|
TANZİMAT HAREKETİ'NE MUHALEFET
Ejder OKUMUŞ
Bu çalışmada,
1839-1856 yıllarını kapsayacak biçimde Tanzimat
Hareketi'ne muhalefet ve bu muhalefet çerçevesinde ulemanın
tavrı ele alınarak Osmanlı'nın Tanzimatlı yıllarında
din ve ulemanın toplumsal değişim karşısında
nasıl bir tutum içerisine girdiği hususu ele alınmaya
çalışılmaktadır.
1.
Din, Muhalefet ve Muhalefetin Tipolojisi
Tanzimat
Devleti, 1839-1856 yılları arasında açık, örgütlü
bir muhalefet hareketine şahit olmasa da
halk tabanında Tanzimat’a karşı duyulan rahatsızlıklar,
bağımsızlık ve milliyetçilik çabaları, bazı yönetici
zevatın Tanzimat’tan hoşnutsuzlukları, çevrede
âyân ve çok az sayıda ulemanın Tanzimat’a karşı
tavırları, bazı ikaz, itiraz, protesto ve isyanlar
vb. çerçevesinde Osmanlı topraklarında devlete
veya devlet politikasına karşı hareketlerden söz
edebiliriz. Aşağıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı
üzere Tanzimat Hareketi’nin Osmanlı tarihi açısından
önemli bir sonucu, yukarıdaki olayların da
etkisiyle Türkiye’de modern anlamda muhalefet
hareketine zemin hazırlamasıyla kendini göstermektedir.
Osmanlı siyasî hayatında, Tanzimat’a kadar
iktidara karşı kurumlaşmış meşrû bir muhalefet
kavramından söz etmek çok zor görünmektedir.
Ulemanın devleti denetleme mekanizması, Yeniçeri
Ocağı’nın devlete müdahaleleri, bazı tarikat
hareketleri, bazı itiraz ve isyanlar gibi olaylar söz
konusu olmuşsa da esasen devletin kendi meşrûiyet sınırları
içinde alternatif politikalarla ortaya çıkmış örgütlü
bir muhalefetin gerçekleşmediği söylenebilir.
Bunun nedenleri,
ayrı bir araştırma konusu olacak kadar önemli bir
konu olduğundan burada ele alınamasa da son tahlilde
Tanzimat’ın Türkiye’de modern anlamda devlete
muhalefet olgusunun temelini attığını söylemek mümkündür.
Her
hâlükârda biz, 1839-1856 yılları arasında Osmanlı
yönetiminin Tanzimat politikalarına karşı olumsuz
tepkileri, ferdî ve sessiz itirazları, isyanları,
bağımsızlık ve milliyetçilik hareketlerini, bazı
protesto hareketlerini, gayrimüslim cemaatlerin bazı
konularda gösterdikleri karşı tavırları, bazı Müslüman
halkın itirazlarını, Tanzimat Hareketi’ne
muhalefet olarak adlandırmakta bir beis görmemekteyiz.
Tanzimat
Dönemi Osmanlı Devleti veya yönetimine ya da Osmanlı
Devleti’nin Tanzimat uygulamalarına karşı gösterilen
muhalefetin ayrıntısına girmeden önce bazı
kavramları birbirinden ayırt etmemiz gerekmektedir:
İkaz,
itiraz, protesto, isyan gibi isimlendirmelerle bütün
bunları da içine alacak şekilde muhalefet kavramının
farklı yönlerinin ortaya çıkması bakımından bazı
işaretlerde bulunmak faydalı olabilir.
Siyasî
ve sosyal platformda ikaz,
mevcut örgütün, cemaatin, toplumun ya da devlet düzeninin
bütün veya bazı görüş, inanç ve uygulamalarına
ferdî veya kolektif olarak, geçici ya da sürekli
bir biçimde, sert/radikal veya yumuşak, aktif ya da
pasif uyarılarda bulunmaya gönderme yapar. Aynı çerçevede
karşı davranış, söylem veya icraatlarıyla mevcut
uygulamaların yapıldığı şekliyle olmaması
gerektiğini ifade ederse itiraz olurken, itiraz bir
şekilde karşı davranışlarla açıktan açığa
bir ret hareketine dönüştüğünde protesto adını
alır. Bu üç olgudan ikaz, dikkat edilirse içerden
bir muhalefettir. İtiraz ve protestonun ise hem iç
hem de dış boyutları olabilir. Yani mevcut durumu
benimseyerek bazı yönlerine itiraz ve protesto yapılabileceği
gibi benimsenmeden dışarıdan bir biçimde de yapılabilir.
