içeren, konularına göre sıralanmış ve tamamlanmış
haliyle hukuk, hukukî yorumun sonuçlarıdır; yani
hukuk yorum sürecinin başında değil sonunda
bulunur. Henüz, kaynakları yorumlayan kişi için
hukuk yapan anlamında konuşmak doğru değildir.
Yorumcuyu, hukuku ortaya çıkaran kişi olarak değerlendirmek
daha çok uygundur. İctihâd teorisi şunu gerektirir
ki; kuralları belirleme süreci, tam sarih olmayıp
ama mevcut olan şeyi açıklama sürecidir. Prensip
olarak, Müslüman hukukçu asla kural üretmez; o, hâlihazırda
Tanrı tarafından emredilen veya kaynaklarda gizli
tutulan kuralları formüle eder veya etmeye çalışır.
Tanrı’nın ideal hukukunu oluşturan bu kurallar,
nesnel olarak bütün bir hukukî çabanın üstünde
ve ötesinde vardır.
|