|
İSLAM HUKUKUNUN ÇATIŞMA VE GERİLİM ALANLARINDAN BİRİ OLARAK VAHİY VE AKIL
Shlomo PINES - Çeviren: U. Murat KILAVUZ
1936’da Berlin’de yayınlanan
Beiträge zur Islamischen Atomenlehre’de
Kelâm’ın
atomcu öğretileriyle çeşitli
Hint felsefî veya teolojik sistemlerinin atomcu öğretileri
arasındaki benzerliğe
dikkat çekmiş, ancak bu benzerlikleri açıklayan
belirli bir hipotez ortaya koyamamıştım. Zikri geçen çalışmada,
Cehm’in Sümeniyye ile tartışmasından
bahseden bazı
İslâmî
kaynaklara da atıfta
bulunmuş,
ancak söz konusu tartışmada
üzerinde durulan hususların ilk dönem İslâm
öğretisi üzerindeki etkilerini –bu makalede yapacağım şekilde-
tartışmamıştım.
Beiträge’ı
yazdığım sırada Hint ve İslâm atom teorileri
arasındaki benzerlikleri açıklayan bir hipotez formüle
edememem, şimdi öyle inanıyorum ki, yedinci yüzyılın
ilk yarısındaki Orta Asya’da din ve ilim adamlığına
dair ulaşılabilecek bir bilgi kaynağı bulamamam
nedeniyle idi. Bu durum, Arap cedelcileri ve mezhepler
tarihi yazarlarının eserlerinde Cehm’in
Budistlerle tartışmasına dair tek tük anlatım ve
atıfları yorumlamama da zemin hazırlamıştı.
620
(veya m. 627)’de bir Budist rahip olan Çinli seyyah
Yuan Chuang, “Batı ülkeleri”ne doğru, son durağı
Hindistan olacak seyahatine başladı. Dönüşünde
beraberinde 657 Budist eseri
getirdi ve hayatının son yirmi yılını bunların
yetmiş beşini tercüme etmeye adadı.
O,
“Batı ülkeleri”ne dair anlatımlarında, Budist
hareketler ve topluluklar hakkında burada yalnızca
iki örneğini iktibas edeceğimiz çeşitli ayrıntılar
vermektedir.
Belh
şehrini anlatırken, şu Budist yapılardan söz
eder: Yüz manastır, bir tapınak ve birkaç yüz Stūpa.
Üç bin Budist rahip, Budizm’in Hināyāna
mezhebinin öğretisi üzerinde çalışmaktadır.
644’te,
Yuan Chuang’ın ziyaretinden kısa süre sonra Belh
Müslüman fatihler tarafından ele geçirilmiştir.
Seyyahımıza
göre, Afganistan’ın Begram bölgesindeki Kāpisā
krallığında altı bin rahibin Mahāyāna
Budizmi’nin öğretilerini işlediği yüz
manastır vardır. Bu bölgede, Hināyāna
Budizmi’nin öğretilerini işleyen yaklaşık 300
rahibin yaşadığı bir manastırdan da söz
eder. Bunların yanı sıra 1000 civarında da “sapkın
(heretic)”, yani Budist olmayan Hint mezheplerine
mensup kimse mevcuttur.
Yuan
Chuang’ın örnekleri çoğaltılabilecek bu
ifadeleri, gerek Orta Asya’da Müslümanlar tarafından
fethedilen ve gerekse bu yayılmanın kendilerini yakın
temasa geçirdiği ülkelerin, Budist misyoner
faaliyetlerinden yoğun biçimde etkilendiği ve
bunların, Asya’nın birkaç yüzyıllık bir süreçte
çeşitli derecelerde dönüşüm geçiren ve yerel seçkinleri
Budist düşüncesi tarafından biçimlendirilen bu
kayda değer kesiminin bir parçasını oluşturduğunu
ortaya koymaktadır.
Budist
misyoner faaliyetleri arasında, zaman zaman araştırma
merkezi işlevine de sahip olan manastırlar kurmak
vardı. Bu, orijinali itibariyle Sanskritçe
yazılmış olan Budist metinlerin temin edildiği ve
yerel dillere yapılan çevirilere artık ulaşılabildiği
anlamına gelmekteydi. Tercüme edilen ve incelenen
metinlerin bir kısmı doktrinal veya daha uygun bir
ifadeyle felsefî olarak isimlendirilebilecek
eserlerdi (Çin ve Tibet’te durum bu idi).
Bu
tür Budist eserler çoğu zaman polemiklerle doludur
ve dikkatli bir okuyucu, yalnızca bu eserlerin müelliflerinin
görüşlerini anlamakla kalmaz, aynı zamanda bu görüşlerden
farklılık arz eden Hint felsefî bakış açıları
hakkında büyük bir bilgi birikimine de sahip olur.
Bu
noktada Cehm b. Safvân’ın Sümeniyye ile tartışmasını
artık gözden geçirebiliriz.
|