|
“EDEBÎ FORMLAR TARİHİ” EKOLÜ [AHDİCEDİT HERMENÖTİĞİNE GİRİŞ]
Hasan HANEFÎ - Çeviren: Fethi Ahmet POLAT
Edebî formlar
tarihiyle ilgilenen ekol, bu asrın [geçtiğimiz asır]
yirmili yıllarında, on beşinci asırdaki dinî
reform süreciyle başlayan Avrupa bilincinin uzun süreli
evriminin ardından doğmuştur. Bu ekol, başlangıçta
Protestanlığın iman, zaman ve insan varlığıyla
ilgili görüşleri içerisinde ortaya çıkmış, ardından
hür Protestanlık, özgür teoloji ve diyalektik
teolojinin oluşmasına, en nihayet Tübingen
Okulu’nun gelişmesine katkıda bulunmuştur. Aynı
şekilde on altıncı yüzyıldaki reform çağında
olduğu gibi, modern bilim, insanın önceliği ve
geleneksel sistemlerin eleştirisi yöntemlerini
devralmış, on yedinci asrın iki karakteristiği
olan akıl ve analize dayanmıştır. On sekizinci asırda
Aydınlanma Felsefesi’ni etkilemiş ve Kutsal Kitap
kritiğinin başlaması, Kutsal Kitap’ın eleştiri
ve analize açık olması, en nihayet söz konusu eleştirel
yaklaşımın bağımsız bir disiplin haline
gelmesindeki etkenlerden birisi olmuştur. On
dokuzuncu asırda tarihselci okulun katkıları,
mukayeseli dinler tarihinin doğuşu ve bu ilmin Hıristiyanlığı,
kadim dinler çerçevesine dahil etmesi; Kutsal Kitap
ile özellikle Yunanca ve İbranice kadim edebiyat
arasındaki benzerliklerle ilgili olarak bu ilmin
verilerinden istifade edilmeye başlanmasıyla
birlikte, ‘kaynakların
kritiği’nden ‘türlerin
kritiği’ne ya da hadis ulemasının ıstılahına
göre konuşmak gerekirse ‘senet’ kritiğinden ‘metin’
kritiğine doğru bir kayma ile edebî eleştirinin bu
yeni okulunun kurucu unsurları da ortaya çıkmış
oldu. İşte bu yüzden bu yeni edebî ekol, ‘edebiyat
tarihi, edebî formlar tarihinden
ibarettir’ şeklindeki yaygın teoriye uygun
olarak edebiyat eleştirilerinden edebî formları ödünç
aldı ve kadim edebiyatta edebî ‘türler’le
ilgili araştırmalardan istifade etti. Hatta edebî
eleştiriyi mekân, dil, kavram, ifade ve anlamca
sabit olan metin araştırmasından; tarih içerisinde
sürekli aktif olan metin araştırmasına doğru geliştirmeyi
ve dönüştürmeyi de -yani edebî formların doğuşu
ve gelişimi, lâfızların ve ibarelerin sözlük
anlamlarının değişikliğe uğraması- başardı.
İlk
zamanlar hikâye ve şiir yaygındı. Daha sonra
ilgiler, gerek rivayet şeklinde gerekse sürekli örnek
olarak verilen fiilî bir uygulama şeklinde olsun,
dinî söylemin formlarından birisi olan rivayetlere
yöneldi. Daha sonra dikkatler rivayetlerden, folklor
edebiyatında olduğu gibi, mesellere yöneldi.
Buradan da bir edebî form olan tarih yazımına kaydı
ki bu Yunan ve İbranî edebiyatına ve Hıristiyanların,
tarihi bir eylem ve bir temsile dönüştürmesine
benzemekteydi. Nitekim edebî bir form olarak, son
derece sembolik olan “görü”
[Alman idealizminde ‘anlıksal
görü’. Mütercim.]
ortaya çıktı. En sonunda okul, Alman idealizmi ile
bilinci, âlemin mihveri ve kâinatın merkezi kabul
eden düşünce içerisinde gelişti. Bultman, Yeni
Kantçılardan Dibelius’la birlikte okulun
liderlerinden birisi ve Kantiyan kategorileri dinamik
ve bilinçsel temeller üzerinde araştırma işini üstlenen
Marburg Okulu’nun da kurucusu olmuştur. Bu okul aynı
zamanda, ‘Öncelikle
bilinçte var olmayan bir şeyin olguda gerçekleşmesi
mümkün değildir. Bilinç, toplum için hayatî bir
konuma sahip olduğundan kolektiftir. Bilinç özneler
arasındaki ilişkileri deşifre eder. Bilince çeşitli
sâikler yol gösterir. Görüntüleri vardır ve
olguyla ilişki içindedirler. Tarihin içerisinde
mevcudiyetini sürdürür ve kendisini dillerden
herhangi birisi ile ifade eder.’ şeklindeki
belirli bir felsefî tutuma dayanmaktadır. Zaten bu görüşleri
sebebiyle okul, Fenomenoloji’yi etkileyen düşünce
akımlarından birisi olmuştur.
|