ENGLISH Anasayfa  |  Editörden  |  Biz Kimiz?  |  Yayın İlkeleri  |  Sayılar  |  Abone  |  Linkler  |  Bize Yazın
MAKALELER:
Cağfer Karadaş: MU’TEZİLE KELÂM OKULUNUN OLUŞUM VE GELİŞİM SÜRECİ
Osman Aydınlı: MU’TEZİLE EKOLÜ TEŞEKKÜLÜ, İLKELERİ VE İSLÂM DÜŞÜNCESİNE KATKILARI
Hüseyin Hansu: MU’TEZİLE ARAŞTIRMALARINDA KAYNAK PROBLEMİ
Yüksel Macit: MU’TEZİLE’NİN FIKIH USÛLÜNDEKİ YERİ VE ETKİSİ
Mustafa Öztürk: MU’TEZİLE VE TEFSİR
Mustafa Demirci: MU’TEZİLE’NİN İSLAM MEDENİYETİNE KATKILARI -CEDEL-TERCÜME VE TABİÎ BİLİMLERDEKİ ROLÜ-
Ahmet Erkol: MU’TEZİLÎ DÜŞÜNCEDE DİNAMİZM VE MU’TEZİLE DÜŞÜNCESİNİN İSLAM TOPLUMUNU DÖNÜŞTÜRMEDEKİ ETKİSİ
M. Emin Maşalı: KÂDÎ ABDÜLCEBBÂR’A GÖRE DİLSEL DELÂLET
Abdullah Kahraman: MU’TEZİLÎ USULCÜ EBU’L-HÜSEYN el-BASRÎ’YE GÖRE BİLGİ KAYNAĞI VE DELİL OLARAK ÂHÂD HABER
Fethi Ahmet Polat: BİR İ’CÂZÜ’L-KUR’ÂN İDDİASI: SARFE
Mehmet Dağ: MU’TEZİLE MEZHEBİNE EHL-İ SÜNNET’İN İSNÂDI: ‘KIRÂATLAR, TEVKÎFÎ DEĞİL; İCTİHÂDÎDİR’ -Zemahşerî Özelinde Bir İddianın Değerlendirilmesi-
Zülfikar Durmuş: MU’TEZİLÎ MÜFESSİR ZEMAHŞERÎ’NİN MUHKEM VE MÜTEŞÂBİH’E İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN ANALİTİK İNCELEMESİ
Halil İbrahim Bulut: MU’TEZİLE MEZHEBİNDE NEDENSELLİK TARTIŞMALARI
Recep Ardoğan: MU’TEZİLE’YE GÖRE ALLAH’A İMAN KONUSUNDA AKLIN GÜCÜ VE SORUMLULUĞU
Kenan Yakuboğlu: MU’TEZİLE’DE BİLGİNİN KAYNAĞI VE DEĞERİ
Muhammed Hamidullah Çeviri: Şerafeddin Gölcük: EL-MU’TEMED’İN NEŞRİ DOLAYISIYLA MU’TEZİLE’NİN FIKIH YÖNTEMİ ÜZERİNE
Noel J. Coulson Çeviri: Ferhat Koca: İSLAM HUKUKUNUN ÇATIŞMA VE GERİLİM ALANLARINDAN BİRİ OLARAK VAHİY VE AKIL
Shlomo Pines Çeviri: U. Murat Kılavuz: HİNT DÜŞÜNCESİ -ÖZELLİKLE BUDİST DÜŞÜNCE-NİN KELÂM DOKTRİNLERİNDEKİ BAZI HUSUSLARA ETKİSİ ÜZERİNE
 
ARAŞTIRMA NOTLARI:

Mustafa Aydın: İ’TİZÂL, TARİHSELCİLİK VE İSLÂM

Mehmet Azimli: İSLAM’IN ÖZGÜRLÜKÇÜ YORUMU MU’TEZİLE’NİN İKTİDARLA İMTİHANI

Ahmet Yaman: İSLAM’I SADECE KUR’AN’DAN, TARİHİ DE OSMANLI’DAN İBARET ZANNEDEN ACELECİ VE EKSİK BİR BAKIŞ DOLAYISIYLA ZORUNLU BİR TAVZİH