İsyan ise bu üçünden farklı bir biçimde ve üçünü de kapsamına
alacak şekilde mevcut devlete, yönetime, topluma,
hareket ve uygulamalara bir karşı koyuş ve baş
kaldırı hareketi olarak tarif edilebilir.
Görüleceği
üzere gerek ikaz, itiraz ve protesto, gerekse isyan,
muhalefet şemsiyesi altına sokulabilir. Başka bir
ifadeyle söz konusu olgular, muhalefetin (opposition,
muârada) farklı cephe ve yöntemlerini ifade
etmektedirler.
Söz
konusu muhalefet biçimlerine Osmanlı Devleti ve
Tanzimat Hareketi bağlamında baktığımızda, dinî
yönleri dikkat çekmektedir. Müslim ve gayrimüslimlerden
oluşan Osmanlı toplumu, dinî bir yapılanmaya sahip
olduğuna göre Tanzimat’a yapılan muhalefetlerin
de dinî özelliklerinin olması doğal, hatta bir bakıma
zorunludur. Dolayısıyla yukarıdaki olguları, dünyevî
meşrûiyet alanlarından da yararlanmakla veya seküler
yönleri bulunmakla birlikte, gerek Müslümanlar,
gerekse Müslüman olmayan cemaatler plânında, dinî
ikaz, dinî itiraz, dinî protesto,
dinî isyan ve dolayısıyla dinî muhalefet olarak
vasıflandırabiliriz. Dinî ikazı İslamî
toplumlarda en iyi karşılayan ifade veya olgu, belki
de emr bi’l-ma‘rûf
nehy ani’l-münker ilkesiyle ıslah hareketidir.
Bu hareket, İslam dünyasında ve Osmanlı
Devleti’nde İslam hukuku çerçevesinde kurulan Hisbe
teşkilatıyla da açık ve örgütlü bir biçimde
ortaya çıkmıştır. Ayrıca dinî ikaz, itiraz ve
protestoyu da içerecek biçimde İslam toplumlarında
tecdîd ve ihyâ hareketlerinden de
muhalefet hareketleri olarak bahsetmek mümkündür.
İsyan
hariç diğer bütün varyantlarıyla muhalefet
hareketleri, içinden çıktığı siyasî ve sosyal
birliğin içinde kalarak bir takım faaliyetlerde
bulunabilecekleri gibi, radikal ve aktif biçimlerde
kendini göstererek ana birlik veya bünyeden i‘tizâl
edebilir ve bağımsız bir grup, toplum veya devlet
olabilirler. İsyan söz konusu olduğunda ise isyan
hareketi, başarılı olup mevcut duruma hâkim
olursa, aynı sistemi veya yapıyı farklı şahıslarla
sürdürebileceği gibi ideolojisi, inancı, ritüelleri
farklı yeni bir sistem de kurabilir.
İslam
toplumlarında muhalefet olgusunun geçerliliği (validity),
meşrû görülmesine bağlıdır. Bu çerçevede
ikaz, itiraz, protesto gibi muhalefet biçimlerinin,
halife, halife-sultan veya toplum katında meşrû görülebilmesi
için de İslamî sınırlar içinde yer almaları, İslam’ın
temel prensiplerine göre hareket etmeleri şarttır.
Bu yönüyle aslında İslam’da ve İslam toplumlarının
yönetiminde muhalefet, dine aykırı olan her şeye
karşı çıkış olarak tespit edilebilir. Bu anlamda
da İslam toplumunda her Müslüman fert, grup veya
cemaat, yönetici ve yönetilen, potansiyel olarak
muhalefet etme hakkına sahiptir. Biat, şûra ve emr
bi’l-ma‘rûf nehy ani’l-münker prensipleri, doğal
olarak Müslümanlara bu hakkı tanımaktadır.
