|
MİDHAT PAŞA’NIN BESMELE VE FÂTİHA TEFSİRİ
Mustafa ÖZEL
Son dönem Osmanlı
tefsir tarihi üzerinde çalışırken,
karşımıza çıkan şahsiyetlerden biri de, Osmanlı’nın
kurumlaşmasında büyük etkisi ve önemi olan Midhat
Paşa’ydı. Paşanın, bir Fâtiha suresi tefsiri
olduğu bilgisine ulaşınca, uzun bir süre bu çalışmayı
elde etmek için uğraştık. Şehbenderzâde Filibeli
Ahmed Hilmi’nin (1865-1914) yayınladığı Hikmet
Gazetesi’nin, 25 Rabîu’l-Âhir 1328 tarihli, 3
numaralı sayısındaki (sayfa 2-3) “Midhat
Paşa Merhûmun Besmele ve Fâtiha Tefsîri” başlıklı
yazıyı okuyunca, Osmanlı devlet ricâlinin İslâm
kültür ve mirasına ne derece vâkıf olduğunu göstermesi
bakımından çalışmayı önemli bulup, tekrar neşretmeyi
yararlı gördük. Önce Midhat Paşa hakkında kısa
bir bilgi verip ardından, tefsire geçeceğiz.
Midhat
Paşa’nın Hayatı:
1822’de,
İstanbul’da doğdu. Asıl adı, Ahmet Şefik’tir.
10 yaşında hafız oldu. Fatih Camii’nde öğrenim
gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. Meclis-i Vâlâ
yazı işlerinde çalıştı. Önemli hizmetlerde
bulundu. 1864’te Tuna valiliğine getirildi.
1868’de Şûrâ-yı Devlet başkanlığı yaptı. Bağdat,
Edirne ve Selânik valiliklerinde bulundu. Adalet
bakanlığı, sadrazamlık yaptı. II. Abdülhamit’in
tahta çıkmasında ve Kânûn-i Esâsî’nin ilânında
önemli rolü oldu. 1881’de, Sultan Abdülaziz’in
öldürülmesinde parmağı olduğu gerekçesiyle
idama mahkûm edildi. Karar II. Abdülhamit tarafından
müebbet hapse dönüştürüldü. Taif’e sürgüne
gönderildi.
Üç
yıllık hapisten sonra, 1301/1884’te boğularak öldürüldü.
Besmele
Ve Fâtiha Tefsiri
[1] (Bismillâh)
Zât-ı
ecell-i a‘lânun
esmâ-i hüsnâ ve sıfât-ı
‘ulyâsı
vâsıtasıyla
melâbis-i
hudûs
ve imkânı
mütelebbis olan cemî‘
ekvândan
bizâtihî
müstağnî
ve mütevahhid ve müteferrid bulunan Cenâb-ı
Hak ki, mazâhir-i
esmâ
ve sıfâtı
olan ‘ibâdına
envâr-ı
ilâhiyyesini
ifâza
ve emr-i ma‘âşlarında
zilâl-i
‘inâyetini
imdâd
itmek hasebiyle (Rahmân),
ve yine ‘ibâd-i
mü’minîn,
lisân-ı
şer‘de
se‘îr
ve cahîm
ta‘bîr
olunan zulümât-ı
imkândan
tahlîs
ile ravzatü’r-rızâ
ve cennetü’t-teslîme
ihdâ
buyurdığı sebebiyle (Rahîm)dir.
Ânın ism-i celîliyle
bed’ iderim. (Bismillâh)
Cenâb-ı
Vâcibü’l-Vücûd’un
cemî‘
esmâ
ve sıfât-ı
ilâhiyyesine
şâmil
olan ismi, Allâh
ile bed’ iderim. Ol zât-ı
ecell-i a‘lâ
ki, safahât-ı
ekvân
üzerine tecelliyâtı
i‘tibârıyle
hakkında (Rahmân),
ve zât-ı
ahadiyyetinün tevhîdi
i‘tibârıyle,
‘ıbâdı
içün (Rahîm)dir.
[2]
(el-hamdü lillâhi
rabbi'l-‘âlemîn)
Cenâb-ı
Mün‘ım-i
hakîkînün
in‘âm
ve ihsânına
hâlen
ve makâlen
ve ezelen ve ebeden mu’terif olan ve zâir-i
kâinâtun
Mübdi‘
ve Hâlık-ı
hakîkîsine
müteveccihen lisânlarından
sâdır
olan hamd ü senâ,
cemî‘-i
esmâ
ve sıfâtı
câmi‘
olan Cenâb-ı
Hak içündür ki, ‘âlemi
ve ‘âlemde
bulunan cemî‘
mükevvenâtı
mürebbî
oldığı hasebiyle (rabbi'l-‘âlemîn)dir.
Zîrâ
Cenâb-ı
Hakk’un terbiye ve imdâdı
olmasa ve tarfetü’l-‘ayn
kadar vakıtda imdâd
ve terbiyesi munkatı‘
olsa, vücûd-ı
‘âlem
def‘aten
mahvolur.
|