ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Ömer Menekşe: OSMANLI’DA ZİNA CEZASI OLARAK RECM
İsmail Çalışkan: KUR’AN VE TEFSİR ARAŞTIRMALARINDA BATILI YAKLAŞIMDA DEĞİŞİM VE BALJON
Ahmet Tahir Dayhan: ÇOCUĞUN NAMAZ EĞİTİMİ İLE İLGİLİ BİR HADİS TAHLÎLİNİN TAHLÎLİ
Nihat Dalgın: SOSYAL DEĞİŞİM VE İSLAM HUKUKU
Ejder Okumuş: TANZİMAT HAREKETİ'NE MUHALEFET
Yusuf Ziya Keskin: BUHÂRÎ'NİN et-TÂRÎHU'L-KEBÎR'İNE YÖNELİK TENKİTLER
Ahmet Bostancı: ÜRDÜN AHVÂL-İ ŞAHSİYE (HUKÛK-I ÂİLE) KANUNLARINDA OSMANLI TESİRİ
Doğan Kaplan: FUAT KÖPRÜLÜ’YE GÖRE ANADOLU ALEVİLİĞİ
Ahmet Erkol: EŞ‘ARÎ DÖNEMİ ARAP DÜŞÜNCE BİÇİMİ VE EŞ‘ARÎ DÜŞÜNCESİNDE ŞÂFİÎ’NİN ETKİSİ
Bernard Weiss Çeviri: Menderes Gürkan: İSLAM HUKUKUNDA YORUM: İCTİHÂD TEORİSİ
Dr. Norman Calder Çeviri: Muammer İskenderoğlu: İSLAM ORTODOKSLUĞUNUN SINIRLARI
Hasan Hanefî Çeviri: Fethi Ahmet Polat: “EDEBÎ FORMLAR TARİHİ” EKOLÜ [AHDİCEDİT HERMENÖTİĞİNE GİRİŞ]
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Celaleddin Çelik: KURUMSALLAŞMA VE CEMAATLEŞME ARASINDA GÖÇMEN KİMLİĞİ

 
NOSTALJİ:

Mustafa Özel: MİDHAT PAŞA’NIN BESMELE VE FÂTİHA TEFSİRİ

  makaleler


TANZİMAT HAREKETİ'NE MUHALEFET

Ejder OKUMUŞ

Bu çalışmada, 1839-1856 yıllarını kapsayacak biçimde Tanzimat Hareketi'ne muhalefet ve bu muhalefet çerçevesinde ulemanın tavrı ele alınarak Osmanlı'nın Tanzimatlı yıllarında din ve ulemanın toplumsal değişim karşısında nasıl bir tutum içerisine girdiği hususu ele alınmaya çalışılmaktadır.

1. Din, Muhalefet ve Muhalefetin Tipolojisi

Tanzimat Devleti, 1839-1856 yılları arasında açık, örgütlü bir muhalefet hareketine şahit olmasa da[1] halk tabanında Tanzimat’a karşı duyulan rahatsızlıklar, bağımsızlık ve milliyetçilik çabaları, bazı yönetici zevatın Tanzimat’tan hoşnutsuzlukları, çevrede âyân ve çok az sayıda ulemanın Tanzimat’a karşı tavırları, bazı ikaz, itiraz, protesto ve isyanlar vb. çerçevesinde Osmanlı topraklarında devlete veya devlet politikasına karşı hareketlerden söz edebiliriz. Aşağıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Tanzimat Hareketi’nin Osmanlı tarihi açısından önemli bir sonucu, yukarıdaki olayların da etkisiyle Türkiye’de modern anlamda muhalefet hareketine zemin hazırlamasıyla kendini göstermektedir. Osmanlı siyasî hayatında, Tanzimat’a kadar iktidara karşı kurumlaşmış meşrû bir muhalefet kavramından söz etmek çok zor görünmektedir. Ulemanın devleti denetleme mekanizması, Yeniçeri Ocağı’nın devlete müdahaleleri, bazı tarikat hareketleri, bazı itiraz ve isyanlar gibi olaylar söz konusu olmuşsa da esasen devletin kendi meşrûiyet sınırları içinde alternatif politikalarla ortaya çıkmış örgütlü bir muhalefetin gerçekleşmediği söylenebilir. Bunun nedenleri,[2] ayrı bir araştırma konusu olacak kadar önemli bir konu olduğundan burada ele alınamasa da son tahlilde Tanzimat’ın Türkiye’de modern anlamda devlete muhalefet olgusunun temelini attığını söylemek mümkündür.