 
NOSTALJİ:

Muhammed Şerafüddîn: KADERİYYE YAHUT MU’TEZİLE

  makaleler


MU’TEZİLE EKOLÜ TEŞEKKÜLÜ, İLKELERİ VE İSLÂM DÜŞÜNCESİNE KATKILARI

Osman AYDINLI

Mu’tezile, diğer din, kültür ve medeniyetlerle karşılaşma ve etkileşim sürecinde fikrî tartışmalarla beslenen, akılcı, özgürlükçü, eleştirel ve sorgulayıcı din söylemini benimseyen ve geliştiren bir zihniyet olarak İslâm düşüncesinde derin izler bırakan bir mezheptir. Buna rağmen son zamanlara kadar ekol hakkında bilgi verecek araştırmaların sayısı fazla değildi. Fakat bazı temel kaynakların ortaya çıkması ve mezhebe ait dokümanların yeniden ele alınmasıyla birlikte Doğu’da ve Batı’da Mu’tezile üzerinde pek çok eser ve makale yayınlanmaya başlamıştır. Ancak bu mezhebin ne zaman doğduğunu, temel doktrinlerinin neler olduğunu, bu fikirlerin hangi süreç ve koşullar dahilinde teşekkül ettiğini ve İslâm düşüncesine etki ve katkılarının ne olduğunu bir bütün olarak ortaya koymaya gayret eden araştırmalar -özellikle ülkemizde- oldukça az sayıda ve yetersizdir. Bu nedenle ekolü, doğduğu ve geliştiği tarihsel süreci göz önüne alarak genel çerçevesi ile bir makale olarak ele almanın uygun olacağını düşündük.

1. İsimlendirme Problemi

Mu’tezile sözcüğü, (‘azele) kökünden gelmiş olan ve “uzaklaşmak, bir tarafa çekilmek” anlamına gelen i’tizâl[1] kelimesinden türemiştir. Terminolojik olarak Mu’tezile’nin üç farklı kuşakta değişik anlamlarda kullanıldığı dikkat çekmektedir. Bu isim, ilk kez, Hz. Ali dönemindeki kargaşa ortamında, hiçbir gruba katılmayan ve tarafsız kalanlar için kullanılmış olsa da, bu dönemde, itikâdî bir farklılaşmayı ifade etmemektedir. Mu’tezile, hicrî ikinci asrın başlarından itibaren, büyük günah işleyenin durumu, tevhit, insanın kendi fiillerinin yaratıcısı olması gibi konularda, aklı ön plânda tutarak toplumun diğer kesimlerinden biraz daha farklı ve özgün görüşler ileri süren bir grup insana verilmeye başlanmıştır. Mu’tezile İslâm dünyasını etkisi altına alan felsefe hareketini tanıma, yeni fethedilen yerlerin sosyal, kültürel, siyasî ve fikrî problemleriyle ilgilenme ve bunlara çözümler üretme çabaları neticesinde yeni bir kimlik kazanmıştır.

Mezhepler Tarihi araştırmalarında öncelikli bir konuma sahip olan mezhep isimlerinin ne anlama geldiği, kimler tarafından niçin ve hangi anlamda kullanıldığı sorunu, Mu’tezile açısından da geçerlidir. Bu sebeple, mezhebin anıldığı isimle neyin kast edildiği, isimlendirmenin gerekçeleri, kendilerince mi üretildiği, yoksa muhaliflerince mi verildiği sorununun analiz edilmesi gerekli görünmektedir. Konu üzerinde araştırma yapanların Mu’tezile isimlendirmesi ile ilgili olarak ortaya koydukları hipotezleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Hasan Basrî’nin meclisinde geçtiği varsayılan meşhur olaya göre “büyük günah işleyen kimselerin mü’min ya da kâfir olmadıkları, bu iki durum arasında bir yerde (el-menziletü beyne’l-menzileteyn) bulundukları” görüşünü dile getirdiği için “Vâsıl bizden ayrıldı” anlamına gelen "Kad i’tezele anna’l-Vâsıl" sözüyle Vâsıl b. Atâ (131/748) grup dışı kalmıştır.[2] Mu’tezile’ye bu ismin verilişini, sözü edilen olayla irtibatlandıran bu yaklaşım genel kabul görmüştür.

