|
İSLAM’IN ÖZGÜRLÜKÇÜ YORUMU MU’TEZİLE’NİN İKTİDARLA İMTİHANI
Mehmet AZİMLİ
Bu çalışmamızda İslam tarihinin en önemli fikir
hareketlerinden biri olan Mu’tezile’nin, savunduğu
fikirlerle, iktidarda bulunduğu dönemdeki
uygulamaları arasındaki çelişkilere değinmek
istiyoruz. İslam tarihinde kısa, fakat önemli bir
zaman dilimi olduğunu düşündüğümüz ve İslam düşünce
hareketleri açısından önemli addedilen bu döneme,
çalışmamızda kısaca göz atmaya çalışacağız.
Bu konuyu izah sadedinde de dönemin ünlü hadis
bilgini Ahmet b. Hanbel’in (v.h.241/m.855) ve ünlü
bir komutan ve bürokratı olan Afşin’in
(v.h.226/m.840) Mu’tezilî iktidar ile olan
problemlerini değerlendirmeye çalışacağız.
Dönemin
Siyasî Ve Kültürel Durumu
Emevîlerle
birlikte başlayan devlet yönetimindeki baskıcı yöntemler,
Ehl-i Beyt’e yapılan kötü muameleler, Arapçılık
fikrinin halka dayatılması halkta özgürlükçü
bir yapılanma isteği doğurmuştu. Bunun neticesinde
de halk kesimleri alternatif bir yönetim biçimi
vadeden Abbâsîleri desteklemeye başladılar.
Abbâsîlerin
iktidara gelmeleri, halk kesimlerinin çoğunluğunda
büyük umutlar oluşturmasına rağmen, Abbâsîler
özgürlükçü bir devlet yapısı ortaya koyamadılar.
Bu dönemde de klâsik saltanat dönemlerinde olduğu
gibi, sultanın benimsediği fikrî düşünce,
devletin resmî görüşü olmuş ve halka bu görüşler
dayatılmak istenmiştir. Abbâsîlerde, bir devlet
projesinin halka dayatılmak istenmesinin tipik bir örneğini,
Ebû Ca’fer Mansûr’un (v.h.258/m.774) İmam Mâlik’e
(v.h.179/m.795) yaptığı bir teklifte görüyoruz.
Abbâsî halîfesi Ebû Ca’fer Mansûr’un,
İmam Mâlik’in kitabı olan Muvatta’ın
devletin resmî eğitim kitabı haline getirilmesi
teklifine İmam Mâlik karşı çıkmış, resmî bir
dinî görüşün halka zorla dayatılmasının doğru
olmadığı gerekçesiyle bu teklifi reddetmiştir.
Fakat sonraki dönemlerde de belli dinî görüş ve
mezhebî eğilimlerin, bir devlet görüşü olarak
halka zorla benimsetilmeye çalışıldığını müşahede
ediyoruz.
Abbâsîlerin
İlk döneminde, siyasî gücü elinde bulunduran Fars
kökenli Bermekî ailesi, Sâsânîlerden gelen ulusçu
ve devleti esas alan zihniyetin temsilcisi olarak bütün
Sâsânî kurum ve âdetlerini âdeta yeni devletin içine
transfer ediyorlardı. Böylece Sâsânî devlet teşkilatı
büyük oranda Abbâsî devletine aktarılmıştı. Bu
transfer sırasında İslam açısından uygun görülemeyecek
bazı kültürel öğeler de transfer ediliyordu.
Siyasî
otoritedeki bu olumsuzlukların dışında toplum bazında
düşündüğümüzde; Tevrat ve İncil değişik şekillerde
İslam kılıfıyla aktarılıp “Halk İslam’ı”
oluşturulmuştu. İsrâiliyyât yayılmış, halk
kassâslardan dini öğrenir duruma gelmişti. Ayrıca
bunlara ilâveten, akla gereken değeri vermeyen ve
sadece zahirî nassı esas alan bir düşünce
hareketi gelişiyordu. Bunlar kendi fikirlerine ters
gelen bütün fikirlere karşı savaş açıyorlar, dönemin
âlimlerini dövüyorlar kendi fikirlerine uymayan kişileri
baskı altında tutuyorlardı. Taberî (v.h.310/m.922)
bu tip bir linç girişimlerine uğrayan âlimlerden
birisidir.
Bu durumda baştan beri bu yaklaşımları doğru
bulmayan ve alternatif düşünceler üretmeye çalışan
Mu’tezilî âlimler harekete geçmeye başladılar.
|