Her hâlükârda biz, 1839-1856 yılları arasında Osmanlı yönetiminin Tanzimat politikalarına karşı olumsuz tepkileri, ferdî ve sessiz itirazları, isyanları, bağımsızlık ve milliyetçilik hareketlerini, bazı protesto hareketlerini, gayrimüslim cemaatlerin bazı konularda gösterdikleri karşı tavırları, bazı Müslüman halkın itirazlarını, Tanzimat Hareketi’ne muhalefet olarak adlandırmakta bir beis görmemekteyiz.

Tanzimat Dönemi Osmanlı Devleti veya yönetimine ya da Osmanlı Devleti’nin Tanzimat uygulamalarına karşı gösterilen muhalefetin ayrıntısına girmeden önce bazı kavramları birbirinden ayırt etmemiz gerekmektedir:

İkaz, itiraz, protesto, isyan gibi isimlendirmelerle bütün bunları da içine alacak şekilde muhalefet kavramının farklı yönlerinin ortaya çıkması bakımından bazı işaretlerde bulunmak faydalı olabilir.

Siyasî ve sosyal platformda ikaz, mevcut örgütün, cemaatin, toplumun ya da devlet düzeninin bütün veya bazı görüş, inanç ve uygulamalarına ferdî veya kolektif olarak, geçici ya da sürekli bir biçimde, sert/radikal veya yumuşak, aktif ya da pasif uyarılarda bulunmaya gönderme yapar. Aynı çerçevede karşı davranış, söylem veya icraatlarıyla mevcut uygulamaların yapıldığı şekliyle olmaması gerektiğini ifade ederse itiraz olurken, itiraz bir şekilde karşı davranışlarla açıktan açığa bir ret hareketine dönüştüğünde protesto adını alır. Bu üç olgudan ikaz, dikkat edilirse içerden bir muhalefettir. İtiraz ve protestonun ise hem iç hem de dış boyutları olabilir. Yani mevcut durumu benimseyerek bazı yönlerine itiraz ve protesto yapılabileceği gibi benimsenmeden dışarıdan bir biçimde de yapılabilir.

İsyan ise bu üçünden farklı bir biçimde ve üçünü de kapsamına alacak şekilde mevcut devlete, yönetime, topluma, hareket ve uygulamalara bir karşı koyuş ve baş kaldırı hareketi olarak tarif edilebilir.

Görüleceği üzere gerek ikaz, itiraz ve protesto, gerekse isyan, muhalefet şemsiyesi altına sokulabilir. Başka bir ifadeyle söz konusu olgular, muhalefetin (opposition, muârada) farklı cephe ve yöntemlerini ifade etmektedirler.

Söz konusu muhalefet biçimlerine Osmanlı Devleti ve Tanzimat Hareketi bağlamında baktığımızda, dinî yönleri dikkat çekmektedir. Müslim ve gayrimüslimlerden oluşan Osmanlı toplumu, dinî bir yapılanmaya sahip olduğuna göre Tanzimat’a yapılan muhalefetlerin de dinî özelliklerinin olması doğal, hatta bir bakıma zorunludur. Dolayısıyla yukarıdaki olguları, dünyevî meşrûiyet alanlarından da yararlanmakla veya seküler yönleri bulunmakla birlikte, gerek Müslümanlar, gerekse Müslüman olmayan cemaatler plânında, dinî ikaz, dinî itiraz, dinî protesto,[3] dinî isyan ve dolayısıyla dinî muhalefet olarak vasıflandırabiliriz. Dinî ikazı İslamî toplumlarda en iyi karşılayan ifade veya olgu, belki de emr bi’l-ma‘rûf nehy ani’l-münker ilkesiyle ıslah hareketidir. Bu hareket, İslam dünyasında ve Osmanlı Devleti’nde İslam hukuku çerçevesinde kurulan Hisbe teşkilatıyla da açık ve örgütlü bir biçimde ortaya çıkmıştır. Ayrıca dinî ikaz, itiraz ve protestoyu da içerecek biçimde İslam toplumlarında tecdîd ve ihyâ hareketlerinden de muhalefet hareketleri olarak bahsetmek mümkündür.