Hülasa
diyebiliriz ki devlet, sultan veya yönetici, meşrûiyetini
temelde dinden sağladığı gibi muhalif cephe veya
cepheler de meşrûiyetlerini dinden elde etmek
zorundadırlar. Bir olgu olarak muhalefet, İslam
toplumunun çerçevesi içinde yer alır; dine
dayanmak ve meşrûluğunu dinden alarak kendisini
haklılaştırmak zorundadır. “İslam idealizminin
gerçekleştirmek için siyasî toplumda yaşama
zaruretinden doğan siyasî bir olgu” olarak
muhalefet,
eğer mevcut halifeyi, halife-sultanı, yönetimi ya
da yönetici seçkinleri, yerlerinden uzaklaştırıp
yerine kendisi geçmek istiyorsa, o durumda toplumu,
mevcudun meşrûiyetini yitirdiğine dair ikna etmesi
veya toplumun bunu bizzat görmesi ve muhalefetin
kendisinin de bu meşrûiyetin kendisine geçtiğini
kanıtlaması gerekmektedir. Aksi halde muhalefet de
meşrû addedilmez ve ona da muhalif bir hareket yönelebilir.
İslam toplumunun varlığının korunması bu çerçevede
bir muhalefeti gerekli kılar. Fârâbî’nin erdemli
şehir,
Erich Fromm’un sağlıklı
toplum
nitelemesinden yararlanarak bu muhalefete İslamî
toplumlar bağlamında erdemli veya sağlıklı
muhalefet, buna uymayana ise erdemsiz veya sağlıksız-patolojik
muhalefet diyebiliriz.
Bu
noktada İslam tarihinde ve tarihçiliğinde kendini gösteren
fitne olgusuna işaret etmek yararlı olabilir. İslam
toplumu içinde ortaya çıkan muhalefet hareketleri
meşrûiyetlerini kazanmışlarsa, sağlıklı
muhalefet olarak toplum ve devlet katında olumlu bir
makamda yerlerini alırlar; ancak sağlıksız bir
muhalefet söz konusuysa, bu bir fitne olarak
addedilir.
Osmanlı tarihçileri de bu fitne türünden muhalefet
olgusuna işaret ederler. Devlete karşı yapılan
muhalefet, özellikle isyan biçiminde kendini gösteren
karşıt hareketler, Osmanlı tarihlerinde fitne
olarak adlandırılarak mahkûm edilirler.
Hoca Sadeddin Efendi’nin, Naîma’nın, Cevdet Paşa’nın,
Lütfî’nin vb. tarihlerinde bunu görmek mümkündür.
Meselâ Tanzimat Dönemi tarihçisi Cevdet Paşa,
Mekke ulemasının Tanzimat’a karşı giriştiği
olaylı muhalefet hareketini (“ihtilâl teşebbüsü”nü)
fitne olarak adlandırmakta, Mekke Emiri Şerif Abdülmuttalib
ve Mekke Reîsü’l-Ulemâ'sı Cemal Efendilerin
fitne çıkardıklarını,
Cemal Efendi’nin Reîsü’l-Ulemâ iken reîs-i ehl-i
fitne ve fesâd olduğunu söylemektedir.
Tabiî ki Mekke muhalefetini, Cevdet Paşa devlet
tarihçisi olarak devlet gözlüğüyle değerlendirerek
sağlıksız görmekte ve fitneyle eş değer kabul
etmektedir.
Tanzimat
Dönemi devlet yönetimine muhalefetle ilgili değinmemiz
gereken bir husus da Müslüman toplumun içinden çıkan
ikaz, itiraz veya protesto çabalarının, Batı’yla
kurulan dolaylı ve dolaysız temaslar olarak ortaya
çıkan akkültürasyon olgusunun doğurduğu batılılaşma
ve dış gerilime karşı olumsuz tepki biçiminde
kendini gösteren nativist girişimler olduğu
konusudur. Nativist muhalefet çabaları, ithal edilen
batı kültürüne karşı yerli kültür kalıplarının
yeni düzenlenmesi, ihyâ edilmesi veya değişen şartlara
uyarlanması ve sonuçta devletin çöküşten kurtarılmasına
vesile olması gibi hususları savunan dinî, sosyal
ve kültürel hareketler olarak tezahür etmişlerdir.
Bilindiği üzere anti-modernleşme ideolojisine sahip
olan nativist hareketler, geleneksel kültürü
savunurlar.
Belirtmelidir ki burada söz konusu olan yerlici
muhalefet hareketlerinin yerliciliklerinde belirleyici
olan, Osmanlı’nın geleneksel devlet yapısı ve
hukukunun sürdürülmesi, yani şeriatın geçerliliğinin
devam etmesi hususudur. Daha sonraki dönemlerde
nativist hareketler bu tekil özelliğini kaybederek
milliyetçilik ve İslamcılık olarak iki kanada bölünecektir.
|