2. Başka bir rivayette Mu’tezile isminin verilmesine sebep olan olayın ve şahısların isimleri değişiklik göstermektedir. Buna göre "el-menziletü beyne’l-menzileteyn" fikrini söylediği için arkadaşlarıyla birlikte ayrı bir grup oluşturma gereğini duyan kişi Amr b. Ubeyd (144/761)’dir. Bu gruba âmâ olduğu için yanlışlıkla giren Katâde b. Diâme es-Sedûsî bunun farkına varmış ve "onlar Mu’tezilîdir" diyerek grubu terk etmiştir.[3] Bu rivayetin iki farklı versiyonundan birinde Katâde b. Diâme es-Sedûsî’nin Amr’ın meclisine Hasan Basrî’nin meclisi sanarak girdiği nakledilirken,[4] diğerinde bu olayın Hasan Basrî’nin ölümünden sonra Katâde ile Amr arasında cereyan eden liderlik mücadelesinin ardından meydana geldiği[5] söylenmiştir.

3. İbn Dureyd (321/933) İştikâk adlı eserinde naklettiği bir başka rivayette ise, Mu’tezile ismi ile ilgili karşımıza Tâbiînden Emevîleri ta’n eden ve tevhide vurgu yapan Amir b. Abdullah b. Abdülkays et-Temîmî (55/675) ismi çıkmaktadır. Bu şahıs Hasan’ın meclisini terkettiği için kendisine Mu’tezile denmiştir.[6]

4. Nallino, Nyberg ve Ahmed Emîn’e göre, i’tizâl lâfzı tarih ve siyaset kitaplarında hicrî I. ve II. asrın ilk yarısında kullanılmış ve Mu’tezile ismi ilk defa Müslümanlar arasında süregelen çekişmelerden ve savaşlardan uzaklaşan kişiler için kullanılmıştır.[7] Nallino, Mu’tezile isminin kendileri tarafından din ve siyaset alanındaki özel tutumlarını göstersin diye seçildiğini veya Müslümanlar arasındaki çekişme ve husumete katılmaktan sakındıklarını ve tarafsızlıklarını göstermek için tercih edildiğini iddia eder.[8] Bu eğilim, herhangi bir gruba mensup olmayı küfürle bir saymış ve bu kaos ortamında tarafsız kalmanın gerekliliğini savunmuştur. Bu siyasî tavırlarından dolayı Siyasî Mu’tezile[9] olarak da isimlendirilen bu insanlar, sonraki Mu’tezile’nin öncüleri olarak görülmüştür.[10]

5. Mu’tezile kavramının orijini ile ilgili diğer bir görüşün sahibi olan Goldziher, ilk kullanımın zâhid ve âbid anlamında olduğunu ileri sürerek Mu’tezile’yi insanlardan ayrılarak bir köşeye çekilen zâhidler olarak nitelemektedir. Ona göre bu topluluğa Mu’tezile denmesinin asıl nedeni, Vâsıl ve Amr b. Ubeyd gibi bu fırkanın ilk kurucularının insanlardan ve dünya nimetlerinden tamamen uzaklaşarak muttakî bir yaşam biçimini seçerek zâhidâne yaşamış olmalarıdır.[11] Oysa bu grubun ortaya çıktığı dönemde zühd ve takva, bir ferdi veya bir oluşumu diğerlerinden ayıracak tarzda belirgin bir özellik değildir.[12]