İsyan hariç diğer bütün varyantlarıyla muhalefet hareketleri, içinden çıktığı siyasî ve sosyal birliğin içinde kalarak bir takım faaliyetlerde bulunabilecekleri gibi, radikal ve aktif biçimlerde kendini göstererek ana birlik veya bünyeden i‘tizâl edebilir ve bağımsız bir grup, toplum veya devlet olabilirler. İsyan söz konusu olduğunda ise isyan hareketi, başarılı olup mevcut duruma hâkim olursa, aynı sistemi veya yapıyı farklı şahıslarla sürdürebileceği gibi ideolojisi, inancı, ritüelleri farklı yeni bir sistem de kurabilir.

İslam toplumlarında muhalefet olgusunun geçerliliği (validity), meşrû görülmesine bağlıdır. Bu çerçevede ikaz, itiraz, protesto gibi muhalefet biçimlerinin, halife, halife-sultan veya toplum katında meşrû görülebilmesi için de İslamî sınırlar içinde yer almaları, İslam’ın temel prensiplerine göre hareket etmeleri şarttır. Bu yönüyle aslında İslam’da ve İslam toplumlarının yönetiminde muhalefet, dine aykırı olan her şeye karşı çıkış olarak tespit edilebilir. Bu anlamda da İslam toplumunda her Müslüman fert, grup veya cemaat, yönetici ve yönetilen, potansiyel olarak muhalefet etme hakkına sahiptir. Biat, şûra ve emr bi’l-ma‘rûf nehy ani’l-münker prensipleri, doğal olarak Müslümanlara bu hakkı tanımaktadır.[4]

Hülasa diyebiliriz ki devlet, sultan veya yönetici, meşrûiyetini temelde dinden sağladığı gibi muhalif cephe veya cepheler de meşrûiyetlerini dinden elde etmek zorundadırlar. Bir olgu olarak muhalefet, İslam toplumunun çerçevesi içinde yer alır; dine dayanmak ve meşrûluğunu dinden alarak kendisini haklılaştırmak zorundadır. “İslam idealizminin gerçekleştirmek için siyasî toplumda yaşama zaruretinden doğan siyasî bir olgu” olarak muhalefet,[5] eğer mevcut halifeyi, halife-sultanı, yönetimi ya da yönetici seçkinleri, yerlerinden uzaklaştırıp yerine kendisi geçmek istiyorsa, o durumda toplumu, mevcudun meşrûiyetini yitirdiğine dair ikna etmesi veya toplumun bunu bizzat görmesi ve muhalefetin kendisinin de bu meşrûiyetin kendisine geçtiğini kanıtlaması gerekmektedir. Aksi halde muhalefet de meşrû addedilmez ve ona da muhalif bir hareket yönelebilir. İslam toplumunun varlığının korunması bu çerçevede bir muhalefeti gerekli kılar. Fârâbî’nin erdemli şehir,[6] Erich Fromm’un sağlıklı toplum[7] nitelemesinden yararlanarak bu muhalefete İslamî toplumlar bağlamında erdemli veya sağlıklı muhalefet, buna uymayana ise erdemsiz veya sağlıksız-patolojik muhalefet diyebiliriz.