6. Mu’tezile kavramının kaynağıyla ilgili diğer bir görüşe göre de, Kaderiyye adının zaman içerisinde yetersizliğinden dolayı bu adın kullanılmış olmasıdır. İbn Kuteybe (276/889) ve Bağdâdî gibi bazı yazarlar Kaderiyye ile Mu’tezile’den bahsederken daima bunlardan bir fırka gibi söz ederler ve aralarında da herhangi bir fark görmezler.[13] Bu iddiaya göre, Kaderiyye mutlak kaderi inkâr ettiği, özgür irade ve ihtiyar fikrini savunduğundan dolayı Mu’tezile’nin ilk çekirdeğidir ve Mu’tezile Kaderiyye fırkasına bağlı olarak gelişmiş bir mezheptir. Daha sonra Allah’ın sıfatları, Kur’an’ın tabiatı, el-va’d ve’l-vaîd gibi birçok meselede fikirleri gelişme gösterdikçe yeterliliğini yitiren Kaderiyye ismi yerine Mu’tezile kullanılmıştır.[14] Bu görüş özellikle Ashâb-ı hadîs tarafından işlenmeye çalışılmış ve Mu’tezilî öncüler “insanın fiillerinde hür olduğu fikrini benimsemeleri ve Allah’ın takdiri manasındaki kaderi inkâr etmeleri” nedeniyle Kaderiyye’den sayılmışlar ve Kaderî olarak adlandırılmışlardır.[15] Fakat Mu’tezile, Kaderiyye olarak adlandırılmaktan hoşlanmaz ve bu lâkaba “hayır ve şerri Allah takdir eder” diyenlerin müstehak olduğunu iddia eder.[16] Kanaatimizce böyle bir yaklaşım, Kaderiyye ile Mu’tezile kavramlarının müteradif olarak kullanılmasına yol açmaktadır; bu da bir çok yanlışlığı beraberinde getirebilecektir.

7. Bazen de Kaderiyye şemsiye bir kavram olarak kullanılmakta ve Mu’tezile Kaderiyye’den bir topluluk veya fırka olarak takdim edilmektedir.[17] Pezdevî de Kaderiyye adının genel bir kullanım olduğunu ve bu mezhep içinde Mu’tezile, Dırâriyye, Bekriyye, Hüseyniyye, Zâbiraşaiyye (Câhil Ebû Âsım), Züheriyye, Tümeniyye ve felsefecilerin bulunduğunu ifade etmektedir.[18]

8. Mu’tezile kader fikri nedeniyle kaderle alâkalı bir Yahudi fırkası olan ve ayrılanlar (Mu’tezile) anlamına gelen Peruşim (Feruşim) fırkası ile irtibatlandırılmıştır.[19] Bu iddiaya göre Mu’tezile ismi onlara sonradan Müslüman olan Yahudilerce verilmiştir.[20] Peruşim fırkasına uzaklaşanlar yani i’tizâl edenler denmesinin sebebi, Yahudi geleneğinde bunların Makabi mücadelelerine karışmaktan sakınmalarıdır.[21] Mu’tezile ile Peruşim arasında kurulmak istenen bağ, onların oldukça farklı bir kader anlayışını benimsemeleri nedeniyle pek tutarlı değildir.[22]

9. Mu’tezile, başlangıçta kullanmamaya özen gösterdiği bu ismi, zaman içerisinde rehabilite ederek “temizlik ve ehl-i takva” anlamında kullanmış, Kur’an’dan geldiğini ve asıl kast edilenin bâtıldan ve dalâlet topluluklarından ayrılmak ve övgü olduğunu iddia etmiştir.[23] Bu bağlamda, görüşlerini desteklemek için Kur’an, Sünnet ve gelenekten örnekler seçip naklederek kavramın anlam alanını yeniden belirlemeye çalışmışlardır.[24] Kur’an’dan seçilen ayetlerde övgü özelliği taşıyan “i’tizâl”, “va’tezilkum” ve “vehcurkum” kavramları üzerinde durulmuştur.[25] Onlar, bu ismi kabullenmenin yanı sıra ehlu’t-Tevhîd, el-Muvahhide, ehlu’l-Adl, el-Adliyye, ehlu’l-Hak, fırkatü’n-Nâciye, fırkatü’l-Adliyye, ashâbu’l-Aslah, ashabu’l-Lutf, el-Menâziliyye, el-Münezzihe, ehlu’t-Tenzîh[26] gibi isimleri de kullanmışlardır. Ama kendilerine ehlu’l-adl ve’t-tevhîd (Tevhid ve Adalet ehli) denmesini daha uygun görmüşler ve bu kullanımı yaygınlaştırmaya çalışmışlardır.[27]

Yukarda izahı geçen görüşler incelendiğinde tarihî temellerden yoksun olmadıkları görülmektedir. Mu’tezile kavramı farklı jenerasyonlar ya da farklı kesimler tarafından kullanılmış olsa da, anlam alanları oldukça farklılık arz etmektedir. Mu’tezile adında muhaliflerinin kullandığı anlamda zemm ve kötüleme, kendi kullandıkları anlamda övgü ve iftihar bulunmaktadır. Mu’tezile’nin anlamındaki esas değişme, muhtemelen bu isimle lâkaplandırılan kişilerin, ona övgü ifade eden olumlu bir anlam yükledikleri zaman olmuştur. Böylece onlar, bu isimle hitap olunmaktan rahatsızlık duymamışlardır.