Bu noktada İslam tarihinde ve tarihçiliğinde kendini gösteren fitne olgusuna işaret etmek yararlı olabilir. İslam toplumu içinde ortaya çıkan muhalefet hareketleri meşrûiyetlerini kazanmışlarsa, sağlıklı muhalefet olarak toplum ve devlet katında olumlu bir makamda yerlerini alırlar; ancak sağlıksız bir muhalefet söz konusuysa, bu bir fitne olarak addedilir.[8] Osmanlı tarihçileri de bu fitne türünden muhalefet olgusuna işaret ederler. Devlete karşı yapılan muhalefet, özellikle isyan biçiminde kendini gösteren karşıt hareketler, Osmanlı tarihlerinde fitne olarak adlandırılarak mahkûm edilirler.[9] Hoca Sadeddin Efendi’nin, Naîma’nın, Cevdet Paşa’nın, Lütfî’nin vb. tarihlerinde bunu görmek mümkündür. Meselâ Tanzimat Dönemi tarihçisi Cevdet Paşa, Mekke ulemasının Tanzimat’a karşı giriştiği olaylı muhalefet hareketini (“ihtilâl teşebbüsü”nü[10]) fitne olarak adlandırmakta, Mekke Emiri Şerif Abdülmuttalib ve Mekke Reîsü’l-Ulemâ'sı Cemal Efendilerin fitne çıkardıklarını,[11] Cemal Efendi’nin Reîsü’l-Ulemâ iken reîs-i ehl-i fitne ve fesâd olduğunu söylemektedir.[12] Tabiî ki Mekke muhalefetini, Cevdet Paşa devlet tarihçisi olarak devlet gözlüğüyle değerlendirerek sağlıksız görmekte ve fitneyle eş değer kabul etmektedir.

Tanzimat Dönemi devlet yönetimine muhalefetle ilgili değinmemiz gereken bir husus da Müslüman toplumun içinden çıkan ikaz, itiraz veya protesto çabalarının, Batı’yla kurulan dolaylı ve dolaysız temaslar olarak ortaya çıkan akkültürasyon olgusunun doğurduğu batılılaşma ve dış gerilime karşı olumsuz tepki biçiminde kendini gösteren nativist girişimler olduğu konusudur. Nativist muhalefet çabaları, ithal edilen batı kültürüne karşı yerli kültür kalıplarının yeni düzenlenmesi, ihyâ edilmesi veya değişen şartlara uyarlanması ve sonuçta devletin çöküşten kurtarılmasına vesile olması gibi hususları savunan dinî, sosyal ve kültürel hareketler olarak tezahür etmişlerdir.[13] Bilindiği üzere anti-modernleşme ideolojisine sahip olan nativist hareketler, geleneksel kültürü savunurlar.[14] Belirtmelidir ki burada söz konusu olan yerlici muhalefet hareketlerinin yerliciliklerinde belirleyici olan, Osmanlı’nın geleneksel devlet yapısı ve hukukunun sürdürülmesi, yani şeriatın geçerliliğinin devam etmesi hususudur. Daha sonraki dönemlerde nativist hareketler bu tekil özelliğini kaybederek milliyetçilik ve İslamcılık olarak iki kanada bölünecektir.


[1] Tanpınar’a göre Abdülmecit devrinde açık bir muhalefet hareketi vuku bulmamıştır. Kuleli Vak’ası istisna edilirse devlet idaresi hakkında yapılan tenkitlerin ve kamuoyundaki hoşnutsuzluğun hareket halinde açık bir ifadesine tesadüf edilmez. Bkz. Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 2. bs., İÜEFY, İstanbul 1956, s. 189.