Aslına bakılırsa felsefî metotların kullanımıyla Mu’tezile arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Bu bağlamda sorun, felsefenin düşünce ve görüşlere hâkim olduğu zamanı tespit etmektir. Felsefî kavramlara vukûfiyeti nedeniyle hem Dırâr b. Amr ve hem de Ebu’l-Hüzeyl daha çok sistematik Mu’tezile kelâmının kurucusu olarak kabul edilmektedir.[28] Bu zaman dilimi içerisinde Mu’tezile kavramının kelâmda aklî metotları kullanan, fakat “beş usûl”e indirgenen Mu’tezile akidesini kabul etmeyen birçok kimse için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Sonraki Mu’tezile ise, bir kimsenin kendi mezheplerine mensubiyetini beş esasa bağlamış ve bunu tam olarak benimsemeyen kimseyi Mu’tezile adına lâyık görmemiştir. Bu nedenle bir kimse, bu beş esastan herhangi birine veya bir kaçına inanır da, diğerlerine inanmazsa Mu’tezilî olarak nitelendirilemez.[29] Bu değerlendirmeden sonra, Mu’tezile’ye özgü sayılabilecek iki özellikten bahsedilebilir. Birincisi sınırını Mu’tezile’nin tespit ettiği beş usûlün benimsenmesi,[30] ikincisi ise Yunan felsefesinin kavramlarına hâkimiyet.[31]

Sonuç itibariyle Mu’tezile mezhebi denildiğinde tevhid, adl, el-va’d ve’l-vaîd, el-menziletü beyne’l-menzileteyn ve el-emru bi’l-ma’rûf ve’n-nehyi ani’l-münker olarak bilinen beş esası benimseyen ve kelâmî-felsefî meselelerle temayüz etmiş bir ekol anlaşılmalıdır.


[1]İbn Manzûr, Lisânu’l-’Arab, Beyrut ts., XI, 440.

[2]Daha geniş bilgi için bkz. Şehristânî, el-Milel ve’n-nihâl, tsh. Muhammed Fehmî Muhammed, Beyrut 1990/1410, I, 25; Bağdâdî, el-Fark beyne’l-fırak, nşr. M. Muhyiddîn Abdulhamîd, Beyrut ts., 20 vd.; Isferâyinî, et-Tabsîr fi’d-dîn ve temyîzi’l-fırkati’n-nâciye an fırkati’l-hâlikîn, thk. K.Yûsuf el-Hût, Beyrut 1983/1403, 65; Ebû Hilâl Askerî, el-Evâil, Beyrut 1407/1987, 255; Ahmed Emîn, Fecru’l-İslâm, Kahire 1936, II, 90-97; Abdurrahmân Bedevî, Mezâhibu’l-İslâmiyyîn, Beyrut 1971, I, 85.

[3]Neşvânu’l-Hımyerî, Hûru’l-`Iyn, Mısır 1948, 205; İbn Teymiyye, Mecmûu’l-fetâvâ, thk. Abdurrehâ b. Muhammed b. Kâsım, ts., VIII, 228; İbn Manzûr, XI, 440.

[4]Kâdî Abdülcebbâr, el-Münye ve’l-emel, cem. Ahmed b. Yahyâ el-Murtazâ, thk. İsâmuddîn Muhammed Ali, İskenderiye 1985, 5; Taşköprüzâde, Mevzûâtü’l-ulûm, I, 608.

[5] Bkz. eş-Şerîf Ebu’l-Kâsım Ali b. et-Tâhir Ebû Ahmed el-Hüseyin Seyyid Murtazâ (436/1044), Emâlî’s-Seyyidi’l- Murtazâ, Kum 1403/1907, I, 116; Ebu’l-Ferec Muhammed b. Ebû Ya‘kûb İshâk İbn Nedîm, Fihrist, thk. Rızâ Teceddüd İbn Ali b. Zeyni’l-Âbidîn el-Hairî el-Mâzindirî, Beyrut 1988, 201; İbn Hallikân, Vefayâtü’l-’ayân ve enbau ebnâi’z-zamân, ed. İhsân Abbâs, Beyrut 1972, VI, 8.

[6]İbn Düreyd el-Ezdî, İştikâk, thk.Abdusselâm Muhammed Hârûn, Bağdat 1399/1979, 213-214; Mahmûd Kâmil Ahmed, Mefhûmu’l-’adl fî tefsîri’l-Mu’tezile li’l-Kur’ân, Beyrut 1983, 20; E. Fuâd Seyyid - A. Fuâd Seyyid, “Mukaddime”, Fadlu’l- İ’tizâl ve tabakâtü’l-Mu’tezile, 16-17.

[7]Daha geniş bilgi için bkz. Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî (310/922), Târîhu’l-ümem ve’l-mülûk, thk. Muhammed Ebu’l-Fazl İbrâhim, Beyrut, 1386/1966, IV, 438, 554, 557; V, 58, 64; Mes‘ûdî (346/957), Murûcu’z-zeheb ve meâdinu’l-cevher, thk. Muhammed Muhyiddîn Abdulhamîd, Beyrut 1988, II, 361; Ebu’l-Fidâ (732/1331), el-Muhtasar fî ahbâri’l-beşer, Beyrut ts., I, 171; Carlo Alphonso Nallino, Buhûs fi’l-Mu’tezile (et-Türâsü’l-Yûnânî fî hadârati’l-İslâmiyye adlı eserin içerisinde), Arp. ter. A. Bedevî, 181-184; Nyberg, “Mu’tezile”, İA, VIII, 756; Ahmed Emîn, Fecru’l-İslâm, II, 90-97.

[8]Nallino, Buhûs fi’l-Mu’tezile, 181-184.

[9]Naşî el-Ekber, Abdullah b. Muhammed, Mesâilu’l-İmâme, thk. Josef Van Ess, Beyrut 1971, 17.

[10]Nallino, Buhûs fi’l-Mu’tezile, 173-175; Sarah Stroumsa, “The Beginnings of the Mu’tazıla Reconsidered”, Jerusalem Studies in Arabic and Islam, XIII (1990), 275.

[11]Ignaz Goldziher, el-Akîde ve’ş-şerîa fi’l-İslâm, Arp. çev. M. Yûsuf Mûsâ, Ali Hasan Abdulkâdir, A. Abd el-Hâlık, Kahire 1959, 100 vd.; Ahmed Emîn, II, 90 vd.; İrfân Abdulhamîd, İslâm’da İtikâdi Mezhepleri ve Akaid Esasları, çev. M. Saim Yeprem, İstanbul 1983, 398 vd.; Sarah Stroumsa, “The Beginnings of the Mu’tazıla Reconsidered”, Jerusalem Studies in Arabic and Islam, XIII(1990), 272 vd.

[12] Mu’tezile geleneğindeki zâhidâne eğilim için bkz. Osman Aydınlı, "Mu’tezilî Anlayışta Züht ve Takva Boyutu", Tasavvuf İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Cilt:1, Sayı: 10(2003), Ankara, 99-122.

[13]İbn Kuteybe, Te’vilu muhtelifi’l-hadîs, Kahire 1326, 144; Bağdâdî, el-Fark beyne’l-fırak, 114-115; Bağdâdî, Kitâbu usûli’d-dîn, Beyrut,1981/1401, 5, 7, 29, 40, 82.

[14]Nallino, Buhûs fi’l-Mu’tezile, 176-177.

[15]Zehebî, Mîzânu’l-İ‘tidâl fî nakdi’r-ricâl, Thk. Ali Muhammed el-Becavî, Dâru’l-Hayaî ts., III, 273; İzmirli İsmail Hakkı, Yeni İlm-i Kelâm, haz. Sabri Hizmetli, Ankara 1981, 83; J. Trijze De Boer, İslâm’da Felsefe Tarihi, çev.Yaşar Kutluay, Ankara 1960, 34 vd.; Nallino, Buhûs fi’l-Mu’tezile, 198-199.