[2] Bilal Eryılmaz’a göre bunun nedeni, bütün devlet yetkilerinin padişahın şahsında toplanmış olması, sultanın halife sıfatıyla sahip olduğu dinî şahsiyeti ve batı ülkelerinin aksine devlet karşısında özerkliği olan dinî cemaat örgütlerinin bulunmamasıdır. (Bilal Eryılmaz, Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İşaret Yay., İstanbul 1992, s. 241) Ancak şunu da belirtmek gerekir ki ulemanın, devlete karşı denetleme mekanizması oluşturması, Osmanlı’da bir muhalefetten söz edilmesini haklı gösterecek boyutlara ulaşmıştır. Bunun ötesinde Osmanlı Devleti’nde açık örgütlü-kurumlaşmış bir muhalefet hareketinin bulunmayışı ya da çok sınırlı kalmasının önemli nedenleri olarak, devletin güçlü olmasını ve dolayısıyla toplumuyla problemlerinin olmamasını, bundan dolayı da mezkûr manada bir muhalefete girişilmemesini ve de muhalefetin meşrûiyeti meselesini kabul edebiliriz. Özellikle muhalefetin meşrûiyeti konusu, devletin varlığı ve devamının sağlanmasında dayandığı meşrûiyet kadar önemlidir. Temelde İslam hukukunun kabul edildiği Osmanlı Devleti’nde, nasıl devlet temelde meşrûiyetini dinden ve dinî faktörlerden alıyorsa, muhalefetin de aynı sınırlar içinde meşrûiyetini temelde dinden alması gerekir. Yani İslam’da muhalefet, meşrûiyetini, şer’î delillere dayanmak suretiyle kazanır. Bu yüzden muhalefet de muhalefetini yaparken, İslam’ı mevcut yönetimden daha iyi gerçekleştireceği iddiasıyla ortaya çıktığında meşrûiyet elde eder. (Bkz. Abdulhâlık Mustafa Nevin, İslâm Siyasî Düşüncesinde Muhalefet, Çev. Vecdi Akyüz, İz Yay., İstanbul 1990, s. 24). Osmanlılarda devletin güçlü olduğu dönemlerde mezkûr manada muhalefetin olmaması, muhalefette dinî meşrûlaştırımdan onay alamamak gibi bir düşünceden kaynaklanabilir.

[3] Dinî ikaz, itiraz ve protestonun, dinî grup ve cemaatler bağlamında sosyolojik anlam ve yorumları hakkında bkz. Joachim Wach, Din Sosyolojisi, Çev. Ünver Günay, İFAV Yay., İstanbul 1995, ss. 204-258.

[4]Bkz. A. M. Nevin, a.g.e., ss. 54-61. Bu çerçevede İslam toplumunda devlete itaat-meşrûiyet ilişkisi hakkında bkz. Bernard Lewis, İslam’ın Siyasal Dili, Çev. Fatih Taşar, Rey Yay., İstanbul 1992, ss. 141-176.

[5] A.e., s. 60.

[6] Fârâbî, el-Medînetü’l-Fâzıla, Çev. Nafiz Danışman, MEBY, İstanbul 1990.

[7] Bkz. Erich Fromm, Sağlıklı Toplum, Çev. Yurdanur Salman-Zeynep Tanrısever, 2. bs., Payel Yay., İstanbul 1990.

[8] A. M. Nevin, a.g.e., s. 59. İslam siyaset dilinde fitne kavramı için bkz. B. Lewis, a.g.e., s. 148.

[9] Bkz. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, Çev. Ömer Laçiner, 2. bs., İletişim Yay., İstanbul 1996, s. 29.

[10] C. Paşa, Tezâkir, c. 1, Haz. Cavid Baysun, 2. bs., TTKY, Ankara 1986, ss. 132, 139.

[11] A.e., c. 1, ss. 101-113.

[12] A.e., c. 1, s. 111.

[13] Bkz. Ali Coşkun, Osmanlı Dönemi Dinî “Kurtuluş” Hareketleri Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Marmara Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1996, ss. 211, 366; Anthony F. C. Wallace, “Revitalization Movements”, American Anthropologist, Sayı: 58, 1956, ss. 267, 278.

[14] P. L.Berger-B. Berger-H. Kellner, Modernleşme ve Bilinç, ss. 179, 176; Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri, 2. bs., İFAV Yay., İstanbul 1994, s. 117.