[16]Eş’arî, Kitâbu’l-İbâne an Usûli’d-Diyâne, thk. Hüseyin Mahmûd, Kahire 1977, 73.

[17]İbn Manzûr, Lisânu’l-’Arab, XI, 440.

[18]Sadru’l-İslâm İmâm Ebû Yüsr Muhammed Pezdevî (493/1099), Ehl-i Sünnet Akaidi, terc. Ş. Gölcük, İstanbul 1988, 348.

[19]Takıyuddîn Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Ali Makrizî, Kitâbu’l-mevâ‘izu ve’l-i‘tibâr bi-zikri’l-hıtat ve’l-âsâr (Hıtatu’l-Makriziyye), Beyrut ts., II, 476.

[20]M. Şerefeddin Yaltkaya, “İslâm’da İlk Fikri Hareketler ve Dini Mezhepler”, DFİFD. Sayı:15, 5-6; Muhammed Ebû Zehra, İslâm’da Siyasî ve İtikadi Mezhepler Tarihi, çev. Hasan Karakaya, Kerim Aytekin, İstanbul 1983, 155.

[21]Yaşar Kutluay, İslâm ve Yahudi Mezhepleri, Ankara 1965, 156.

[22]Daha geniş bilgi için bkz. Kutluay, age, 161-164.

[23]İbn Manzûr, Lisânu’l-’Arab, XI, 440; Ebû Hilâl Askerî, el-Evâil, 255.

[24]İbn Murtazâ, Kitâbu el-Milel ve’n-nihâl min eczâi Kitâbu’l-bahr ez-zahhâr el-câmi’ li-mezâhibi ulemâi’l-emsâr, thk. Muhammed Cevâd Meşkûr,Tebriz 1959, 13; Ali Sâmî en-Neşşâr, Neş’eti’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, Kahire 1966, 431.

[25]Daha geniş bilgi için bkz. Kâdî Abdülcebbâr, el-Muhît bi’t-teklîf, thk. Ömer es-Seyyid Azmî, Kahire ts., 422; İbn Murtazâ, Tabakâtü’l-Mu’tezile, thk. S. D. Wılzer, Beyrut 1380, 2.

[26]Mu’tezile karşıtlarının verdikleri diğer isimler için bkz. Takıyyuddîn Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Ali el-Makrizî (H.845), Kitâbu’l-mevâ`izu ve’l-i‘tibâr bi-zikri’l-hıtat ve’l-âsâr (Hıtatu’l-Makriziyye), II, 348, Beyrut ts., Albert Nader Nasrî, Ehemmu’l-fıraki’l-İslâmiyyeti’s-siyâsiyye ve’l-kelâmiyye, Beyrut ts., 72; Âdil el-Avva, el-Mu’tezile ve’l-fikri’l-hürr, Dımaşk. Ts., 55; A. Mahmûd Subhî, fî İlmi Kelâm dirâsetü Felsefiyyeti li erâe fırakı’l-İslâmiyye fî usûlu’d-dîn, Beyrut 1405/1984, I, 112.

[27]Kâdî Abdülcebbâr, el-Muhît bi’t-teklîf, 422; Âdil el-Avva, el-Mu’tezile ve’l-fikri’l-hürr, 49.

[28]George F. Hourani, “Islamic and Non-Islamic Origins of Mu’tazilite Ethical Rationalism”, Int. J. Middle East Stud. 7(1976), 74.

[29]Hayyât, Kitâbu’l-intisâr ve’r-reddu alâ Râvendiye’l-mulhıd, tkd. Muhammed Hicâzî, Kahire 1988, 188 vd.; Neşşâr, Neş’eti’l-fikri’l-felsefî fi’l-İslâm, I, 459.

[30]Hayyât, age, 126; Mes‘ûdî, II, 176 vd.

[31]W. Montgomery Watt, İslâm Düşüncesinin Teşekkül Devri, çev. E. R. Fığlalı, Ankara 1981, 266; Watt, İslâm Felsefesi ve Kelâmı, çev. Süleyman Ateş, Ankara 1968, 63.